2.abdülhamit dönemi, balkan savaşı, kurtuluş savaşı, 1 ve 2.dünya savaşları gibi sarsıcı olayları yaşamış bir geçiş dönemi yazarı(1889-1974).aydınların anadolu ile ilgilenmelerini istemiş.(bkz: yaban)batının olumsuz yönlerini eleştiren ,(bkz: kiralık konak) yazı da anlatım tarzı ve tekniğe çok önem veren bir yazar.
yaban adlı romanı ile kırsal kesimi gerçek manada resmetmiş yazar. zira o döneme kadar istanbuldaki edebi çevrelerce köyler isviçrenin dağ köyleri kadar müreffeh zannedilir, bu nedenle romanlarda dertlerden sıkıntılardan ari bir tablo içerisinde hikayeler neşredilirmiş. bu derece köy istanbul kopukluğunun yaşandığı dönemde karaosmanoğlunun yaban romanı işin esasının böyle olmadığını hatta köylerde hastalık ve fakirlik nedeniyle insanların telef olduğunu gözler önüne sererek istanbul burjuvazisi üzerinde tokat etkisi oluşturmuştur. yakup kadri romanları genellikle osmanlı ile türkiye cumhuriyeti arasındaki geçiş dönemini resmeder niteliktedir. okunmalıdır tavsiye edilir...
sodom ve gomore adlı eserinde kurtuluş savaşı yıllarında ingiliz zabıtıyla yatan aşifte bir istanbul hatunuyla gazi bir türk askeri arasında geçen dialog yürek parçalıyıcıdır.feci gaza getirir.
hep o şarkı=tanzimat ve istibdat kiralık konak=tanzimat, istibdat, meşrutiyet nur baba=meşrutiyet devri bozulmuş bektaşi dergahları hüküm gecesi=meşrutiyet, balkan savaşı, birinci dünya savaşı sodom ve gomore=mütareke yılları, istanbul yaban=kurtuluş savaşı'nda anadolu ankara=cumhuriyet'in ilk yılları panorama 1=cumhuriyet'in inkılabları panorama 2=atatürk'ün ölümünden 1950'ye kadar
bir romanında köylülerin nasıl seviştiklerini kişisine sordurarak, bir aydın için vazgeçilmez bir unsura, merak unsuruna sahip olduğunu anladığımız yazarımız.
yıllar yârlardan, yârlar yıllardan vefasız. kara baht bir kasırga gibi. bu ne baş döndürücü iş? geceler günleri, günler geceleri kovalıyor; cefalar cefaları kolluyor. saçlarımızda aklar akları, alnımızda çizgiler çizgileri doğuruyor. kadere boyun eğmek güç, isyan tehlikeli, felek hiç acımayacak mı? heyhat, aziz dost, onu döndüren kara bahtın kasırgası...
"bahçeler bozuldu, yuvalar dağıldı, yollar silindi, cihan viran oldu." yaşlı gönül şimdi böyle diyor; her şeyi kendine eş görüyor. bu da yanlış duygulardan biri... cihan ne vakit bayındır idi? bahçelerde ne vakit güller açtı? ne vakit yuvalarda bülbüller öttü? yollardan ne vakit yârlar geldi? umduk, bekledik, düşündük. hangi şey umduğumuza uygun düştü? gördüğümüz düşündüğümüze benzedi mi? ge lenler beklediğimize değdi mi? o mutlu ve yüce saat hangi saatti ki, içinde iken "geçme! dur!" diye haykırdık? hiçbiri, aziz dost, hiçbiri! belki hepsini geçsin gitsin diye bekliyorduk; çünkü onlar birbirin den çirkin, birbirinden yararsız saatlerdi. kimi bir damla gözyaşıyla, kimi tek bir "eyvah!" ile kimi bir esnemeyle, kimi yalnız susmayla dolup gitti. onlar birer birer yeniden gelsin ister misin? hayır, hayır, hayır; değil mi?
şimdi kalbimiz boş, başımız doludur. ağzımızda zehir, gözlerimizde ateş var; tatsız bir içki sersemliği içindeyiz. ve artık yolun ortasını geçtik ve saçlarımızda aklar akları ve alnımızda çizgiler çizgileri doğuruyor. ve ellerimiz, dizlerimiz titriyor ve önümüzdeki ufuklardan yok olma havası esiyor. söyle, gençliğini ne yaptın? söyle, gençliğimi ne yaptım?