şarkı sözü nasıl yazılır adlı bir kitapta yazılırsa koca bir bölümünü ayıracakları kavram. bir olgunun duygusal açıdan bu kadar sıkılıp suyu çıkarılabilir.
ayın gece vakti deniz üzerine vuran ışığı..dolunay zamanı daha da güzel görünür..ama asıl teknik gerçeği suyun içinde yaşamını sürdüren su planktonlarından yansıyan ışığın bizim tarafımızdan görülen kısmıdır..
gecenin bi yarısı ayakkabı ve çorapları çıkarıp paçaları sıvadıktan sonra suya girilir, daha sonra eller de suyun içine sokularak delisin delisin hareketleri yapılır. arzu edenler daha fazla verim almak için ayak parmaklarını da oynatabilirler. denizin içinde hali hazırda var olan planktonlar bu kıpraşımlarla renklerini belli ederler ve fosforlu yeşil kıvamında uçuşan noktalar görürsünüz suyun içinde, sonrasında gülümseyerek suyun içine bakmakta olan başınızı kaldırıp karşınızdaki insanın da aynı şekilde eğilik pozisyonda size bakmakta olduğunu fark edersiniz..*
şarkı sözü yazarlarının bokunu çıkardığı kelimelerden biri. rafet el roman çok sever bu kelimeyi, her şarkısına koyar. esasında gerçekten güzel olan bu oluşum, im juli (temmuzda) filminde çok güzel açıklanmıştır.
deniz seki'nin insanı sarsan duygusal şarkılarından biri olup, uygun olmayan zamanlarda dinlenirse kötü sonuçla doğurabilir. ne de olsa, içinde unut beni denmektedir, elinde değildir hüzünlenmek insanın
noctiluca miliaris adlı verilen planktonik organizma tarafından oluşturulan fosforesans olayıdır.biyolüminesans'ın fotofor bakterileri yardımıyla yapılan şeklidir.
http://www.denizce.com/...
bir çok insanın mehtapla karıştırdığı, bir ara 'mehtap ne? yakamoz ne?' diye televizyon tartışması bile yapılan, ay olmayan zifiri karanlık gecelerde suyun üzerinde oluşan 'nereden yansıyor bu yaa!' diye kafayı sıyırtan pırıltılar saçan tuhaf doğa olayı.
denizde bulunan bir bakterinin oluşturduğunu öğrendikten sonra adına yazılmış bütün şarkılar anlamsızlaşmıştır.
yakamoz, genelde bilindiği gibi ay ışığının denize vuran şavkı değildir. aksine ay olan gecelerde yakamoz olmaz. bir canlıdır, latince adı noctiluca milliaris olan bu canlı aynı bir ateş böceğinin denizde yaşayan versiyonudur. limunisans maddesini vücudunda barındıran bu canlıya dokunulduğunda bir ışık saçar. bu canlı bir planktondur, milimetrik boyutlarda bir canlıdır. bunlardan milyonlarcası bir araya geldiğinde geceleri bir kayık geçerken veya bir balık sürüsü geçtiğinde bu canlılara çarparak ışık çıkartmasını sağlar. o yüzden balıkçı sandallarında yüksek bir direk ve bu direğin ucunda oturulacak bir yer vardır. balıkçılardan biri buraya oturarak ay olmayan geceleri balıkların yakamoz yaparak geçtikleri yolları görüp dümenciyi oraya yönlendirirler. ve de o yüzden lüfer avlarken lüx ışığı kullanılır, ışık balık gelsin diye değil, misinanın değdiği yakamozların çıkardığı ışıktan lüfer korkmasın diye, lüx ışığı ile yakamoz ışığını öldürmek için. yakamoz olağanüstü bir şeydir, denizde uzun floresan lambalar yanıyormuş gibi olur. ama bunun için ay ışığının olmaması gerekir, ay ışığı daha baskın olduğundan görülmez.
bırak ay gitsin sen kal bu gece der içerden size bir ses,bu boğuk boğuk kulağınıza çalınan şarkıdır yakamoz,evet güzelim evet yağmur yağar ıslanırsın vay aman!
çoğunluk tarafından ay ışığının suya yansımasıyla oluştuğu sanılır. fakat gerçekte sudaki plankton ve alglerden kaynaklanır. görülebilmesi için dalgasız denizde kürek ya da elle yapılmış bir hareketlenme ve aysız karanlık bir gece gereklidir. küreğin suya daldığı anaforda 1 saniyeden de kısa sürede parlar söner (bkz: çımkışma). özellikle temiz, dalgasız bir denizde ve aysız bir gecede denize girmişseniz öyle çok olurki, insan kendini bir ateş topunun içinde hisseder.