belki ilginizi çeker
  1. · benim kabem insandır
  2. · yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin
  3. · kemalizm
gündem
  1. · hayatında hiç star wars izlememiş insan modeli
  2. · itü sözlük yazarlarının aslında içmek istedikleri
  3. · ezel
  4. · itü yazarlarının evlenmek istedikleri ünlüler
  5. · yök ün katsayı uygulamasını kaldırması
  6. · mutsuzluk veren küçük şeyler
  7. · demokratik sol halk partisi
  8. · duracell
  9. · pc gold

yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin  

 sayfa  / 2
  1. (glacier, 01.03.2007 18:28)
  2. her konuyu saptırmaya yönelik düşünceler içimizde yer etmiş. doğrusuna bakmayı bilemiyoruz... aramasını bilene ve isteyene, bu dünyada hele ki internette kaynak mı yok?
    alıntıdır...
    "maide suresi 51.ayet şöyle meal edilmiştir.

    "51- ey iman edenler! yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. onlar birbirlerinin dostudurlar. sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. şüphesiz allah, zalim kavmi doğru yola iletmez."

    bu ayeti okuduğunuz anda ne anlarsınız? söyleyeyim. kesinlikle yahudi ve hıristiyanlar bizlerin dostu,yareni arkadaşı olamazlar, dolayısıyla da onlar bizlerin düşmanıdır.

    hal böyle olunca peygamberimiz (s.a.v.) in medinede ki yahudilerle dosthane ilişkilerini nasıl izah edebiliriz?

    bu anlamın çıkmasına sebep ise ayette geçen evliya kelimesini dost kelimeyisiyle değiştirmemiz, ve bunun sonucunda da ayetin devamını bu anlama göre değiştirmemiz. tabii alim mealini yapar isabetli bir tespitse 2 sevap alır, isabetsizse de 1. ama gelin görünkü bu güne kadar bu ayeti gerçek anlamıyla tespit eden çıkmamış. bu ayetin hakikatini ise bir tasavvuf ehli olan kadiri, rufai galibi meşayi mutasavvıf g.hasan kuşçuoğlu keşfetmiştir.

    bu ayeti birde şu anlamda okuyun.

    "51-ey iman edenler. yahudi ve hristiyanların evliyalarını evliya edinmeyin. onlar kendilerinin evliyasıdır. (sonra gelen şeriatı kabul ettikten sonra , evvelki şeriattaki evliyalar senin şeriatından lütfedilmiş evliya değildir. kendi evliyana tabii ol.geri döndüğünüz zaman evvelki şeriate dönüşünle nefsinize zulüm etmiş olursunuz.) allah zalimler toplumuna yol göstermez." "
    tamamı için (bkz: http://www.islamiyet.gen.tr/...)
    (steinmetz, 01.03.2007 18:48)
  3. (tabudeviren, 01.03.2007 18:49)
  4. bu sözün yazılı olduğu kitapta şunlar da yazılıdır:
    (örneklerden birinin, bu sözün geçtiği sureyle aynı surede olduğuna dikkat ediniz)

    bakara suresi:

    62 - şüphesiz, inananlar (müslümanlar) ile, yahudiler, hıristiyanlar ve sâbiîlerden (her bir grubun kendi şeriatında) “allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için rableri katında mükafat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir).

    maide suresi:

    69 - şüphesiz inananlar (müslümanlar) ile yahudiler, sabiîler ve hıristiyanlardan (her bir grubun kendi şeriatında) “allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için hiçbir korku yoktur. onlar mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir.)

    ayetler diyanet sitesinden alınmıştır:
    http://www.diyanet.gov.tr/...
    (tabudeviren, 01.03.2007 19:00 ~ 19:02)
  5. ateizmin düşünce yapısına son derece uygun bir ayet. daha doğrusu ayeti kerime'nin bir bölümü. koskoca kur'an-ı kerim'de gayr-i müslimlerle ilişkilerimizi ele alan tek ayet bu mudur? elbette hayır. öyleyse sadece bu ayetin gündeme getirilmesinde bir kasıt olduğunu sanıyorum. bu ayet, ateizme karşı müslümanların ehl-i kitab ile iş birliği kurmasına mani olmaktadır. tabii diğer ayetler incelenmediği zaman. oysa ki allah mümtehine suresi 8. ayette kimlerle dostluk kurup kimlerle kurmayacağımızı apaçık belirtmiştir. dolayısıyla bu ayet, "hangi yahudi ve hıristiyanlar ? " sorusunun cevaplanması ile anlaşılır:

