yalnız birey güçlü bireydir sözünü eyleme dönüştürme halidir. (ben bu sözü bir yerlerden hatırlıyorum sanki). iğrenç bir cumartesi günüdür, hava kapalıdır, can ciger kuzu sarması arkadaşlarınızı ararsınız, ne idüğü belirsiz bir insan evladının doğum gününe gidicez biiiiz derler size (yok eski sevgili değil). sonra pazartesi günü finaliniz olduğu aklınıza gelir, off napıcam dersiniz, içinize afakanlar basar.."boşver bea bugün çalışmayalım" dersiniz, bilet ayırtırsınız, sinemaya yarım saat kala gider sinemadan biletinizi alırsınız. işin zor bölümü burada başlar, sinemaya yarım saat kala tek başınıza olduğunuz için elinizi ayağını nereye koyacağınızı bilemezsiniz, "bari bir kahve alayım, onunla oyalanırım" dersiniz, cumartesi olduğundan oturacak yer bulamazsınız, sanki herkes size bakıyomuş gibi gelir, içinizden "evet yalnızım, yalnız geldim, ne bakıyosun? b.k mu var???" diyesiniz gelir, o dandik yarım saat bir türlü geçmek bilmez. cesur tipler varsa yanınıza gelir ateş ister, "artık yok!" dersiniz, mutlu olursunuz, sinemaya girince, karanlıkta, koltuğa gömülür ve "ohh işte huzur" dersiniz.
eğer bir cumartesi akşamı kalkıp da taksime arkadaşınızla buluşmaya gittiyseniz ve fakat o arkadaş 2-3 saat rötarlı dönecekse gittiği yerden, arkadaşı beklerken yapılabilecek eylem.
yalnız siz siz olun heteroseksüel bir canlıysanız benim yaptığım şekilde yapmayın, olay söyledir;
theone kişisi arkadaşını bekleyeceği süreyi geçirmek için gider kötü eğitim'e bilet alır, sinemaya girer yalnız bir erkek kişi olarak, filmi izler, daha sonra filmden çıktığında sinema önünde uzun süredir görüşmediği milli yüzücü bir kutu gibi köşebent bir arkadaşıyla buluşur, sarılır, etraftaki insanlar "anlamıştık bir ibnelik olduğunu zaten." bakışları atarlar o arada taşlar yerine oturur farkedersiniz "hassiktirrrr" dersiniz ama iş işten geçmiştir.
neden bilmiorum her zaman tzt*de yaptığım eylem.o ufacık salonda izlediğim film ne kadar gereksiz bi yapım olursa olsun kendimi çok mutlu, huzurlu hissediyor; salondan suratımda aptal bi gülümsemeyle ayrılıyorum.
cumartesi sabahlarını değerlendirmek için yapılacak en güzel şey. genelde 11:00 matinesi tercih edilir ve salon çoğu zaman boş olur. koskoca salonda tek başıma bile film izlediğim olmuştur. filmi dikkatiniz dağılmadan baştan sona izlersiniz, soru soran, konuşan, mısır yiyen yoktur. sadece filmi izlersiniz. güzeldir, hoştur.
sinemaya ve tiyatro gibi sessizlik içinde, birlikte gittiğin insanlarla yanyana oturmaktan öte bir amacı olmayan, içten içe bulunulan andan zevk alınarak gerçekleştirilen eylemlerin neden birileri ile birlikte yapılması gerektiğini anlamadığımdan sürekli yaptığım bir eylemdir.
en sıkıntılı anlar antraktta yaşanır. kıçınıza japon yapıştırıcısı sürülmüş gibi koltuğa saplanıp kalmak olmaz. ne yapacaksınız? bir ön sırada iyice gömülmüş cilveleşen çiftin kafalarına tekme mi vuracaksınız? o bebek taklidi yapan delikanlı birden deli balta olur hücuma geçer alimallah.
mecburen fuayeye çıkılır. ciddi ciddi gelecek program afişleri incelenir. "hmmm, iyi biliyorum bu görüntü yönetmenini" tavrı takınılır. ama adıyla sanıyla on dakika bu, kolay geçmez. elleri kolları konuşlandıracak bir yer bulmak icap etmektedir acilen. içiyorsanız bir sigara yakarsınız; yiyorsanız bir frigo alırsınız. (ama frigoyla yalnız insan karizması yapmak daha zordur tabi)
nihayet gong çalar. yüzde aynı ciddi ifade muhafaza edilerek küt küt yürünüp koltuğa çökülür; eller mehmet ali birand pozisyonunda ikinci yarının başlaması beklenir. ne bu ciddiyet birader? potemkin zırhlısı üzerine doktora tezi yazmıyorsun ki. alt tarafı işten/okuldan kaytarmış, kayıp balık nemo'yu izlemeye gelmişsin işte. ama hayır, yalnız adam ciddi olur. ciddi iştir yalnız başına sinemaya gitmek.
