her zaman ilginç gelmiştir bu bakış açısı. bendeki versiyonu, örneğin belgesel kanallarında türkiye ile ilgili belgeseller görünce aslında hep bildiğimiz şeyleri bir de dışarıdaki insan nasıl görmüş, algılamış onu öğrenmek için oturup bu belgeselleri daha dikkatli seyretmekte vücut buluyor. birkaç örnek vermek isterim:
- taze taze örneğimiz:
national geographic channel'da türkiye, doğa ve ekoloji konulu belgesel var. insan yabancıların gözüyle seyredince daha değişik bakıyor. allah'tan bu belgeselde, röportaj yapılan türklerin konuşmaları üstüne türkçe dublaj koymuyorlar. bunun yapıldığı oldu.. ilginç bir deneyimdi. onun dışında gerçekten böyle güzel belgesellerde türkiye'yi görmek, boğazdaki yunusları, akdeniz'de türü tükenmekte olmakta olan akdeniz foklarını -biz belkivarlığından bile haberdar değilken ve çok az görme fırsatı bulmuşken- televizyondan izlemek hoş. çünkü biliyoruz ki türkiye, kendiyle ilgili belgeselleri yeni yeni,
iz tv ile yapmaya başladı. önemli bir eksiklik var bu konuda.
- geçen aylarda
discovery channel'da
marmaray projesiyle ilgili ilginç bir belgesel vardı. orada yabancı sunucuyu görmek, tanıdık bildik mekanları görmek çok heyecanlan vericiydi. hemen daha dikkatli seyretmeye meylediyor insan. burada marmaray projesinde çalışan türklerin röportajlarının türkçe dublajla verilmesi garip gelmişti bana. yine tekrarlıyorum, türkiye kendi teknolojik gelişmeleriyle ilgili belgesellere ne yazık ki daha önem vermiyor. metronun yapılması, marmaray projesi olsun, yapılan gökdelenler olsun, bunlar kaydedilmeli bence. üçüncü köprü yapılacak ileride, kimsenin bununla ilgili belgesel çekmeyi düşündüğünü sanmıyorum.
- yine geçenlerde discovery channel'da rastladığım
football hooligans international programında türkiye'deki holiganizmi,
galatasaray-
fenerbahçe rekabetini, taraftarları görmek için gelmiş bir ingiliz. çok ilginç bir deneyimdi o da. galatasaray amigolarıyla konuşuyor adam, diyorum ki aha siktiler adamı oracıkta. herif bilmiyor, gidiyor leeds maçındaki olayları soruyor 10 dakika sonra fenerbahçe deplasmanına gidecek taraftarlara. haliyle biri çıkıp başlıyor küfür etmeye. yapmayın etmeyin rezil oluyoruz derken adamın üstüne şişe fırlatıyorlar. tırsıyor, kaçıyor ortamdan. sonra adam fenerbahçe taraftarlarının olduğu yere gidiyor, bir bara giriyor. fener stadına girerken ingiliz sunucunun elinde sigarası birası, kafayı bulmuş. 10 dakikada benzettiniz adamı kendinize diyorum. sonra aklıma geliyor bu adam zaten holiganizmin merkezinden geliyor. adaptasyon sorunu çekmemiştir diyorum. iki taraftan da baktığımı görüp seviniyorum.
- discovery channel'ın 8 bölümlük dünyanın en zenginleri belgeseline rastlıyorum. bakıyorum, bir türk.
alinur velidedeoğlu'nu anlatıyorlar. alinur velidedeoğlu konuşuyor, üstüne türkçe dublaj yapılmış. garipsiyorum yine, ama bir taraftan da gurur duyuyorum. daha bir merakla izliyorum.
örnekler çok daha fazla çoğaltılabilir, belgesel dışından da verilebilir. sinemadan, spordan. spor demişken, hep merak ederim mesela türk takımlarının yabancı takımlarla yaptıkları maçlar sonrasında yabancı basının yazdıklarını. onda tabii "nasıl göt oldunuz lan ibneler" duygusu var. neyse onu bu konuya bağlayamadım. geçelim.
sonuçta yabancı kanallarda türkiye ile ilgili her ne verilirse verilsin, onların türkiye'ye ve türk insanına bakışını kendimiz görmemiz açısından bir fırsat olarak bakmak gerekir. aslında şöyle diyelim, biz kendimizi onlara nasıl tanıtmışız, nasıl anlatmışız. bunu görüyoruz aslında. diyeceğim odur ki eğer bir gün böyle yayınları bir gözünüzle türk gibi övünerek izlerken diğer gözünüzle de yabancı gibi bakmaya çalışırsak daha iyi anlatırız kendimizi, haksız ithamlara daha az mahal veririz.
(bkz:
giri sonlarında saçmalamak)