içi boşaltılan bir söz öbeği daha. söyleyen kendini solcu sanır, duyanın da aklında mermerler, kurtlar, apolar vs. dolanır durur. halklar zaten kardeştir de bunu vurgulama ihtiyacı duyuluyorsa ortam pek tekin değildir.
kökünde bölücülük değil, enternasyonalizm yatan slogandır. bölücülük denen naneyi de anlamış değilim. dün mesut barzani ve celal talabani'ye ankara'da büro açanlar, yurt dışına çıkışlarında türkiye cumhuriyeti üzerinden geçiş sağlayanlar, bugün kuzey ırak'ı sadece izleyip dandik politikalar yürütenler başkaları için "bölücü bunlar" derken ironi mi yapıyorlar ne yapıyorlar bilemem. kendilerine mideme kramp girene kadar gülüyorum. üstelik bu sloganı bir gün dahi söylediklerini görmedim.
ben can-ı gönülden bir daha söyleyeyim: yaşasın halkların kardeşliği!
sol görüş sloganı. aslında slogan olmak için fazla derin ve anlamlı biz söz. kürt milliyetçileri tarafından suistimal edilen barışçıl, umut veren. keşke şu sözlerle desteklense :niçin hep birlikte barış ve uyum içinde yaşamayalım? hepimiz aynı yıldızlara bakıyoruz, aynı gezegenin üzerindeki yol arkadaşlarıyız ve aynı gökyüzünün altında yaşıyoruz!
gani müjde:
--------spoiler---------
"...ancak faşizmin 'tüm dünya halklarının ebesini iskeyim' ilkesi,komünizmin 'tüm dünya halkları kardeştir' ilkesinden daha fazla taraftar bulmuştur ve bu insanlık adına utanç vericidir."
--------spoiler---------
bir grup cinsel tercihini dile getirmemiş ama heteroseksüel olduğu anlaşılabilen erkeğin arasına karışıp "yaşasın heteroseksüellik" diye bağırdığınız zaman öncelikle size bir bakarlar. ibneler arasından kaçmış kurtulmuş, hetereseksüellerin arasına, kendi gibilerin arasına dönmüş bir insanın yüz ifadesi varsa bağra basılır. ama efemine bir tip ile sağındakine solundakine işveli, cilveli bakışlar atıyorsa diğerlerinin "ibne" olduğunu ima etmeye çalışıyordur. artık kimisi güzellikle konuşur ve uzaklaştırır kimisi de basar götüne tekmeyi, ayakkabısından da olur. yani en iyisi konuşarak uzaklaştırmaya çalışmaktır. ama gerekirse bi ayakkabı da harcanabilir. nitekim pazarda 10 ytl.
ülkenin girdiği konjonktüre bakarsak bugünlerde daha da az seslendirilecek slogan.
esasında tamda sağduyuyla, gür bir şekilde duymaya ihtiyacımız olan günlerde, yine üzerine başka anlamlar yüklenecek, şiddetten taraf olmak olarak algılanacak bir slogan ne yazık ki.
evet yaşasın halkların kardeşliği ve hatta kahrolsun bu kardeşliği yıkmak isteyenler. ve yine kahrolsun bir yandan barış derken diğer yandan gencecik mehmetçiklerin canına kıyanlar ve insan haklarını dillinden düşürmeyen ama insan hakları ile uzaktan yakından alakası olmayan terörist uşakları.
özünde hiç de boş olmayan slogan. kendini bir diğerinden üstün gören kişinin/kişilerin hiç bir zaman anlayamayacağı cümle. bu ülke toprakları üzerinde yaşayan herkesin canı acıyor bu günlerde. bize düşen içine düşülmek istendiğimiz bu kaos ortamından en kısa sürede ellerimizi birleştirerek kurtulmaktır. ayrıca son olarak belki de şunu söylemek en doğrusu olacaktır; en büyük acıyı her zaman olduğu gibi anneler çekiyor ve hiç bir annenin acısı bir diğerinden hafif değildir.
son günlerde söylemekten çekinilen slogan olmuş. tuhaf aslında. bildiğim bir şey var: emperyalizme karşı kurtuluş mücadelesi verilirken türkiye'de, yunanistanlı devrimciler "türkiye işgal edilemez, yaşasın halkların kardeşliği" demişler. fazla yerde yazmamış bu. "hain yunan" olarak bilir bizim gençlerimiz. halbuki "emir alan askerlerledir" savaş. halklar arasında değil. bugün de bir savaş sürüyor. ölümler var her iki taraftan da. savaşın abd ve emperyalizm bağlantısından, yerli işbirlikçilerle bağlantısından, ırak'taki oluşumun türkiye burjuvazisi tarafından beslenmesinden bahsetmek istemiyorum artık. gına geldi çünkü.