    "allah, din hususunda sizinle savaşmayan ve sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik etmenizi ve değer vermenizi yasaklamaz. allah değer bilenleri sever. allah sadece, din hususunda sizinle savaşmış, sizi yurdunuzdan çıkarmış ve çıkarılmanıza destek vermiş kimselere yakınlık göstermenizi yasaklar. onlara yakınlık gösterenler zalimlik etmiş olurlar." (mümtehine 60/8–9)

    ayetlere göre gayrimüslimlerle ilişkide üç kırmızı çizgimiz vardır:

    1- dinimizden dolayı bizimle savaşmaları,
    2- bizi yurdumuzdan çıkarmaları,
    3- yurdumuzdan çıkaranlara destek vermeleri.

    bu çizgileri çiğneyenlerle dostluk kuramayız.

    kaldı ki peygamber efendimizin gayet güzel yahudi ve hıristiyanlardan dostları vardı. ashabın da öyle. sırf bu ayeti ele alarak değerlendirme yapmak aklı başında olanların işi gibi gözükmemektedir. ancak müslümanlara karşı kastı olanlar ve müslümanların ateizme karşı ehl-i kitapla işbirliği yapmasını istemeyen insanlar bu ayeti tek başına ele alıp, müslümanların gözüne sokmaktadır. aldanmamak gerekir. yapılacak şey abdestini alıp ayetleri adam gibim incelemektir.
    (open your heart i am coming home, 01.03.2007 19:07 ~ 22.04.2007 00:14)
  6. (gulersem, 01.03.2007 19:22)
  7. kesin yanlı kimseler tarafından yapılmış bir çeviridir. kuran ı okuyup yansız mealleri bulduğunuzda, benim gibi en fazla bok yiyen insanlar bile tanrıyı ve kuran ı sever. çok yanlış öğretiliyor, çok.

