yalnız ölüm 

adana çık aradan

  1. ölümün karanlığını iliklerinizde hissettiren bir pablo neruda şiiri:

    yapayalnız mezarlıklar vardır
    suskun kemiklerle dolu gömütler
    bir yürektir geçer ölüm o geçitlerden
    karanlık, karanlık ve karanlıktır
    bir gemi enkazı gibi
    bir yüreğin içinde boğulurken
    ya da cana geçerken deriden

    cesetler vardır
    soğuktan yapılmış ayaklar, yapışkan kilden
    ölüm vardır kemiklerin içinde
    soyut bir ses gibi
    bir havlama gibi köpeksiz
    bir sestir kurtulmuş çanlardan ve gömütlerden
    bir yağmur gibi kabarır, gözyaşı gibi ya da

    yalnız ben görürüm o arada
    yelkenli tabutları, geniş
    solgun ölüleri taşıyan, ölü saçlı kadınları
    melekler gibi beyaz fırıncıları
    düşünceli kızları, noterlerle evlenmiş
    ölümün dikey nehirlerinde yukarı doğru kayan tabutları

    yelkenleri ölümün sesiyle şişmiş
    ölümün sessiz sesiyle dolu yelkenleriyle
    göklere doğru kayıp gider

    sonra varırlar da sesli sahillerle ölüler
    ayaksız bir kundura, insansız giysiler gibidirler
    çalarlar kapıları taşsız ve parmaksız yüzüklerle
    gelirler ağızsız bağırmalar, dilsiz ve dudaksız çığlıklarla

    adımları yankılanır gene de
    giysileri ses verir, kısık bir ses, ağaçlar gibi

    bir şey bilmem, çok az anlarım, görürüm ikide bir
    ama derim ki türküleri ıslak menekşelerden
    toprağa alışkın menekşelerdendir
    ölümün yüzü yeşildir çünkü
    ölümün bakışları yeşildir
    bir menekşe yaprağının delici ıslıkları vardır

    ama ölüm süpürgeden bir evrene dalar da
    döşemeyi yalayıp ölüyü arayan süpürge
    ölüm süpürgenin içindedir
    ölümün dilidir ölüleri arayan
    ölümün iğnesidir ipliğini arayan her yerde

    ölüm çocuk yataklarının kıvrımlarında
    ölüm döşeklerde, ölüm kara battaniyelerde
    tembelce bekler de canlanır birdenbire
    bir yaslı sesle durup kabartır örtüleri
    ve yataklar açılır bir limana doğru
    ölümün bir amiral gibi sahilde beklediği
    (sphinks, 17.03.2007 17:14)