çıkarları uğruna kardeşleri düşman edenler, cenazelere sahte göz yaşlarıyla katılan siyasiler, bölgeden rant elde eden patronlar, yani türk ve kürt işbirlikçileri! sözümüzü hala söylüyoruz biz. canımıza da kıysanız! yaşasın halkların kardeşliği!
türkiye'de kendisini yenileyemeyen solun sıkışıp kaldığı bir slogandır, kendisini yenileyen solda nasyonel sosyalizmi seçmiştir kendisine ki sayelerinde sol mol kalmamaıştır ülkede, sol siyasi görüşün olmadığı ülkedede de demokrasi de siyaset de olsa olsa bu kadar olur bu kadar olmaya devam edecektir.
yaşasın halkların kardeşliği elbette. türk insanına halkların kardeşliğinden bahsetme. bu türke türk propogandasına benzer: insana insan propogandası yani. ülke tarihinde hiç bir kürtün kapısı çarpı işaretiyle işaretlenmemiştir. hiç bir rum kilisesine zarar verilmemiştir. hiç bir bakkaldan ermeni diye alışveriş yapılmamazlık edilmemiştir. türk dilinde kara derili insanları aşağılayıcı bir kelime yoktur. kişinin etnik kökeni onun adının başına rahatça getirilir , aşağılama amaçlı değildir ve hatta lakabı olur. kürt recep, arnavut selim, boşnak rıza, makedon burhan, arap gazanfer, yahudi moşe. hatta bir zamanlar düşmanımız olan milletlerin isimleri bile insanlara lakap olarak takılır. bundan da kimse gocunmaz, alınmaz ve hatta bu lakaptan hoşlanır bile. ingiliz fuat, yunan hayri. bunlar yalansa, samimiyetle bana gelin söyleyin. ha üç beş istisna olur. olmaz değil. türkler asimilasyon yanlısı değildir. hatta kendileri asimilasyona yatkındır. bugün isimlerimizin hepsi arapçadır. geleneklerimize araplar ve iranlılar karışmıştır.
ırkçılık türklerin içinde yoktur. bu yüzden türk insanına bunu anlatmayın. dilinizi yormayın. türk insanı herkesle kardeştir. yeter ki kardeş gibi davransın. tarih bu tip örneklerle doludur. bilmem kimin "türkiye'de didaktik fosforizm" kitabını okuyacağınıza açın atatürk'ün anzak askerlerinin annelerine olan mesajını bi okuyun. yurtta sulh, cihanda sulh okul duvarlarında yazsın diye söylenmiş alelade bir söz değil. türk insanı kimseye kendiliğinden düşman olmaz. türk insanı emperyalist değildir. atın bunları kafanızdan. eğer türk insanı emperyalist ve asimilasyon yanlısı olsaydı, bugün ne yunan kalırdı, ne yunanca, ne bulgarca, ne kürtçe. ortadoğu ve balkanlar komple türkçe konuşurdu.
türk'e türk propagandası çok saçma. ama türk'e insaniyet propagandası çok daha saçma ve aptalca. ama yine de ben sizden değil atalarımdan öğrendiğimi söylüyorum: yaşasın halkların kardeşliği.
edit yapma ihtiyacı: demek istediğim anlaşılmamış. sanki yanlış birşey yazmışım, nazilik yapmışım, ona buna şovenist küfürler etmişim gibi eksiler gelmiş. bir tane "yok kardeşim senin gibi düşünmüyorum. bence böyle böyle" diye hiç mesaj gelmemiş. ben içinde bulunduğum çoklu kültürün en hoş taraflarından birini anlatmaya çalışmıştım.
derin derin devletten ve üçbeş tane fanatikten bahsetmiyordum ben. ben necla teyze'nin, eşref dayı'nın, süleyman abi'nin hislerinden bahsediyordum. eğer necla teyze'nin elinde silahla psikopoz öldüreceğini veya seda abla'nın kitap evi yakacağını filan düşünülüyorsa, bunun adı kötümserliktir.
marsık: güzel yanmamış bir odun demektir. yaşamım süresinde 1 milyon kez "zenci", "siyah", "çikolata renkli", "siyahi" gibi kelimeler duymuşsam, bir yada iki kez bir afrikalıya "marsık" dendiğini duymuşumdur. marsık direkt olarak "nigger" gibi adi adi bir kavram içermez. güneşte çok yanmış bir adama bile "marsık gibi olmuşsun" denebilir.
fellah: mısırlı çiftçilere eskiden verilen addı. bir aşağılama sözcüğü asla değildir.
tekrar söylüyorum. türkler savaşçıdır, o bambaşka birşey. belki de çağın gereğiydi. ama türkler fethettikleri yerlerde komşularıyla, kardeşleriyle yüzyıllardır barış içinde yaşamış, kız alıp vermiş insanlardır. gözünü kan bürümüş psikopatlar olmadıkları için şeref duyuyorum. aksi halde çin seddinden karpatlara kadar ne başka din kalırdı ne başka dil. yalansa yalan deyin.