    edit: yanlı değilmiş. olsun yanlı çevirilere dikkat çekeyim o zaman.
    (jimela morrison, 01.03.2007 19:28 ~ 21:50)
  8. diller ne yazık ki eşsesli kelimeleri içermektedir. bunlar birbirinden çok bağımsız olguları/nesneleri karşılarken çok yakın, hatta sadece ufak farklar içeren olguları/nesneleri de karşılayabilir. yani demek olur ki, aynı kelime aslında birden fazla anlamda kullanılır. bu durumda kelimenin hangi anlamında kullanıldığının anlaşılması, eğer yakın iki anlamı içeriyorsa, oldukça zordur. hele bir de yabancı dilden tercüme ediyor ve bunun mealini arıyorsanız, işin içinden çıkmak her babayiğidin harcı değildir.
    evet, evliya! dost anlamında da kullanılmış arapçada. ve bu bizim "yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin" ayetinde aslında dost mu yoksa evliya mı kastedildiğini anlamamızı zorlaştırıyor.
    kaldı ki çoğumuzun bildiği ve tercümeler yaptığımız ingilizcede de olur, ve tabii bir çok dilde... cümle içinde bir kelimenin anlamını tam olarak çıkaramayız. o zaman ne yaparız. önceki ve sonraki cümleleri okuyarak, o kelimenin cümle içinde hangi anlamda kullanıldığını bulmaya çalışırız. hatta o kelime sadece o cümle içinde kullanılmaz, diğer cümlelerde de geçer. bu durumda diğer cümlelerin de anlamını bulmamız ve tercüme etmemiz epeyce zorlaşır. bu durumda, o dili ana dili olarak kullanan birinden yardım istememiz yerinde olur. ama yine de kesin sonuca ulaşmamız zor olacaktır. çünkü, yöresel kullanım farklılıkları ve metnin şimdiden çok önce yazılmış olması işimizi gitgide zorlaştırır...
    işte bu ayetin, yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin derken ne demek istediğini anlamak bu kadar zorlukları içinde barındırır. hepimiz de bu kadar zorlukla başedemeyeceğimiz için olsa gerek, konunun uzmanlarından yardım alırız. onların meal ve tefsirlerini okuruz. arapça bir kur'an bizim için yani biz sıradan türkler için o kadar da açık değildir... türkçe meal ve tefsirleri ise sıradan türkler içindir, türkçedir.
    hadi diyelim ki türkçesini de okuduk, ama yine de anlamadık... bu durumda, her işin pratiğinde olduğu gibi bu işin de pratiğinde, anlamakta kolaylıklar vardır. bakmamız gereken peygamberimiz hz. muhammed'in (sav) yaşamıdır. o, kur'an-ı kerim'in yaşayan halidir... yaptıkları, yapmamızı istedikleri kur'ân'ın bize söylediklerine ters düşmeyecektir. ve biz biliyoruz ki, o tüm insanları sevdi... tüm insanlığa, başta araplara, müslümanlığı anlattı. onları doğru yola davet etti. onun çağrısıyla müslüman olan bir çok ateist, putperest, yahudi ve hristiyan, kendisiyle beraber birçoklarını da islamla tanıştırdı. müslüman olmayalara ise hiç bir zaman baskı uygulamadı hz. muhammed(sav). kendine ve islama küfredenler oldu ama anlatmaktan vazgeçmedi, ki bu sebeple yahudi ve hristiyanları dost edindi, ama asla evliya edinmedi...
    aramak ve inanmak isteyenler için yok tek değildir. okur da, dinler de, seyreder de... ama inanç insanların kalplerine sonradan konabilecek bir şey değildir. inanmak istemeyen için yapabilecek çok fazla şey yoktur...
    (steinmetz, 01.03.2007 19:48)
  9. bektaşinin biri namaza gitmeye niyetlenmiş, tam abdesti almış camiye girecekken vazgeçmiş geri gitmiş, hemn biri koşup hayırdır babaerenler niye vazgeçtin camiye girmekten demiş.
    bizim bektaşide duymadın mı birader hoca ne dedi? sakın namaza yaklaşmayın dedi. demiş. bizim diğer birader ama o ayetin bir başı sonu var demeye kalmadan bektaşi ben anlamam hoca namaza yaklaşmayın dedi mi demedi mi? ben ona bakarım. demiş.
    gökten üç elma düşmüş...
    (gulersem, 01.03.2007 21:09)
  10. (factotum, 01.03.2007 21:13 ~ 21:13)
  11. bahsi geçen ayet maide suresinde geçmektedir. surenin tamamı için diyanet işleri başkanlığı resmi sitesine bakabilirsiniz.
    surenin başında, sure ile ilgili olarak, "medine döneminde inmiştir. 120 âyettir. sûre adını, 112. ve 114. âyetlerde yer alan “mâide” (sofra) kelimesinden almıştır. sûrede başlıca; verilen sözlerin yerine getirilmesi, israiloğullarının sözlerinde durmamaları, hristiyanların yanlış inançları, dünyaya düşkünlükleri ve yolsuzlukları, müslümanlar için bazı talimat, uyarı ve dini hükümler konu edilmektedir." denmektedir.
    tamamını okumak isteyeni elbette kimse tutmaz ama bazı ayetleri de buraya yazayım istedim...
    misal...
    12. ayet
    andolsun, allah israiloğullarından sağlam söz almıştı. onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. allah şöyle demişti: “sizinle beraberim. andolsun eğer namazı kılar, zekatı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, (fakirlere gönülden yardımda bulunarak) allah’a güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. ama bundan sonra sizden kim inkar ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır.”
    13. ayet
    işte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lanetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (ey muhammed!) içlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun. yine de sen onları affet ve aldırış etme. çünkü allah iyilik yapanları sever.
    14. ayet
    “biz hıristiyanız” diyenlerden de sağlam söz almıştık. ama onlar da akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını unuttular. bu sebeple biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kini salıverdik. allah ne yapmakta olduklarını onlara bildirecek!
    18. ayet
    (bir de) yahudiler ve hıristiyanlar, “biz allah’ın oğulları ve sevgili kullarıyız” dediler. de ki: “öyleyse (allah) size neden günahlarınız sebebiyle azap ediyor? hayır, siz de onun yarattıklarından bir beşersiniz.” (allah) dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. göklerin, yerin ve bunların arasında bulunanların da hükümranlığı allah’ındır. dönüş de ancak onadır.
    41. ayet
    ey peygamber! kalpten inanmadıkları halde ağızlarıyla “inandık” diyenler (münafıklar) ile yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. onlar, (yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler (*** âyetin bu cümlesi “onlar yalana kulak verirler. sana gelmeyen bir topluluğa kulak verirler” şeklinde de tercüme edilebilir.” ), sana gelmeyen bir topluluk hesabına dinlerler. kelimelerin (ifade içindeki) yerlerini bildikten sonra yerlerini değiştirir ve şöyle derler: “eğer size şu hüküm verilirse onu tutun. o verilmezse sakının.” allah kimin azaba uğramasını istemişse artık sen onun için asla allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın. onlar, allah’ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir.(*** çünkü kendilerinde böyle bir gayret bulunmamaktadır.) onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır.
    50. ayet
    onlar hâlâ cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü allah’ınkinden daha güzeldir?
    51. ayet
    ey inananlar! yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. sizden kim onları dost edinirse kuşkusuz o da onlardandır. şüphesiz allah zalimler topluluğunu doğruya iletmez.(*** bu âyette müslümanların, yahudileri ve hristiyanları, inançlarından dolayı kendilerine yakın görüp dost edinmeleri yasaklanmakta, onların kendi inanç ve değerlerine sıkı sıkıya bağlı olmaları istenmektedir. bakara sûresinin 102. âyeti de bu konuda açık bir uyarı niteliğindedir.)
    101. ayet
    ey iman edenler! size açıklandığı takdirde sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın.(*** bazı kimseler hz. peygamber’e, “hac her yıl mı farz, yoksa ömürde bir defa mı?”, “benim babam kimdir?” “babam cennette mi, cehennemde mi?” gibi sorular yöneltmişti. bunun üzerine âyette, kişinin üzerine lazım olmayan, nezaket kaidelerine uymayan, cevap verilirse soru sahibinin üzülmesine yol açan sorulardan kaçınılması tavsiye edilmiştir. ) eğer kur’an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. (halbuki) allah onları bağışlamıştır. allah çok bağışlayandır, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)
    102. ayet
    sizden önceki bir millet o tür şeyleri sordu da sonra o yüzden kafir oldu.
    ...
    umarım bu kadarı, yahudi ve hristiyanlarla dost edinmeyin cümlesinin içinde geçtiği surenin, aslında ne anlatmak istediğini anlatmaya yetmiştir. ama yine de maide suresinin okunmasını tavsiye ederim...
    not: parantez içinde olup başında *** olanlar, dipnot olarak diyanet işleri başkanlığının ekledikleridir.
    (steinmetz, 01.03.2007 21:39 ~ 21:45)
  12. bu tek cümle üzerinde konuşulup tartışılamayacak konudur. zira kur'an'dan bir ayetin mealini alır ortaya koyarsanız şuna benzer anlamlar çıkabilir ortaya, en basitinden
    (bkz: @1161380)
    zaten bilen bilir ki, kur'an ın türkçe çevirisinden şu farzdır bu sünnettir o da vaciptir gibisinden çıkarımlar yapılamayacağı gibi, bu konu da böyleymiş gibisinden yargılara da varılamaz. çünkü kur'an'ı türkçesinden okumak stanley kubrick filmini dublajlı izlemek gibi birşeydir, anlamın büyük kısmı gider çeviride (teşbihte hata olmaz). başlığın ilk girisinin ortaya öylece bırakılması açıkça tahrik amaçlıdır, zaten alışılmıştır artık; kimse de yutmamıştır, yüzümde tebessüm oluşturmuştur bu durum.
    (kısaveacısız, 01.03.2007 22:44 ~ 22:55)
  13. birebir uyduğum nadir ayetlerdendir.
    (hector, 01.03.2007 22:58)
  14. "sen sana ne sanırsan
    ayruga (başkasına) da onu san
    4 kitabın manası
    budur eğer var ise"

