her insanın içinde fark etmeden de olsa barındırdığı, gereken hallerde gereken insanlara karşı iyi bi silah olarak kullanılan, özellikle sevgiliden ayrılmak isteniyorsa ortaya çıkarılması hayli yarar sağlayan şahıs.
kapı çalar: gelen sevmediğiniz, uzun yıllardır tanıdığınız komşunuzdur...
açmak istemezsiniz ama mecbursunuzdur...
evde anneniz ve siz varsınızdır, annecik yatak odasında yatağına uzanmıştır...
açarsınız kapıyı...
ve işte dialog:
siz: aa hoşgeldin komşu teyze, buyrun içeri.
sevgili (!) komşu teyze: annen yok mu?
siz: evde, odasında yatıyor, siz içeri geçin, ben çağırayım.
sevgili (!) komşu teyze: aa ben yabancı mıyım canım?
der ve pat diye annenizin üstü açık, darmadağınık odasına dalar.
karşısındakini dinlermiş gibi yapıp bir konuşma sırasında sadece kendi sırasının gelmesini bekleyenlerin, en ufak bir acıda deliler gibi sızlanıp sokakta açlık ve acı içersinde dilenen acizleri görmezden gelenlerin, bi boka yararmış gibi sağdan sola koşuşturup sürekli meşgülmüş gibi gözüken işsizlerin, hayatı hakkında en ufak bir özveri veya girişimcilik göstermeyen komformistlerin, gece gündüz anglosakson kültürün orospularının peşinde koşan ortam çocuklarının, bi sike yaramamalarına rağmen kendilerini önemli sanan bir takım öğretim üyelerinin, dünyayı kurtaracağını sanan kofti devrimcilerin, yağmur yağarken convers giyenlerin, hep tüketim hep tüketim mantığı ile hareket edip emperyal sisteme hizmet eden özentilerin, sabahın sekizinde kalkıp ne istediğini bile bilmeden sırf çevresi bunu uygun gördü diye potansiyelini irdelemeden işe veya okula gidip itler gibi çalışanların, anlatacak tek bir hikayesinin bile olmamasına rağmen susmak bilmeyip bir gün içinde kurduğu 1000 cümleden 1 ini bile manalı kılamayanların yada kısaca bir kez olsun adam gibi aynaya bakmamış milyonlarca insanın arasında, kendini yalnız hisseden bir bireyin, kendini tanımlama şekli.
üç sandığım var bir odanın içinde
üç günlük ömrüm arap benim peşimde
nerde selvi boyum, nerde eski huyum
nerde adalı yarim, nerde sandurakim
yıkıldı bağım kadehim yere düştü
kırıldı testim şarabım göğe uçtu
sandığım kilitte, al fesim kalıpta
mastor oldum başım duman, dert yanar ocakta
açtım sandığımı kuşandım geldim
ne ben çağırdım ne sen kal dedin
tükendi mecalim, kimse bilmez halim
mastor oldum başım duman, boynuna vebalim
barda filmine çok yakışan bir şarkı. soundtrackin olmazsa olmazı adeta.
"başka bir şehir burası
ışıkları yabancı
daha önce karşılaşmadık "
daha nasıl anlatılırdiki...
aynı güzellikte bir diğer soundtrack şarkısı için>> (bkz: yarın)
sözleri haluk levent'e müziği mustafa kos'a ait güzel bir haluk levent şarkısıdır. sözleri için:
bazen düşer düşer ama üstüme
gölgeler sarar umutları
bazen döner döner ama tersine
ali baba masalları
bazen güler güler ama şansıma
aşkın ürkek fısıltıları
bazan yanar denizler
günbatımı zamanları
aldığın nefesin yarısı bende
işlediğin günahların
söyle kadınım söyle kimsin sen
terk edip gidişin acısı tende
bir garip yolcuyum
böyle yaşadım böyle bildim ben
düştüm yoluna çok uzaklara
bir yarım nefes uğruna
sen bir yabancı ülkeydin bana
kaf dağının ardında
yeni bir ortama girdiğiniz, yeni bir şehre ve yeni bir ülkeye taşındığınız zaman istemsiz olarak içinizde hissetiğiniz ya da çevreniz tarafından size hissetirilen duygudur yabancı olmak.
bazı insanlar için yalnızlık duygusunun en yakın arkadaşıdır, bir insan kendini yalnız hissettiği ölçüde etrafına yabancı hisseder ama galiba en kötüsü aynadaki yüzüne bakmaktan korkmak ve kendine yabancılaşmaktır.
aynalara bakmaktan korkarız çünkü özümüzden gün geçtikçe farklılaştığımızı görmek, gerçeklerle yüzleşmeyip kendimize yabancı olmadığımızı varsaymak her zaman bize daha kolay gelir, biz sorgulamaktan çok aptal olmayı, söylenmesini istemediklerimizi duymamayı yeğleriz.
peki gerçekten kim gerçek yabancıdır?
"bir ülke de yaşayıp başka yere ait olduğunu bilen mi yoksa kendi ülkesinde bir yabancı hayatı sürüp ait olacak bir yeri olmayan" , kendine gün ve gün yabancılaşanlar mı?
kalıcıysan bu sularda, önce kuralları öğren yabancı.
ihanet yok, yalan yok. güven herşeydir bizim için. sarsıldı mı bidaha yerine getiremezsin. şüpheye bile düşürmemelisin bizi. bi an bile acaba dememeliyiz. her durumda koşulsuz savunabilmeliyiz seni, o bizden, yapmaz diyebilmeliyiz.
sonra vefayı bil. yaşadıklarına saygın olsun. geçmişini yok sayma, ama şimdine de onu bulaştırma. izin verme eskilerin gölgesinin yenilerin üstüne düşmesine. arkanda bıraktıklarını unutma, ama bir kol mesafesi kadar da yakınında tutma.
kalp kırma yabancı. en zorudur onu tamir etmesi. kırıldıktan sonra gülücükler atsa da, bil ki yalan hepsi. ilk haline döner mi sanıyorsun? en güzel hali ilk hali değil mi, ilk haliyle sevip kabullenmemiş miydin sen? onu öyle muhafaza et. kırmadan, ilk aldığındaki gibi.
son olarak da bize güven yabancı. bizden sana zarar gelmez. ihanetse asla.
albert camus romanı. romanda yaşlı bir adam ölen köpeğinin yasını tutar bir yerde ve kendi kendine "umarım bu gece köpekler havlamaz" diyerek içimizi cızlattırır.
yabancı romanda şöyle önümüze sunulur; toplumun yargılamalarına, infazlarına karşıdır ve bu yüzden topluma yabancı bir adamın hikayesi işlenir. annesi ölür mezarında ağlamaz, bu toplum tarafından hoş karşılanmaz; ağlamalı! annesi ölür sinemaya gider, bir kızla sevişir, denize gider eğlenir. ve sorarlar neden ağlamıyorsun diye, o da cevap verir annem arkasından ağlanmasını istemezdi!
kız evlenme teklif eder yabancımıza, yabancı kabul eder, sonra kız neden kabul ettin beni sevmiyorsun ki deyince, yabancı onun da yaşanması gerekirdi der.
yabancı hapse girer, papaz gelir dua edecek ve infaz edilecektir. ama duayı istemez. ve der ki "toplum beni yargılıyorsa, infaz ediyorsa tanrı beni neden bağışlasın ki! suçlu ben miyim toplum mu?"
sonunda "asın beni" der "bu toplumdan kurtulayım!"