bir kokusu var.
birden bire, şimdi, her nasılsa, nedense
çok ağır kokuyor.
yazdan mıdır?
bak şimdi neye benziyor biliyor musun?
o duvardaki resme bakmaya doyamayıp, bir gün gelecek bakamayacağımı bilmeye.
aynı bu işte.
eksiksiz, fazlasız.
bize ters.
biz çok fazlaydık, çok eksik.
tamamlanması zor olan bir sürü parça.
tamamlamak istemek de gerek de nerde?
nerede kaybettik o temizliği biz?
o dürüstlüğü nerede kaybettik?
bu koku çok ağır.
nereden çıktı şimdi?
sıcaktan mı?
ben unuttum gerçeğimi.
''elini taşın altına koyarken, böcek çıkacak, yılan çıkacak diye düşüneceksin;
çiçek çıkarsa koklarsın''.
unuttum bu gerçeği. çoktan unut-muşum.
taşın altından çiçek çıkma ihtimali de vardır -hala olması ne de ben-, bu ihtimalsizliğimde.
oysa ne de güzel zıplıyorduk biz.
doyamıyorduk.
doyduk.
kokular ne de fenalaştı.
'biz'den mi geliyor?
herkesten mi?
kaldığı yerde bırakamamaktan belki de..
senin en sevdiğin dedi:
''hiçbir şey sormadım ben
anlatmadı da.
etmiyorum merak, durum bu iken.
ağladığın duvarlar biliyor.
yerlere çaldığın eşyalar''.
bu koku çok yoğun.
nereden geliyor?
senden mi benden mi?
kimdir sahibi?
ortalıkta bırakılmış, sahip çıkılmamış ki,
sağa sola koşturması,
şimdi gelip beni vurması, bundan.
terledin mi?