|
|
- ülkemiz elden gidiyor bölünüyoruz diye bağıranların son gündemi. doğrudur yabancı ülkeler ülkemiz hakkında iyi niyetler beslemiyor ve sistemli olarak bize karşı çalışıyorlar. ama ülkemizde 80 tane nato üssü varken, incirlik de türk değil amerikan bayrağı dalgalanırken satılan mülkün peşinde koşmak biraz ilginç değil midir? petek dergisi ülkemizdeki abd işgali hakkında tek bir konuya değinmemiş, iktidarın tamamen amerika güdümünde olduğundan hiç bahsetmemiş, yabancılar toprak almasın diye yaygarayı koparmıştır. ülke gitmiş beyler bir kaç yabancının peşinde koşmayın, hedef saptırmayın. sorun ülkemizden toprak satın almak isteyen kişiler değil ülkemizi toprakları ve insanları ile emperyalistlere peşkeş çekenlerdir. ben isterdim ki petek dergisi ülkemizdeki ımf politikalarının zararlarından bahsetsin, abd ve ab güdümüde yapılan yanlışları anlatsın, kısaca emperyalizme karşı çıksın. ama petek'in emperyalizm karşıtlığı esas meseleyi görmemekte suya sabuna dokunmamaktadır.
- hiçbir koşulda yabancılara taşınmaz mal satılamaz.. tabi bununla beraber "tek karış vereceğimiz toprağımız yok" söylemleri ile kalmamak, bu işin altını da doldurmak gerekir..
- aslında "ne varki bunda" denilip omuz silkilen durum fakaaaaaat fikir altında yatan gizli hinlik ve cinlik için örnek teşkil edebilecek durum
(bkz: http://www.milliondollarhomepage.com/)
- "yabancı ülkeler ülkemiz hakkında iyi niyetler beslemiyor ve sistemli olarak bize karşı çalışıyorlar. ama ülkemizde 80 tane nato üssü varken, incirlik de türk değil amerikan bayrağı dalgalanırken satılan mülkün peşinde koşmak biraz ilginç değil midir?" sorusuna da hedef oluşuyla beni galfet uykumdan uyandıran ikircikli mevzu.
şimdi ben on orhan pamuk gücünde bir entel olduğumdan küçük bir sahil kasabasında yer alan tripleks villamın balkon demirlerine ayağımı dayayıp bir yandan eve marka femme fatale işi sigaralarımdan birini tüttürürken şu yabancılara toprak satışı işlemi hakkında düşünmek için epey fırsatım oldu. sıcak güneşin altında tenimi bronzlaştırırken iki adım ötemdeki deniz kıyısında diğer çocuklarla birlikte kumdan kale yapmakla meşgul olan sarı saçlı iki ingiliz veledinin duymaya pek alışkın olmadığımız "vaauuvvv heyyy" nidaları arasında bu vatanın toprağının eloğluna peşkeş çekiliyor oluşunun altında yatan sinsi hesaplara yordum nöronlarımı; fakat kendimi ne kadar kasarsam kasayım, içimden iki defa istiklal marşı da söylememe rağmen belli bir hak-hukuk kapsamında gerçekleştirilen bu ihalelerle verilen yerleşim ve işletme hakkının olağanüstü durumlar dahilinde, devlet tarafınca geri alınabileceği hükmünün gözardı edilişine anlam veremedim. daha açık olmak gerekirse; türkiye üzerinde oynanan oyunlardan biri olarak görülen bu toprak satışları, temelde çok ciddi bir prosedüre dayanmaktadır ağalar ve en az caps lock ulusalcılarının dillerine pelesenk ettikleri emperyalizm hülyası kadar zor gerçekleşmektedir; fakat sanılıyor ki gavur geliyor bakkaldan iki ekmek alır gibi arazi satın alıyor bu ülkeden.