    -hacivat ve karagöz neden öldürüldü soundtracki-
    (ven, 02.03.2007 11:39)
  15. maide suresi' nin 51. ayetidir. kutsal kitabın nitelikleri göz önüne alınarak değerlendirildiğinde çok da yanlış olmayan büyütülmemesi gereken ayettir. öyle ki aynı surenin 38. ayeti de der ki: "hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve allah'tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. allah izzet ve hikmet sahibidir." kur'an-ı kerim' i biraz da indiği dönemin şartlarını göz önünde bulundurarak değerlendirmek gerekir. bir de kutsal kitap temelde en geri insanların anlayabileceği şekliyle hazırlanmış olsa da en zeki insanlara da hitap etmektedir* kanımca; buradan da şu çıkmaktadır ki allah' ın bize bahşettiği akılla değerlendirmeliyiz kur'an-ı kerim' deki bazı ayetleri de. o dönemde cahil insan sayısı çok fazla idi ve o insanlara hırsızlığın çok kötü bir olay olduğunu anlatmak onları bu işten caydırmak ancak 38. ayet gibi ayetlerle mümkündü. aynı şekilde o dönemde fazlaca din sömürüleri yapıldığını düşündüğünde gayet yerinde bir ayettir bu da. sevgi üzerine kurulu bir dindir islamiyet ve günümüzde bunu idrak edebilecek kadar bilgi birikimi, tecrübeye sahip olduğundan insanlar şu durumda hristiyanları ya da yahudileri dost edinmemek bu ayeti es geçtiğimizi göstermeyecektir zira kur'an-ı kerim' i değiştirmek onun yapısına aykırı olacaktır ve bu insanların takdirine anlama gücüne bırakılmıştır ki bu yüzden insanlar böylesine akıllı varlıklar olarak dünya' ya gönderilmişlerdir bence.
    (solgun, 02.03.2007 13:43)
  16. şöyle de birşey var ki; "yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin" den kasıt, onların adetlerini adetleriniz belirlemeyin, onların sapkınlıklarına (baba oğul kutsal ruh gibi, yer yüzündeki en üstün ırk oldukları sanrıları gibi) uymayın/kapılmayın manasındadır. yoksa dini tebliğ için, islamın dünya üzerindeki yanlış kabülünü yıkmak için diyalog hali hazırda en uygun yöntemdir. diğer bütün yanlışları düzeltmek için en uygun çözüm yolu olduğu gibi.
    (kuzudis, 05.03.2007 10:26)
  17. (bkz: hüseyin nihal atsız)

