ege, akdeniz sahillerinde geçirilen tatillerden azami verim alınması için gerekli olan şey.
*
türkiye'e
ingilizce olarak kabul edilen olgu
kapalı çarşı esnafının ticaretten sonra en iyi bildiğini düşündüğüm şey
çeşitli sebeplerden dolayı öğrenilmesi gereken dil. fantazi olsun maksadıyla öğrenmek için şu 2 sebepten biri, ya da ikisi birden tercih edilmelidir:
#1 muazzam kitleler tarafından konuşulanları
ingilizce,ispanyolca,almanca,çince,japonca,arapça gibi dillerdir. öğrendiğinizde ise dünya üzerinde anlaşabileceğiniz/anlayabileceğiniz insan sayısı artar. gayet rasyonel bir tercihtir.
#2 ufak komüniteler tarafından konuşulanları
danca,bulgarca,litvanyaca,bask dili gibi dillerdir. genelde mecburiyetten öğrenilirler. fantazi amacıyla öğrenmek ise kanımca ego tatminidir, masturbasyondur.
az sayıda kişi tarafından konuşulan dilleri öğrenip onlar üzerinde uzmanlaşmak çeviri, turist rehberliği vs. gibi alanlarda rakibinizin az olmasından dolayı iş konusunda bir avantaj sağlayabilir.
cemal süreya'nın bir şiiri.
beş dil biliyormuş ünlü kişi
ünlü ve saygıdeğer
bir de türkçe öğrense
altı eder
(bkz:
@1614210 )
bir dil bir insan, iki dil iki insan. üç dil üç insan... diye devam eden sözcük öbeğinin oluşmasını sağlayan şey. "dil bilmekle insan olunsaydı ohooo" dedirtir insana.
amsterdam mahalli idareler derneği'nin daveti üzerine hollanda'ya giden belediye meclis üyesi bir büyüğümüz anlatıyor: gerekli görüşmeler yapıldıktan sonra amsterdam dışında bir peynir fabrikasına gezi düzenlenmiş. tesis gezildikten sonra orada çalışan bir işçi yapılan işlemleri anlatmak üzere gruba yanaşmış ve sormuş: " do you speak english?" bizim türkler ise sanki sözleşmiş gibi hep bir ağızdan "nooo" demişler. adam bunun üzerine "deutsch?" demiş, grup gene "noooo", sonra "italiano?", "francophone?" gene hep bir ağızdan "noooo".
sonra biri bağırmış arkadan "türko" diye, adam başını öne eğip demiş: "turkish, international problem".
daha sonra gezi bittikten sonra dank etmiş büyüğümüzün kafasına ulan bu adam bize uluslararası problem dedi diye. ilk önce geri dönüp adamı pataklamak istemiş ama sonra durup düşünmüş: ulan allah'ın kaz çobanı dört dil biliyor biz daha bir dil bile bilmiyoruz. şimdi ise ingilizce'yi söktü, rusça kursuna gidiyor.
asıl garip olan bu gezideki arkadaşların yüksek mevkiilerde görevli olması. hoş daha başbakan bilmiyor dil, o garipler ne yapsın.
bütün hepsini en azından ingilizce dışında bir 5 tanesine daha hakim olmak istediğim beceri.
mantıklı bi yatırım olarak uğruna kurslara gidilen hatta ekonomik parametrilere bağlı olarak yurt dışına dahi gidilen ve sonunda o kadar kursa gitti ingiltereye gitti(öğrenilen dile bağlı olarak gidilen yer burkina faso da olabilir) diye ailenin ve etrafın artık öğrenildiğine emin olunan bi dildir. rüya karşılaşılan bi turist ya da yurt dışından gelen bi gurbetçiye bizim oğlan da bilio konuşun azcık denmesiyle biter evlat çıkaramadım lugata bakiym ifadesinde bi suratla kalır baba:siktir git lan şerefsiz
"güzel kitaplar bir tür
yabancı dilde yazılmıştır."
marcel proust