bunun bir adım ilerisi ise sevr zihniyeti doğrultusunda gelişen fantastik üs senaryoları. ülkeler arasında her daim problem çıkabilir, kendimizi nasıl kuzey ırak'ta bulduysak günü birinde bir başka ülkeyle de canhıraş atraksiyonlar yaşayabiliriz; ama bu toprak satışı öyle lanse ediliyor ki sanki emeklilik yıllarını gökdelenler arasında geçirmek istemeyen mr. and mrs. smith marmaris'ten dört dönüm arazi satın alıp organik tarımla ilgilenmek bahanesiyle toprak altına füze yığacak, çocukları türk okullarına gidip tenesüflerde bizim çocuklara "fak yu gaddem törks" falan diyecekler, ülkeyi bu yolla sinsice bölecekler.
allah aşkına soruyorum şimdi hangi akıl bunu ciddiye alıyor? hadi 180 kilometrekare toprağı feda etmiş sayılalım; olası bir savaş halinde kafasında şapkayla bütün gün teknesinde ahtapot yakalamaya çalışan mr. smith general mi kesilecek başımıza? hadi diyelim kesildi, türk silahlı kuvvetleri eğer bana takıksa şu an benim şuraya yazmakta olduklarımı bile isterse çay kahve eşliğinde okuyabilecek, ilkokul üçüncü sınıfta girdiğim özdebir sınavında türkçeden kaç yanlış yaptığımı dahi bilebilecek bir ağa sahipken bu insanların sözde karıştırdıkları haltlardan bihaber mi yaşayacak? ortaya sürülenler kültür ya da ekonomi tabanlı eleştiriler olsa yine bir şekilde mantıklı bulunabilir; fakat bu iptidai telaşın üçüncü sınıf ekşın polisiye romanlarından yapılmış alıntılarla birebir uyuşuyor olmasına daha ne denir ki? diyelim milliyetçilik "vatanını sevme" diktası ile bir güzel şirinleştirebiliyor bir şekilde; ama insan sağduyu ve mantık arasındaki korelasyondan bu kadar mı bihaber olur, şehit kanıyla sulanmış toprağını yabancıya vermeyeceğim derdine düşerken yine o toprakta kanı olan milyonlarca insanın nereden geldiğini de mi unutur, bu kadar mı cahil olur anlamak zor. hayır bir de bu cehalet mathaf bir şeymiş gibi "bütün dünya bize karşı" felsefesiyle haklı çıkarılmaya çalışılmıyor mu yakında tarihte/günümüzde anarşistler de faşistlere karşı mücadele verdikleri için ulusalcılıkla itham edilmeye başlanırsa şaşırmayacağım.
- birkaç kelam etmeden önce kullanılan "toprak satışı" ifadesinin yanlış olduğunu belirtip doğrusunun "emlak satışı" olduğunu belirteyim. zira, satılabilenler parsellere bölünmüş arsalar ve bir arsa üzerinde inşa edilmiş yazlık, konut tarzı binalar veya kat mülkiyeti kanununa göre bir apartmanın bağımsız bölümleri.
önemle belirtmek gerekir ki; ülkemizden emlak alabilecek yabancılarda mütekabiliyet esası yani karşılıklılık aranır. bu bir diplomasi deyimidir, yani, diğer ülke senin vatandaşına ne veriyorsa sen de onu verirsin. ülkemizden emlak alacak yabancının ülkesinin seceresine bakılır, eğer o ülke senin vatandaşına emlak satıyorsa sen de onun vatandaşına satarsın. bildiğim kadarıyla avrupa birliği ülkeleri ve abd bu hakkı bize çok öncelerden vermişlerdi. israil'in verip vermediği hakkında bilgim yok, bilgisi olanların mesajı gelirse editlenecektir. yabancılara bir şehrin toplam emlak miktarının sadece % 5'i satılabiliyor, ayrıca bakanlar kurulu istediği ülke vatandaşlarına yasak koyabiliyor, gerektiği durumlarda istediği iller için % 5 oranını sıfıra kadar indirebiliyor ama yukarı çıkaramıyor.
