bir
yalie olarak yani yale görmüş, burada okumuş bir birey olarak en mükemmel kısmının misafirhanesi olduğunu söyleyebileceğim, canım okulum demekten bıkıp usanmadığım canım okulum. (bkz:
canısı)
benim kanki boy tahir, bir gün telden konuşurken "olum ben de gelmek istiyorum lan oraya" diye tutturdu. "iyi lan gel, gelirken de tereyağı, peynir, babannemin vişne reçeli, çökelek, dondurulmuş karnı yarık ve sütlaç getir, buradaki yiyecekler sikim gibi" dedim . sonra tarif ettim "new york tan
connecticut aktarmalı geleceksin ha unutma" diye. dünden hazırmış bizim tarantula tahir, bir ay geçti geçmedi dibimde bitti hanzo. okulu gezdiriyorum ben buna, bak bunası long hall, efendime söyliyim burası cover hill filan diye. sonra oturttum bunu bizim okulun, yani
yale nin muhteşem çimlerine, getirdiği tereyağı reçel ve trabzon ekmeği dilimlerinden bir buket sunuyorum kendime. ayı gibi yiyip geğiriyor, çimenlerde güreşmece, pandik atmaca filan oynuyoruz, eski günleri yad ediyoruz filan derken akşam oluveriyor. alıyorum bizim sikörtıl'ı o inanılmaz yale misafirhanemize götürüyorum. tabi kapıdan girişte bunun aklı şaşıyor, "öhh ananın amı" diye bağırıyor. allahtan türkçe bilen yok etrafta. neyse efendim, tahir'i daha önceden onun için ayarlamış olduğum muhteşem yale misafirhane odasına çıkarırken önceden aramızın bozuk olduğu (iki üst giri bilgilendirecektir) christopher isimli kuzey dakotalı kıro ile karşılaşıveriyoruz. tahir e "bu lavuk yengene sarktı lan biliyon mu" der demez bizim tahir girdiyo buna. bir yandan "sen benim karren yengeme nasıl sarkarsın lan silüetini s.ktiğimin evladı" diye bağırıyor değer yandan da burnuna burnuna, septum nasi bölgesine gömçürtüyor. ayı tahir derlerdi buna bizim mahallede, ayı gibi güçlü yani, ayıramıyorum o yüzden. derken bir patırtı gürültü kopuyor, muhteşem yale misafirhanemizin müdürü darren forgiven bey bizi dışarı attırıyor.
ah gerizekalı tahir, sonra gider o hostelde böcekli böcekli kalırsın işte.. yale nin, yani benim canım okulumun misafirhanesi pek güzel ve nezihtir..