    not:bu bkz.a eksi oy veren arkadaşların hüseyin nihal atsız'ın oğluna yazdığı mektubu bulup okumalarını,sonra eğer gerçekten alakasız bulurlarsa gelip(mümkünse)bir eksi oy daha vermelerini rica ediyorum.evet yapın bunu
    (wfnietzsche, 06.03.2007 10:35 ~ 14:27)
  18. kur'an okurken, neredeyse her sure'de geçen "düşünün" emri uygulanmadığında " 'allah museviler ve hristiyanlarla asla dost olmayın' diye emretmiştir. bu yüzden başka dinden insanlarla samimiyet kurmak haramdır, günahtır." şeklinde yorumlanması kaçınılmaz olan ayet mealidir. oysa düşünerek, mantık çerçevesinde ve bütünüyle okunduğunda ayetin "hiçbir hristiyan ve musevi ile asla arkadaşlık etmeyin" anlamında olmadığını anlamak zor değildir. hepimiz biliyoruz ki islam mantık dinidir ve öncelikle dostluğu, arkadaşlığı salık verir. vefasızlık, kincilik, sebepsiz düşmanlık, hıyanet v.b davranışlar kula haksızlık etmek anlamına gelir ki, en büyük günahtır...

    hayal edin; mahallede hristiyan bi komşum olsun; kendisi sosyal, etrafında sevilen, yardımsever, kimseye bir kötülüğü dokunduğu görülmemiş bir insan olarak bilinsin, tanınsın. gelip geçerken selam vermeyi, almayı ihmal etmesin... ben de söz konusu emir(!) gereği onunla muhatap olmuyor olayım. günün birinde atıyorum bir şekilde benim hayatımı kurtarsın... silahlı bir adamın elinden, adam tam beni öldürmek üzereyken olabilir mesela... şimdi ben bu adama beni kurtardıktan sonra sırf "hristiyan" diye selam vermeyeyim mi? bir teşekkür ziyaretine gitmeyeyim mi? kendisi iadeyi ziyaret ettiği zaman kapımı açmayayım mı? halimi hatrımı sorduğu zaman cevap vermeyeyim mi? yemekte yanımdan geçerken masama buyur etmeyeyim mi? yani genel olarak iyi ilişkiler kurmayayım mı? dinimiz bize söz konusu eli silahlı adam bile tövbe edip, özür dilediğinde affedici yaklaşmayı emreder. ama yok ben hayatımı kurtaran adamla hristiyan diye dost olamazmışım...