insanların yalnız başına vakit geçirmesini öğrenebilmesi için önemli adımlardan biri. hatta şöylesi daha makbuldur: sabah kahvaltı için yeniköye gidlir, denize karşı emek kafede yahut yeniköy spor klubünde şahane bir kahvaltı edilir. ardından sahil boyunca yürünerek emirgan, bebek yapılır. güç derman kaldı ise beşiktaşa kadar devam edilir. beşiktaşta gidilecek film seçilir, patlamış mısır veya frigo eşliğinde filmimiz yalnız bir şekilde izlenir.film ardından iskelede demli bir çay içilir, mümkünse simit alınıp parça parça kuşlara atılır. artık bundan sonrası kişinin yalnızlık kotasını doldurup doldurmamasına bakar. ya yurda, eve dönüşe girişilir,ya da yetti .mına koyyiiim, ne lan bu tripler, git iki insan arasına karış denirse, taksime akılıp gece uzatılabilir.
işin aslı;öncelikle yalnız başına (ya da tek başına..) sinemaya gitmeyi öğrenebilmekte yatıyor..bunun için öncelikle yalnızlığı ve yalnız olduğunu kabullenmek,devamında belirli kalıpları yıkıp tek başına sinemaya mı gidilirmiş vs. zart zurttan arınmak gerekebilir.sonunda da özgür iradenin peşinden koşup,(bunun için sevgiliden ayrılmak da bir çare olabilir) kendini belki de hiç yaşayamayacağın bir dünyanın kucaklarına atıyorsun...afiyet olsun..
bence çok güzel ve garip olmayan bir olay olmasına rağmen çevreden bazı tepkiler görülebilmektedir..sinemadan içeri girdiğiniz an başlar tuhaf bakışlar..daha sonra;
-x filme bir öğrenci..
+bir tane mi?
-evet sadece bir tane.
elimde bilet bekleme salonuna giderim oturmak için.evet,herkes çift olabilir..ama tek olmak da bu kadar garip olmamalıdır.onlar bana,ben onlara bakarım.salon x de film başlamak üzereyken pop corn ve kolamı alıp salona ilerlerim çiftlerin arasından.salondan içeri girerken kapıdaki görevli biletime bakarken gülümser,"tek gelmiş yazık" dercesine..aldırmam..izlerim filmimi.antrakta çiftler filmin ilk yarısı hakkındaki yorumlarını birbirleriyle paylaşırken kulak kabartmakla yetinirim.yorumumu kendime saklar 5 dakikalık müziği dinlerim.ikinci yarı başlar,neyse ki film sırasında sorun yoktur..film bittikten sonra kapıdaki görevli tekrar gülümseyerek "iyi akşamlar" der..salondan sinema çıkışına kadar film hakkındaki görüşlerini paylaşan insan topluluğuyla ağır ağır yürürüm..aslında film kahramanı benmişim gibi bi garip hissederim kendimi ama tek başına sinemaya gitmek bi başkadır.
ankara sinemalarında 5 yıl her kademede çalışmış birisi olarak sükununda dediği gibi filme tek başına gelen 18 -30 yaşlarındaki bir erkek sinemacılar için potansiyel bir ajandır ve bileti itinayla kesilir.
bazı insanların yadrgayarak baktığı " nasıl yani tek başına sinemaya mı gidilir" diye tepki verdiği ama çok keyifli bir eylem , alırsınız mısırınızı kurulursunuz koltuğunuza mis gibi izlersiniz filminizi yanınızda " ya off ben şurayı kaçırdım " deyip de sizinde bi sonraki anı kaçırmanıza neden olacak kimse olmayacaktır.
gişeden alınan tek kişilik bilet,mısır ve kola kutusu elinizde beklersiniz filmin başlamasını etrafınızı incelersiniz yavaş yavaş;çiftler vardır birbirinin elini tutan sevgililer vardır birbirinin gözlerinin içine bakan ve kendinizi kandırırsınız belki de alt tarafı bir film kimseye ihtiyacım yok ben kendime yeterim dersiniz,güçlüsünüzdür ama yine de mısır kutusuna sizinkinden başka bir el uzansın diye beklersiniz.
yalnız başına tiyatroya gitmekten iyidir çünkü tiyatro daha canlıdır, oyuncular sanki sizin yalnızlığınızı fark edecekmiş gibi hissedersiniz.
sinemadaysa tv izler gibi, evdeymiş gibi hissedip yalnızlığınızla biraz daha başa çıkabilirsiniz.
eskiden çok sık yaptığım ancak uzun zamandan beri deliler gibi çalıştığım için yapmaya fırsat bulamadığım olay. bence birileri ile sinemaya gitmekten çok daha keyifli, tabii yanınızdaki kişi sevgiliniz değilse...
birlikte gidecek kimse bul(a)mamak neticesinde yapılan, zevkli de olabilen ama yalnız yapıldığında içten içe koyan, gerçekleştirmemek için direnip kendimi download'a vurma sebebim.
yapılması en zevkli işlerdendir. süresi boyunca filme odaklanırsın ne yanında haşır huşur patlamış mısır yiyen biri vardır, ne de ikide bir anlamadığı yeri sorup dikkat dağıtan biri.