ülke tarihinde:
derin mi derin devlet eliyle havaya uçurulan kitabevi sahibinin (bkz: şemdinli olayı),
tüyü bitmemiş veletlerin ellerine tutuşturulan silahlarla vurulan din adamlarının (bkz: rahip santoro cinayeti),
6-7 eylül olaylarında evleri, işyerleri yağmalanan, yüzyıllardır yaşadıkları topraklarda sürüngen muamelesi gören gayri müslim azınlığın,
"marsık", "fellah" gibi aşağılayıcı sözlerle tanımlanan, dahası, polis merkezlerinde şaibeli suçlamalar neticesinde kimvurduya giden siyahların (festus okey cinayeti),
bir yandan kendilerini potansiyel terörist olarak görerek en ufak bir sosyal güvenceyi dahi çok gören devlet baba'nın, bir yandan can korkusuyla mallarını, canlarını rehin alan pkk'nın gölgesi altında kimsesiz yaşayan "ohal bölgesi mağduru" güneydoğulu kürt vatandaşlarımızın,
geleneklerini, kültürlerini koruyamadan asimile edilmiş süryanilerin, yezidilerin ve diğer tüm dini azınlıkların,
çorum ve maraş olaylarında, bahçelievler katliamında cenazelerinin usulüne uygun biçimde kaldırılmasına bile engel olunmaya çalışan alevilerin,
daha gençliğini bile bilemeden, birkaç aylık eğitimden sonra gözünü kan bürümüş eşkıyaların avucunun içi gibi bildiği dağlara yollanan, bir kurşunla tazecik gözlerini hayata yuman, yaşamaya da sevdiklerine de doyamadan giden türk askerin,
gözaltındayken kayıplara karışmış, askerdeyken şehit düşmüş, işkence altında can vermiş sevdiğine bitmeyen ağıtlar yakan anne-baba ve diğer yakınların,
okuduğunu bile anlamaktan aciz katillere dönüştürülen bebeklerin elinde can veren düşünce insanlarının (bkz: hrant dink),
yaşananların ardından nefes bile alamayan, insanlığından utanan, çaresiz, bıkkın, küskünlerin
ve diğer tüm ezilenlerin adına, bıkmadan, soğukkanlılığımızı mümkün mertebe kaybetmemeye çalışarak, kendimize ve diğerlerine haykırmamız gereken söz.
gerekçeli edit:
1. sözgelimi maraş olaylarında camilerden yükselen "din elden gidiyor, haydi cihata" çağrılarına (ki bu anonsların kim tarafından yaptırıldığı hala bir muamma) uyup onlarca insanı katledenlerin (bkz: linç) çoğu ahmet amca ya da ali dayı'ydı. faşizmi hala "başkalarına" ait bir şey olarak görebilmek olsa olsa aymazlıktır.
2. siyahlara yapılan kötü muamelelerin semiyotik boşluklarla, etimolojik kolaylıklarla telafi edilmeye çalışılması beni utandırıyor. her şey bir yana, zaten "yavşak" da bit yavrusu demek aslında.
her şeye rağmen, iki tarafın kendi çıkarları uğruna halkları birbirine düşürme çabasına rağmen birbirine düşmeye hazır halklara küçük bir anımsatmadır : yaşasın halkların kardeşliği.
evet, hala bıkmadan, yorulmadan, yılmadan, korkmadan yaşasın halkların kardeşliği demenin zamanıdır tam da şimdi. filler bu kardeşlik üzerinde tepinmektedir. ve fakir fukaranın çocukları ölmektedir. işte bu ölümlere dur demenin tam da şimdi en doğru zamanıdır.
itlere, itlerin it olduğunu söyleyen ama kendi itliklerini görmeyen itlere dur demenin zamanıdır.
tüm analar savaşa karşıdır!
askere göndermek zorunda kaldığı yavrusunun cansız bedenini görmektense ölmeyi dileyen anaların tanımsız acısını en iyi anlayabilecek olan, karşı tarafta savaşmak zorunda kalan yavrusunun cansız bedenini kucaklayan analardır!
insanoğulları-insankızları siz kardeşsiniz, neyi paylaşamıyorsunuz? hepiniz birer ana kuzusunuz!
birbirinizi öldürmeyin...öldürmeyin...öldürmeyin.