    evet yukarıdaki belki biraz uçuk bir örnek. içinde bolca minnet duygusu var. ancak şunu göstermek istedim. allah'ın sözleri olan kur'an-ı kerim'dekileri okurken dinin bütünlüğü içinde düşünmek gerekir ve elbet mantık, dinin amacı, genel çerçevesi içinde istisnalar olabileceğini görmek gerek. söz konusu iyi huylu hristiyan komşumla iyi ilişkiler kurmak için illa hayatımı kurtarmasına gerek yoktu. çünkü gerçekten iyi niyetli, karşısındakinin kişiliğine, haklarına ve inancına saygılı bir insanın "hrstiyan veya musevi bile olsa" bir yaratan sevgisi olduğu, o olmasa bile yaratandan ötürü kalbinde bir ışık olduğu aşikardır. elbette müslümanlığa ve müslamanlara saygısızlık eden veya ahlaksız olduğu her halinden belli olan biriyle dost olunmaz, hangi dine mensup olursa olsun. söz konusu ayet, sadece diğer dinden olanlarla paylaşımlarımızda dikkatli olmamız, çünkü onların din ve ahlak anlayışının bizimkine uyuşmayabileceği ve onlarla yakın ilişkiler kurarsak onların adetlerine ayak uydurararak günaha girebileceğimiz, zamanla onlardan biri gibi yaşayarak onlardan olabileceğimiz ve iyi bir müslüman olmaktan çıkabileceğimiz konusunda bizi uyarmaktadır, hepsi bu. eğer bir müslüman dost edindiği insana ve kendine güveniyorsa bu öğütleri aklında tutarak davranışlarını ayarlayacak ve bir sorun yaşamayacatır. bu ayeti bu şekilde düşünmüş, yorumlamış, özümsemiş bir müslüman da edindiği dost yanlış olsa bile bunu zamanında farkedecek ve hatasından dönmesini bilecektir. eğer dostunu doğru seçmişse zaten problem yoktur...

    beni korkutan kuran'ı kerim'in her noktasında defalarca "düşünün" yazmasına, bilinen tüm islam alimlerinin islam'ın mantık dini olduğunu anlatmaya çalışmasına rağmen islam'ın bu kadar gözü kapalı, bu kadar düşüncesiz ve bu kadar sabit fikirli şekilde algılanan emirlerle öğretilmeye ve kabul ettirilmeye çalışılıyor olmasının islam'a zarar vermesidir. yoksa herkesin inancı kendinedir. fakat bir taraftan; islam, barış, kardeşlik ve mantık dinidir derken; diğer taraftan, bu kadar çelişkili sabit öğretiler sunulursa, islam'ın güzelliği gölgelenecek ve insanlar onu anlamakta zorlanacak, sıcaklığını yüreklerinde hissetmekten uzak kalacaklardır...

    giriyi sonlandırmadan önce çok eskiden bir din hocamın anlattığı bir hikayeyi anlatayım sizlere:

    "efendim, kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerde (ıssız ada gibi bir mekan) tek başına bir adam yaşarmış. kendisi bir yaratanın varlığını hissetmiş olmasından kaynaklanır ki, ibadet etmek ister. tabi ne yapacağını bilemez. biraz düşünür, taşınır... sonunda ibadet olarak bir tepeden aşağıya yuvarlanmayı kendine ibadet olarak seçer ve bunu zaman zaman tekrarlar. gel zaman git zaman kendisi bu şekilde yalnız yaşamayı ve ibadet etmeyi sürdürürken oraya müslüman bir alim gelir (hocam sanırım ismiyle anlatmıştı amma malesef hatırlayamıyorum) tabi oranın tek yerlisi olan diğer adamla tanışır. bir şekilde iletişim kurmayı başarırlar ve konuşmaya başlarlar. birkaç gün sonra bu adamın durduk yere tepeden aşağıya yuvarlanıp durması müslüman alimin dikkatini çeker. tabi ki sorar. aldığı yanıt onu sevindirir. gel sana doğrusunu öğreteyim diye namazı öğretir. zamanlarını anlatır. ancak bizim yerli daha tam alışamadan alimin gitme zamanı gelir. tam alim yola çıkacakken yerli sorar nasıl yapıyorduk diye. alimin verdiği yanıt "sen eskiden bildiğin gibi ibadet etmeye devam et, allah'ın varlığı sende o isteği uyandırmış. gönlünde inanç ve ibadet isteği olduktan sonra nasıl ibadet ettiğin o kadar da önemli değildir" olur...