işin ekonomik tarafı eleştirilebilir. keferenin bol dolarları karşısında lüks semtlerde ve sahillerde türk vatandaşlarının zor durumda kaldığı söylenebilir. ama, bizim bol dolarlı vatandaşlarımız da abd vatandaşlarını manhattan'da zor durumda bırakabiliyor, batık bankacıların hepsinin ingiltere ve amerikada milyon dolarlık malikaneleri vardı, onlar battığı için biliyoruz, bilmediğimiz nice insanlar vardır kefere memleketlerinde evi arsası olan. alman hans antalya'ya her şey dahil otellere gelip, günlük 100 dolara 20 gün kalıp, otele tıkınıp oradan çıkmayacağına, adam bir ev alsın, yazın gelip 3 ay kalsın, civardaki esnafa da biraz para bıraksın. hem belki evini sürekli kullanmak isteyecektir, onun olmadığı dönemlerde eşini dostunu kendi yazlığına gönderip bize ekstradan turist kazandıracaktır. elin ingilizi ülkesinde çalışıp didinip emekli olmuş, her gün yağmur yağan memleketten bıkmış kendine yağmursuz bir ülke aramış ve türkiye'yi bulmuş olabilir. adam burdan ev alıp yaşayacak olsa, eline geçen emeklilik parasını bizim memlekette tükecektir, bu da ingiltere'ye her ay 1000 sterlin ihracak demektir. böyle yüzbinlerce yabancı düşünün?
bağırtıların aksine, israil vatandaşlarının buralardan pek konut ve arsa talebi olmamaktadır. bunu da belirtmiş olayım.
- bende birkaç kelam etmek isterim bu konuda. öncelikle "toprak satışı" kelimesinin doğru ancak eksik olduğunu söyleyeyim. emlak yani taşınmaz mal, mülktür: toprak; arsa, tarla da bunun içine girer.
bende önemle belirtmek isterim ki "mütekabiliyet", yani karşılıklılık yasası çok hukuki bir konudur ve çok ayrıntılıdır. ülkemizdeki emlak satışı tamamen günü kurtarmaya yönelik, ab nin ayağına ve hiçbir altyapı ve gelecek planı düşünülmeden vurdumduymazlık eseri olarak çıkarılmıştır. öyle ki bunun ceremesi her alanda ve her şekilde çekilir, keza yabancı birinin satın aldığı evin tapusunu alması bile ayları hatta yılları gerektirir. "eee hacı bizler onların memleketlerinde ev alabiliyoz onlar da bizden alsın ya da alamanyada o kadar türk ün evi var lan alamanlar da gelsin burdan alsın ülkeye döviz getirsin!" gibisinde emlakçı-yapsatçı ağızlarına gelirsek, bir türk ün almanya dan veya ab ülkelerinden kolayca ev alabileceğini zannediyorsanız size cevabım sol avucuma koca bir tükürük akarak sağ elimi yumruk yapıp şaklatmak olacaktır. vize vermek için bile ebenizin amına kadar araştırıp soran adamlar sana 50 avroya ev satacak ha! haa hafız benim cebimde 20-30 milyon dolar var diyosan o ayrı. zaten hep söylemişimdir dünyada iki millet vardır zenginler ve fakirler; fakirler kendi içlerinde ayrılır; türk, alman, ingiliz...
“efem adamlar buraya geliyor döviz bırakıyor” laklaklarıysa ayrı bir dert konusudur. kelle başına bir ekmek tüketecek diye dağ başına, cennet ülkede anasının amına kurulan üniversiteleri inşa eden zihniyetin yansımasıdır bu. lakin bu adamlar paralarını günlük harcamalar için kullanacaklar hatta çok para harcarlarsa reel ekonomik koşullar gereği enflasyonu artıracaklardır. 1000 sterlinlik ihracat yapmayla eloğlunun 1000 sterlini burada yemesi arasında çok büyük fark vardır.