özellikle ülkemizin, amerika( ebu garip hapishanesinden bahsetmeme gerek var mı?), ingiltere (özellikle halkı pakistanlılara bayılır, yanlışlıkla vurur falan), isviçre ( mülteci ailelerinin herhangi bir ferdinin suç kaydı var ise ile yerleşikliğine, geçirdiği zamana bakılmaksızın sınır dışı edilir) gibi ahkam kesmeye meğilli ülkeler dahil, tüm dünya insanlığının çok geç olmadan kavraması ve anında uygulamay geçirmesi artık zorunlu olan tutum ve hatta "devlet politikası" olması gereken kavramdır.
gelelim ülkemize.. ükemizde herkes el ele, kol kola ne güzel yaşıyor allahım.. ırkçılık falan hele hiç yok. traihte ise görülmemiştir diyen ve iddiada bulunanları, şu an hatırlamadığım bir girimde de belirttiğim gibi, niyazi öktem'in anadolunun kültürel alaşımı makalesini okumaya ve sağduyulu olmaya davet ediyorum. yazılarım hiçkimseye, önceden işlenmiş "devlet ve savaş suçları" nı kabul etmeye zorlayıp "namus" ve "şeref" leriyle oynamak veya "ahanda belgelerimle ortaya koyuyorum" gibi sosyal bir konuda ahmak rasyonel bilimadamcılık oynamaktan ziyade çok basit bir konuyu açıklığa kavuşturmak.
asyanın böğründen gelen türkoğlutürk oğuz kabileleri anadoluya giriş yaptıktan sonraki iki yüzyıl içerisinde, yaklaşık 4 milyonu bulan hristiyan halka ne oldu?
yaaaa... türk milleti olarak ne kadar barışçılız... öle barışçılız ki, bu topraklara girer girmez yükselen müslüman nüfustan anlaşılmalı.. bir de mücahitiz, kimbilir ne zoruyla o halkları müslüman etmişiz.
ikinci basit gerçeğimize geri dönelim: türk tarih vakfı nın başında duran, "belgelerimle geliyorum ulan" bilimadamı olaylarını hepimiz hatırlıyoruz öyle değil mi? o olayı ne kadar çabuk unuttuk? olay sonrasında yüzeye çıkan kirli gerçeği ne kadar çabuk görmezden geldik? ermeni ailelerin geçmişlerini, özel bilgilerini çetele halinde dosyalayıp, kişileri takibe alıp, fişlediğimizi?
tüm yukarıda söylediklerim bir tarafa, türklüğüyle gurur duymayı yaşamsal faaliyetleri içerisinde en üst düzeyde tutup, bunu dikte ettirmeye çalışan, şovenist eğlimli herkesi sağduyuya davet ediyorum. unutmayalım, dil her şeyi, tüm kültürel eğilim, tutum ve yapıları ele veren, ipucu veren bir kavramdır. "türkler tarihte herkesle kankaydı" savını ortaya atan arkadaşlarımıza bir adet sansür yememiş, çok kapsamlı deyimler ve atasözleri kitapları ile, üstüne basa basa bir türk argo sözlüğü tavsiye ediyorum. sabah, öğle, akşam birer tablet... haydi geçmiş olsun!
edit: hiçbirimiz sevmediğimiz bir arkadaşımıza "angut" diye seslenirken ona kuş demek istemeyiz. ona basbaya angutdemek isteriz. galiba buna anlam kayması deniyor.
john reed'in "dünyayı sarsan on gün" kitabında, bir anlatım vardır. rus işçileri, diyelim petrograd olsun, şehirlerinin kendilerine ait olmadığını bilir. kendileri emek vermelerine rağmen. ne zaman ki, bolşevikler, işçiler, köylüler ve askerler iktidarı alır, reedin arabasına bindiği bir arabacı, şehrin dışından başkentine el sallar: "artık benimsin petrogradım. benim petrogradım".
ama rus proletaryası, kendi petrogradını beyaz muhafızlara, çar junkerlerine, alman emperyalizmine karşı savunurken, yani kendi devrimini savunurken, dünyadaki tüm halklara barış mesajı göndermektedir. ama en fazla, kirli bir savaş sonucu karşı karşıya geldikleri alma işçi sınıfına. "yaşasın tüm dünya halklarının kardeşliği" sloganını, "barış" talebini göğsünden vurulmuş bir kızıl muhafız son nefesinde sayıklar.
yaşasın halkların kardeşliği sloganına "halklar değil lan halk var bu ülkede yarraam" şeklinde karşı çıkanlar ise, bölücülük yapmaya devam edebilirler.