    ben bu hikayeden diğerlerinin yanında şu dersi çıkarttım: dinin direği sayılan namazın bile yeri geldiğinde istisnası olabiliyorsa, diğer herşeyi düşünmeden, istisnasızca, mantıksızca kabullenmek doğru değildir. dini bu şekilde öğretmek de dine yapılan bir haksızlıktır. o alim yerliye "ibadeti böyle etmezsen ibadet etmiş ve inanmış sayılmazsın" demiş olsaydı, gönlünde yaratan inancı olan bir insanı kaybetmiş olacaktı. çünkü yerli bir daha asla ibadet edemeyeceğini ve iman etmiş sayılmayacağını düşünerek dindarlığı bırakacaktı...

    şimdi sorarım size anası, babası hristiyan, o güne kadar tanıdığı neredeyse herkes hristiyan bir adama müslümanlığı "asla hristiyan ve musevilerle dost olmayın" diye bir emirden bahsederek anlatırsanız, o kişi ne hisseder? müslüman olmayı düşünüyorsa bunu kabullenebilir mi? ya da zaten müslümanlığa bir çekince ile yaklaşıyorsa islam düşmanlarının söylemlerine kapılması daha kolay olmaz mı? biliyorsunuz ki bir insanı müslüman yapmak en büyük sevaplardandır. bu inançla bir insanı nasıl müslüman yapacaksınız? yoksa "önce o emirden bahsetmeyiz canım, onu zamanla kendisi öğrensin işte" şeklinde bir ikiyüzlülük mü yapmak lazım? diğer yandan başka dinlere mensup insanların çoğunluk olduğu ülkelerde yaşayan müslümanlar ne yapsın? kendilerini soyutlayıp oranın yerlilerinin nefretlerini mi kazansın? yoksa topluma kaynaşıp iyilikseverlikleri, yardımseverlikleri, sıcaklıkları, ahlakları ile islam'ın güzelliği konusunda tüm dünyaya örnek mi olsunlar?

    bu uzun giriyi sonlandırırken yeniden okuyup muhtemel yazım, imla hataları ve/veya anlatım bozukluklarını kontrol etmeye vaktim olmadığı için her ne kadar sürç-i lisan ettiysek affola diyor ve islam'ı inanmanın yanında; düşünerek, yorumlayarak ona yaraşır şekilde yaşayanlara selam ediyorum...
    (8844455, 06.03.2007 14:19 ~ 19.03.2007 04:29)
  19. (guanoapes, 10.03.2007 00:42)
  20. kimi dost bilip bilmeyeceğinizi artık biz söyleyeceğiz size!" önermeli saçma-salak sarfedilmiş, inananları; akılsız, başsız, salak, aptal ve kendi fikirlerini savunamaz mahluklar olarak gören; kimden çıktığı da meçhul; kutsal kitapta da var olamayacağı mantığı üzerinde durulması gerektiğine inandığım önerme.

    zira bütün insanların iyiliğini, dostluğunu ve birarada uygarca yaşayabileceğini her fırsatta dile getiren barışçıl bir din felsefesinin, "şunu dost bilin; bunu dost bilmeyin" şeklindeki hezeyanlarla insanları düşmanlığa sevk etmesinin altında, sonradan birilerinin siyasi bir kudurganlıkla asıl olanı çarpıttığını akıllara getirmek biraz sivri ve kuşkucu bir yaklaşım olacaktır.

