lisans düzeyinde eğitim almak ve bu eğitimin sonunda bir mesleki ünvan kazanmak amacıyla üniversite kurumuna gelen öğrencinin birinci amacı açıkça görünmekte ki o mesleğin gerektirdiği bilgi birikimini ve yeterliliği kazanmaktır. birincil olarak bu amacı taşımayan veya taşıyamayan kimselerin eğitimin diline bu kadar takılıp üniversite seçimini dil kursu seçimiyle özdeş tutmaları bu kimselerin üniversite kurumundan beklentileri açısından ağır şüpheye düşürücüdür.
dile takılmak gereksizdir savıyla yabancı dille eğitimi savunduğum görüşü ortaya çıkarsa üzülürüm. eğitim dili sorunu üstüne bu kadar düşmemek seçimler arasında olan dillerin hepsinin öğretimi alan ve veren kimseler tarafından eksiksiz bilinmemesi durumunda bir lüks halini alır. türkiye'de de mevcut durum budur.
eğer yabancı dille eğitim, getirdiği zorluk ve çarpıklıkları amorti edebilecek faydalar sağlasaydı her güzel şey gibi onu da savunurdum. ama bakalım yabancı dille eğitim, bu kadar uğraşı hakediyor mu?
"yabancı dille eğitim görerek uluslararası bilim kaynağına rahatça erişilebilir. çünkü türkçe bir bilim dili değildir."
türkçe'nin dünyanın onlarca diliyle aynı kaderi paylaşarak bir bilim dili olamadığı gerçeğine katılıyorum. bununla beraber kişinin ilgi alanıyla alakalı uluslararası literatüre erişmek ve ondan faydalanmak için yabancı dille eğitim görmesi gerektiği safsatası kim nasıl insanların aklına soktuysa dünyanın en saçma söylemidir. kimi zaman türkçe'sinin zor anlaşıldığı ağır teorik konuları derme çatma bilinen bir dille ezberleyerek öğrendiğini sanmak asrın büyük bir kandırmacasıdır. bu aşamada yabancı dille eğitimin kişiye kazandırdığı tek artı, terminolojiyi öğrenmek olabilir ki açıkçası kolumun uzanacağı uzaklıktaki sözlüklerden bu terminolojiye ihtiyacım olduğunda bakmak, kütüphane katırlığı yapmaktan kat be kat mantıklı gelmektedir.
mühendislik dışında uğraştığım ikinci alanda bilgi birikimimi bunların türkçe'lerini bulmanın imkansız olması yüzünden sadece ingilizce edinebildim. bu konuyla ilgili birçok kavramı anlatmaya çalışırken bol bol ingilizce terim kullanmamın sebebi ya bu terimlerin türkçe'si olmadığından ya da bu karşılıkları bilmediğimdendir. bilişim konusunda bırakın yabancı dille olanını kendi dilimde bile formal bir eğitim almış değilim fakat bu işte profesyonel olarak uğraştığım zamanlarda sahip olduğum zorunluluklarım ve en çok da kişisel merakım sonucu bu kaynaklarla içli dışlı olmak zorunda kaldım.
bir günden bir güne de zorlandığımı hatırlamam. demek ki yabancı dille eğitilmeyince de oluyormuş.
belki ters gelecek ama türkiye'de şu an yabancı dille eğitimi en iyi kotaran üniversitelerden biri de itü'dür. teoride %30 olan ingilizce çoğu zaman eğitim öğretim üyelerinin kanımca çok yerinde yaklaşımıyla daha da aşağılara çekilmekte, hemen hemen herkesin anlayabildiği yazılı kaynaklar yabancı dilde incelenmekte ve pratik eğitim genelde türkçe yürümektedir. böylece hem literatüre aşinalık sağlanmakta hem de öğrenilmesi gerekenler yapılabileceğin en iyisine yakın biçimde öğretilmektedir. bu, bilinçli bir politika mı bilemiyorum fakat çok yerinde olduğu açıktır.
"ancak yabancı dille eğitimle o yabancı dil iyi biçimde öğrenilebilir."
kişi yabancı bir dili iyi öğrenebilmek için öncelikle anadilini iyi bilmelidir. 20 yaşını geçmiş, yıllardır türkiye'de eğitim görmüş, türkiye'de yaşayan nice salak biliyorum ki daha de bağlacını ki bağlacını ayırmayı, kesme işaretini nereye koyacağını öğrenememişken, bildiği türkçe kelime sayısı 500, kurduğu en uzun cümle 10 kelimeden ibaretken yarım yamalak bildiği yabancı dille harikalar yaratmaya çalışıyor. yabancı dil derslerinde karşılaştığı sorunların sebebini merak edenler bunun için önce kendilerine "şu an yaptığımı türkçe yapıyor olsaydım aynı sorunla karşılaşır mıydım?" sorusunu sormalılar.
ingilizce veya almanca cümle kurabilmek için önce cümle kurmak öğrenilmelidir.
"yabancı dille eğitim, uluslararası bir mesleki ve akademik yaşamın kapısını açar. okullara yabancı hocalar gelir eğitim verir vs vs."
yine bir sapla samanı karıştırma durumu, yine mi güzeliz, yine mi çiçek? uluslararası arenada söz sahibi olmanın yolu iletişimden geçer, bu iletişimde bu sıralar kaideyse "buradan çin'e kadar yürüsek türkçe anlaşırız" ütopyasını bir kenara bırakırsak ortak dünya dili haline gelmeye başlamış ingilizce'dir. bu gerçeği reddedecek, ucuz milliyetçilikle güneş dil teorisi savunacak değilim ama yabancı dil öğreniminin tek yolunu o dille eğitim görmeye bağlamak son derece komiktir.
yabancı dille eğitim görüp o dilde iki sayfa yazı okuyunca başı ağrıyan, o dille anlatılanları takip etmekte zorlanan nice insan tanıyorum. ben, lise eğitimimi çoğunluğun burun kıvırdığı bırakın yabancı dille eğitimi eğitim verdiği bile şüphe götürür bir düz lisede tamamladım. anadolu liselerinde okuduğunu, hazırlık okuyup yüzü kaplı kitaplara milyonlar bayıldığını ballandıra ballandıra anlatan insanların sallana sallana gelip yabancı dilde anlayamadığı basit şeyleri bana sorması ağırıma gidiyor, yazık günah diyorum. vatan millet sakarya edebiyatı ekseninde sömürgeleşme olayına değil, karşımdakinin salaklığına üzülüyorum ilk olarak.
"okullarınızda siz sadece türkçe olsun diye türkçe eğitim verecekseniz, bu ülkeden bilim adamı, dünyaca ünlü doktor gibi sıfatları olan insanlar biraz zor yetişir."
zor da olsa yetişmiş. ben isim isim biliyorum, saymayayım. (bkz:
biz bunları kitaplarımızda yazdık)
biraz da eğlenelim köşesi:
"adamlar çıkıyor, çatır çatır ingilizce konuşup 'bu türkler var ya ermenileri şöyle doğramıştır, böyle kesmiştir.' diye atıp tutuyorlar. bizim heyetlerimizde de çat pat ingilizce konuşanlar cevap veremiyorlar." (sonunu ben tamamladım)
"türkiye neden dış politika alanında başarısız?" sorusuna son zamanlarda duyduğum en dahiyane cevaptı. tabi ya? hep ingilizce işte.