kesinlikle özveri gerektiren bir eylemdir.
dille içli dışlı olanlar bilirler. mükemmel bir
ingilizce'ye sahipseniz bile, "ben dil öğrenmeye yatkınım, sözel zekam süper" havalarına giremezsiniz. ingilizce'ye yatkınlık bir kıstas değil bunun için, günümüz dünyasında zaten herkes az çok yatkın. dinlediğimiz şarkılar, izlediğimiz diziler, sokakta gördüğümüz tabelalar... pek çoğu ingilizce malum. bu nedenle ingilizce'nin pek çoğumuza kolay gelmesinin sebebi, küçüklükten beri bu dille içli dışlı olmamızdan ve hayatımızın her alanında bulunmasından kaynaklanmaktadır. muaf tutuyorum kendisini kusura bakmazsa, o yüzden.
öncelikle, öğreneceğiniz dili sevmelisiniz. sevmelisiniz derken,
should değil
must kullanıyorum.
fransızca'ya hayran olmadan o zor dili çözebilmek bir işkence gibidir. japon kültürüne ilginiz yoksa
japonca'yı küfrede ede öğrenirsiniz. olmaz yani, normalde öğrenebileceğinizin yarısını bile zor öğrenirsiniz aynı sürede. kendimden örnek vereyim,
almanca'yla alakam yoktur. ama benim seçme şansım yok bu konuda, o yüzden kıçımı yırtarak öğrenmeye çalışıyorum. her derste kendimi beceriksiz hissediyorum, "sen misin dil konusunda yetenekli olan" diyorum, kısacası kendime işkence ediyorum. sizin varsa seçme şansınız, şu dil popülermiş ya da şunu öğrenirsem iş olanaklarım artar diye düşünmeyin. yazık etmeyin, zorlamayın kendinizi güzel kardeşim.
hoca çok önemli bir de. lisede, üniversitede seçme şansınız olmuyor tabii ama özel ders, kurs gibi yerlerde öğrenecekseniz eğer dili, hocayla diyaloğunuz çok iyi olmalı. yoksa başka bir hocanın rehberliğinde severek, kısa sürede öğrenebileceğiniz bir şeyden, daha en başından itibaren nefret edebilirsiniz. misal, kırk küsür yaşındaki babam ingilizce bilmemesinin sebebini lisedeki şirret ingilizce hocasına bağlar durur hala.
özveri meselesine gelelim şimdi. daima pratik yapma şansınız olmadığı sürece, gramer de kelime bilgisi de çabuk unutulur. tekrar edilmesi, zihne iyice işlenmesi gerekir. bir süre boşlarsanız eğer, birkaç ay sonra bir kelime gördüğünüzde "ulan biliyordum ben bunu, dilimin ucunda" dersiniz ama bir türlü aklınıza gelmez. o yüzden, özellikle sözlü olarak sürekli tekrar edilmesi gerekir kelimelerin. gramerde ise konuyu bir kere iyi kavradıktan sonra sıklıkla üstünden geçmeniz iyi olacaktır.
bir de şu düşünceden sıyrılınması lazım: dilin konuşulduğu ülkede yaşarsam bir süre, o dili bir daha asla unutmam. nice arkadaşlar var zamanında amerikalarda, fransalarda yaşamış olan. o zamanlar anadil gibi bilmenin verdiği güvenle, ülkeye dönüldüğünde tekrar edilmeye edilmeye paslanıyor bilgiler. o yüzden, böyle bir şansınız varsa eğer iyi değerlendirin. öğrendiklerinizin sizi birkaç yıl idare edeceğine değil de kalıcı şeyler olduğuna emin olun.
ve son olarak en önemlisi de şu: önce kendi dilinize hakim olduğunuza emin olun. anadilinizi iyi bilmeden diğer dilleri oturtamazsınız. oturtsanız da eğreti durur, üzerinize yakışmaz. nice çeviriler okuyorum, bakıyorum adam daha kendi dilini kullanmasını bilmiyor ki diğer dilden doğru dürüst çeviri yapsın.
pelin batu gibi dalga geçerler sonra sizle de.