    (bkz: ben bugün bunu yapmalıyım)
    (factotum, 10.03.2007 01:02)
  21. (bkz: 632 - 2007)
    (biraver, 05.05.2007 14:56)
  22. cımbızla çekmeyelim, etrafındaki ayetleri de alalım.

    maide suresi 49-53 arası ayetler işte:

    // -----------------------------------------------------------------------------
    49. aralarında allah'ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına uyma. allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtmamaları için onlardan sakın. şayet yüz çevirirlerse, bil ki, allah bir kısım günahları nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak istemektedir. şüphesiz, insanların çoğu fasıklardır.

    50. onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar? kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, allah'tan daha güzel olan kimdir?

    51. ey iman edenler, yahudi ve hıristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. şüphesiz allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.

    52. işte kalplerinde hastalık olanları: "zamanın, felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz" diyerek aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün. umulur ki allah, bir fetih veya katından bir emir getirecek de, onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır.

    53. iman edenler: "olanca yeminleriyle elbette sizlerle birlik olduklarına ilişkin allah'a yemin edenler bunlar mıdır? onların bütün yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, böylece hüsrana uğrayanlar olmuşlardır" derler.
    // -----------------------------------------------------------------------------

    bir ayeti anlamak için de bütün kitaba bakmak gerekiyorsa yandık. merak içindeyim, bu beş ayetin hangisinden dostça bir tavır çıkıyor ki? tamam almayalım cımbızla, bütünüyle ele alalım. cımbızlamayalım cımbızlamayalım diyoruz, bütünüyle ele alınca daha beter yahu. (bkz: islam/@1468104)
    (asosyal demokrat, 13.06.2007 14:28 ~ 17.06.2007 01:29)
  23. (bkz: tefsir)
    (gblack, 13.06.2007 15:03)
  24. zamanın şartlarına bakarsak neden hristiyanlarla ilgili pek ayet yokken, israiloğulları hakkında onca ayet gelmesine bakabiliriz.

    açıktır sebebi, o coğrafyada yahudilerle hep münakaşa vardır. onlar islam'a geçmediklerinden, muhammed'in etrafında toplanmadıklarından vs. her daim kötülendiler. onlar da muhammed'i kötüledi tabii. bunun arkasında onlarca ayette gördüğümüz gibi yahudilere bok atma, onları kötüleme, onları hor görme varken, nasıl olayı insan hakları tabanına indirgersiniz? olay çıkar çabasıdır, olay ideolojiktir, olay muhammed'in kendisini tüm arap yarımadasına hakim etme çabasıdır. hele ki kuran'ın baş kısmı tevratla tamamen örtüşürken, daha sonra bok atılmaya gittiyse? çıkar çatışmasıdır, özü budur.

    elbette ki gayrimüslimlerle dost olunabilir. böyle dost vs. olunmaması gerektiğini ya da onların müslimlerden(bir zerre kadar bile) aşağıda olduğunu düşünen müslim varsa onlarla dost olunmamalı asıl.

    bir de şöyle bir şey var; tüm zamanların ve tüm insanların dini islam'ın kitabı kuran-ı kerim, eğer anlaşılamayacaksa nasıl inanıyorsunuz? anlamadığınız şeye nasıl da böyle bir bağlılık gösteriyorsunuz? binlerce tefsir yapılmış, hepsi biribirinden bağımsız ve farklı. herkes kafasına göre yazmış, yoruma ihtiyaç duyuyor da sen o yarım aklınla bunu hala nasıl göremiyorsun?

    hala anlayamayız biz. kuran çok üstün, insanlar anlayamaz diyenleri; ancak onlar en azından şunu anlarlar sanırız.

    duhan suresi 58. ayet: "belki onlar öğüt alıp-düşünürler diye, biz onu (kur'an'ı), senin dilinle kolaylaştırdık."

    eğer üçüncü bir şahısın arada uydurma yapabileceğini anlayamıyorsanız ve buna razıysanız, sizi nur cemaatinin kollarına alalım şöyle. gelin bakayım.
    (asosyal demokrat, 13.06.2007 15:06 ~ 15:11)
  25. her kim nasıl isterse o şekilde anlayabilir, zira gerçek ona bakanın gözlerindedir.
    yahudilik ve hristiyanlık için madem tarih temelli gerçekler istiyorsunuz, o halde (bkz: haçlı seferleri) ve araştıracaklar için (bkz: semitizm)
    ve son olarak, inanç ve iman farklıdır.
    (steinmetz, 13.06.2007 15:13)
 sayfa  / 2

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil