yağmurla birlikte aldığınız toprak kokusunun dilinize dolayabileceği güzel bir sertab erener şarkısı..
yağmurdan sonra gelen toprağın kokusuna
hayranım tıpkı hayran olduğum gibi sana
yağmurdan sonra gelen toprağın kokusunda
ne tuhaf sen varsın sanki hemen yanımda
yağmurdan sonra gelen toprağın kokusuna
aşığım tıpkı aşık olduğum gibi sana
yağmurdan sonra gelen toprağın kokusunda
buluşuruz seninle sanki başka diyarda
çiselerken yağmurlar
gülüşürken tüm yapraklar
çiçekler fısıldaşır
oynaşır tomurcuklar
işte ben de böyleyim
canlanırım yeniden seninle ben
kesinlikle çevrede pis bir ortam yoksa ve bu kokuyu bozmazsa hayatta en sevdiğim kokulardan biridir, belki de en çok sevdiğimdir... bugün camı açıp aldığımda yaşama sevinci yüklemiştir... ve cidden insan psikolojisinde böyle bir etkisi olduğunu düşünüyorum... dinimizce insan topraktan yaratılmış diye söylendiğine göre belki bir alakası vardır...*
yağmur yağmadan da önce alınır bu koku, keza o zaman " yağmur yağmadan önce" lafımla anlaşılmıştır ki 30 dk içinde ılık bir yağmur yağacağının habercisi, dinginlik verici kokudur.
neme doyan havanın toprağa çökmesiyle oluşmuştur o an.
benim de aralarında bulunduğum bir çok insanın en bir hoşuna giden kokulardandır bu, güzel istanbulumuzda yaşadığımız alanlardaki toprak azlığından dolayı yağmur sonrası özlediğimiz kokudur aynı zamanda ve bu nedenledir ki yağur ormanları* şeklinde bir tütsü pek popüler olmuştur dönem dönem belli bir güruh içerisinde, o özlediğimiz güzel doğal koku yanan bir çubukla evimize girmiştir pek çok kez.
insana ölümü ve yeniden doğuşu anımsatan kokudur. çok garip bir duygudur, hüzünlü anlara hüzün, sevinçli anlara sevinç, çoşku katar. insanı alır götürür çocukluğuna, masum günlerine ya da hiç bilmediğin diyarlara. toprağın altındaki tanıdıklarından haberler getirir sanki, onların sesinden fısıldar. giden sevgilinin ten kokusunu getirir bazen. içine çekersin çekersin, bir zamanlar vazgeçemediğinin kokusudur o. gurbetteysen annenin gözyaşlarını getirir, bir damla da benden dersin koyverirsin kendini. gündüz düşlerine sürükler aklını, farklı olabilirdi dersin, farklı olabilirdi. eğer bir de sezen aksu söylüyorsa masum değiliz i efkarın yükselir arş-ı alaya. bir kadeh ararsın avuçlarının arasında bir de kırmızsından şarabın. dökersin yarısını kadehe, yarısını da mis gibi kokan toprağa, toprağın altındakiler için.
uğursuzluk getirdiğine inanılan ve dile getirmekten çekinilen bir olguydu bu bir zamanlar.
bir tatar büyücüsü olan babaannemden duymuştum ben bunu ilkin. çocukluğumda (ki onu yedi sekiz yaşımdan sonra pek görmedim) ona "yağmur yağdıktan sonra toprak ne güzel kokuyor değil mi büyükanne?" demiş ve beklemediğim bir karşılık almıştım kendisinden: "hişş, sakın bunu bir daha söyleme. toprağın kokusunu dile getirmek uğursuzluktur." demişti.
ona farklı bir zamanda söylemiş olduğum, "büyükanne, ben hiçbir şeyi unutmuyorum, her şeyi hatırlıyorum." sözlerim üzerine, "unutmamak iyi değildir, unutmalısın." dediğini hatırladım sonra. hayatı yeni tanıyordum ve o zamanlarda sorularıma cevap verebilecek tek kişi oydu. ama ben çocuk yaşımda bile verdiği cevapların gördüğüm dünyaya ait olmadığını kavramış ve başka soru sormamıştım kendisine.
çok çok sonra herman melville beyin mobby dick adlı eserini okurken, "ne zaman ki toprak kokusu duydunuz, işte o vakit hepiniz öleceksiniz." dediğine rast geldim kızılderilinin. ama beni asıl tırsıtan toprak kokusu duyduklarında, kızılderilinin ısmarladığı tabuta sarılarak ayakta kalan anlatıcı dışında külliyyen gebermeleri olmuştu.
o zaman bu zaman burnumu mandallar gezerim yağmur yağdığında.