üstelik o çok sevilen bacasız sanayimiz( bu ne demekse lan) de zor durumda bırakmaktadır. beş yıldızlı otel müşterisi olabilecek tüm avrupalı turistlerin iki katını rezerve edebilecek kadar çok beş yıldızlı otel bulunmakta ülkede ancak bunlar bu müşteriyi bulamadıkları için 4-3 yıldızlı otellerin müşterilerini kapmakta işte bu cümbüş içinde ülkeden toprak satın alan pek çok kişi kendi ülkelerindeki insanlara evlerini kiralamakta. bu durum turizm açısından sanılanın aksine çok vahim bir olay çünkü hem istihdamı hem satış ekonomisini hem de vergi girdilerini engellemektedir.
yapı sektörüne gelirsek, bilindiği üzre ülkede senelerden beri en büyük yasal rant sektörü yapı sektörüdür ki buda ülkedeki en büyük sorunlardan biridir zira her kriz öncesi patlama yapıp kriz sonrası çok ocaklar yakmış bu sektörde sanılanın aksine pek çok yabancı sermaye bulunur ki çimento, demir, yapı malzemesi fiyatları inanılmaz derecede artar her dönem. işçinin, ustanın iş buldum aç kalmadım sevincine rağmen anası sikilir çalışmaktan ancak her daim en çok kazanan -yapsatçı ve emlakçıların dışında- yapı malzemesi satanlardır. ha bu arada gelişmiş ülkelerde 1800lerin başı gibi başlayıp 1900lerde tamamlanmış "şehirciliğin" de esamesinin okunmadığını ve şöyle bir bakarsak ki yurtdışına çıkmış isek de dünyadaki en çirkin en pespaye en düzensiz en boktan şehirlere sahip olduğumuzu da bilmem hatırlatmama gerek var mı? sahil beldelerimizdeki talanı anlatma gereği bile duymuyorum artık vurdumduymazlığımızdan!
yine bazı lakayıkların dile getirdiği “ispanya bilmem kaç bin kişiye ev satmış bi şiy mi olmuş” serzenişlerine gelince: ispanya nın ab ye girmeden önce de yabancılara ev sattığı ancak döneminin faşist ispanya kanunlarının bu satışları düzenleyen kanunların yanında ninni gibi kaldığını söylemek isterim. yine ispanya ab ye tam üye olana kadar hiçbir satış yapmadığını da belirteyim.
hiç mi iyi yanı yoktur diyorsanız tabi ki de var! daha düne kadar götünde bir avuç bokla, ağzı kokan pek çok insanın eline üç beş kuruş geçmiştir bu sayede ki bugünkü bu yönde olumsuz tavır belirtenlere çemkirmenin nedeni budur.
peki ne yapmalı? hiç mi satmamalı? tabiî ki de hayır ama üste bahsettiğim mütekabiliyet esası tekrar gözden geçirilmeli, yapılan ayrımcılıklar düzeltilmeli veya yok edilmeli kanun ve tüzükler sorunsuz olacak ve en anlaşılır biçimde yeniden ele alınmalı ve yapı sektörünün her yeri talan etmesinin önüne geçilmelidir.
- yabancı devletlerin vatandaşlarına ülkemizden toprak satmaktır. (tanım)
geçen gün köydeydim, 2 ingiliz , 3 alman ve 4 fransız geldi köye, ellerinde birer tane çuval "abi bize toprak lazım" dediler. baktım hallerine, acıdım. hemen internete girip mevzuatı araştırdım. yabancıya köyde toprak satamıyoruz, hem de bakanlar kurulu ingiliz, alman ve fransızlara toprak satışını yasaklamış. yapacak bir şey yok, satamadım, götürdüm onları bizim tarlaya "doldurun ulan çuvallarınızı" dedim. para mara almadım. doldurduktan sonra sevine sevine gittiler.
ohh, ne ala memleket, satmak yasak bedava vermek serbest.
- zamanında bu toprakların bir karışı için topla tüfekle savaş verilmiş şehit düşülmüş olduğunu düşününce ve karşılaştırma yapınca ironik gelen bir durum
dedelerimiz can vermiş bir karış için biz vatanı satmışız üç kuruş için dedirten hadise
- maliye bakanı sıfatını taşıyan kemal unakıtan kişisinin ''ulan ne komünist ülkeymiş, sat sat bitiremedik'' şeklinde savunduğu olaydır.
(bkz: evet ben de dumur oldum)
(bkz: bu nesne nefes alıyormuş evet insan diyeni de var)(zagnem, 07.09.2007 20:41 ~ 20:44)
- satanlara hesap sorulduğunda "sattıysam ben sattım" şeklinde dayılandıkları hibemsidir.
- ilgili olarak düşündüğüm, (bkz: @1244990)
- ispanya modelini baz alıyoruz denilen ama anayasa mahkemesinin bir çok düzenlemesini iptal etmesine ve anayasa mahkemesinin çekincelerine ve uyarılarına hiç bir cevap vermeden hala ben yaptım oldu mantığıyla yeniden yasa tasarılarıyla ( kıyı kanunu tasarısı gibi ) gündeme gelen olaydır.
2644 sayılı tapu kanununda eklenmesi öngörülen geçici 3. maddenin ikinci fıkrası hala yürürlüğe girmemiştir ama buna rağmen satışlar devam etmeye çalışmaktadır. bu madde yabancıların edinecekleri taşınmaz miktarının oranını ile nerelerde taşınmaz edinemeyeceklerini belirler. şu an yürürlükte olmadığı için her yerde yabancılar ( yasa geçerse ) arazi alabileceklerdir.
bu tespitlerin yapılmamış olmasının ve bu alanların kamuya açıklanmamış olması yüzünden örnek olarak datça yarımadası, bodrum gibi kıyılarımızın büyük bir bölümü özel çevre koruma bölgesi, sit vb , ilan edilmiş olmasına ve buraların satışının tapu yasasına göre yasak olmasına rağmen yabancılara satış alanlarının belirlenmediği için yasal olarak buralardan mülk ve arazi alımı yapabilirler. ( mevcut durum budur )
kaldı ki, yabancılara taşınmaz satışında tapu yasası da yalnız değildir. doğrudan yabancılara yatırımlar yasası, petrol yasası, endüstri bölgeleri yasası, özelleştirme yasası, bankalar yasası, vakıflar yasası, maden yasası gibi daha pek çok yasa ile de günümüzde el altından yabancılara toprak satışı devam etmektedir.
istatistiki konuşmak gerekirse tapu ve kadastro genel müdürlüğü'ne göre , kat mülkiyetine tabi taşınmaz satın alan 42742 yabancının % 87 sinin taşınmaz aldığı ilk beş il, anltaya, istanbul, izmir, muğla ve aydın illeridir. bu illerimizin tamamının deniz kıyısında ( @2739658 ) ve doğal-kültürel-tarihi varlıklarımızın en çok olduğu iller arasında olması dikkat çekicidir. ayrıca bu illerimizin, yabancıların taşınmaz alamayacakları yerlerinde en çok olduğu illerden olmalarıda bilinmelidir. bu illerin nelerinden taşınmaz alamayacakları bu güne kadar tespit edilememiş olması da dikkat çekicidir. ( ayrıca korkutucudur ).
ülkemizde yabancılara toprak satışı kuşkusuz karşılıklık ilkesi gereği olmalıdır ama bu hakkın ölçüsüz ve sınırsız kullanımına da son verilmedilir.
|