hangi anda olursak olalım , her seferinde olağan üstü gizemli bir tekillik içinde olduğumuz , bunu anladığımız takdirde nimetlerini çok yoğun ve istemdışı bir şekilde tadacağımız ve göz açıp kapayıncaya dek tek bir anda ölerek sonlandıracağımız eylem , şahsi kanatimce bir çeşit fondip.
bir sistem misali, insan'a giren ile çıkanların hesabı sonucunda pay çizgisinin altında, sayı doğrusunun sağını görebilenlerin şanslı adledildiği an'ların toplamı.
her ne kadar çok rahat bir şekilde yaşam,ömür,hayat sözcükleri birbiri yerine kullanılsa da daha ağzımızdan çıkarken farkı hissederiz.
ömür hayatımıza dair süre bilgisini anlatmaya çalışırken
yaşam yaşanılanı ifade etmeye çalışır.
hayat ise her ikisinin de kendi özgül anlamlarını bir kenara bırakıp daha bir genel kullanıma açıktır.
(bkz. ömrümü yaşam yapan...)
her insanın yaşam ile görülecek bir hesabı vardır aslında...
bir anda buraya geldik ve kelimelerin, kavramların, kuralların arasında birbirimizi yedik. cehennemi yaratıp cenneti arar olduk.
yaşam her türlü tezatın içinde varlığını sürdüren bu garip evrenin garip köşesinde bizden bağımsız olarak dikilmiş farklı eksenlerin etrafında dönen yaşamış ve yaşayan insan sayısı kadar olan dünyalara bakarak kendimize bir yenisini bulma eylemidir.
bize verilmiş koşulu idrak etmek görevidir yaşam. ayrıca koşulların koşulunu arayış ve biraz da griyi beyaz görme sanatıdır.*
hayat...
"yaşam ölümledir kalpler hiç atmadıkça
...
yaşam bütünlenir güneşler çekilince"
düş dokağı sakinlerinin yaşadıkça parçasından iki dize...sancılı gecelerde en çok yargılanan olgudur yaşam...pamuk ipliğine bağlı bedenlere ait ruhların isyan ettiği olgudur yaşam...nefes almakla ölümü tadmak arasındaki seçimdir yaşam...kabullenmedir acı gerçekleri...yaşanılanlara inat yaşamaya devam etmektir...güneşin en büyük düşman edildiği dönemde güneşin en büyük dostudur yaşam...keskin bir bıçaktır yaşam her gün ruha çizikler atan...
'devasa bir sahnede sergilenen kaotik bir kurgudur yaşam.. suda başlayıp evrenin her köşesine sıçrayan büyük bir dramdır yaşam..'
suyun kalbine devasa bir sahne kurulur.. izleyicisiz bir sahne.. yönetmensiz bir sahne.. yıktıkça yenilenen, her yeni ölümü filizlenen yaşamların huzurunda kucaklayan bir sahne.. doğurgan bir sahne..
sonra izlemenin ve izlenmenin hazzıyla örülmüş bir canlının sırasının geldiğini muştular tarihin çanları.. suyun kalbindeki sahne yıkılır.. toprağın kalbine bir sahne kurulur.. izleyicili bir sahne.. yönetmenli bir sahne.. her yeni yaşamı ölümün kasvetli kollarında boğan bir sahne.. kibirli bir sahne..
bazıları sorgusuz sualsiz benimser bu sahneyi. bazılarıysa olabildiğince uzak durur, rolünü benimsemez, reddeder, sonsuzluğun ulaşılabilecek en uzak noktasında alır soluğu..
işte o noktaya ulaştıklarında, itkilerinden kaçamayacaklarını anımsatır onlara, tarihin çanları.. yeni ve küçük bir sahne kurulur, toprağın kalbindeki sahnenin yerine.. aşklar kuşatılır, sevgiler kuşatılır, nefretler kuşatılır, acılar kuşatılır bu küçük sahnenin büyük gözleriyle.. yumruklar sahnede atılır, yumruklar sahnede karşılanır ve büyük sahnelerin küçük oyuncuları, bohçalarına yaşamlarının vazgeçilmez parçalarını sıkıştırıp göç ederler bu küçük sahneye.. nefretlerini, ellerindeki kanı, hayattan çalıp çırptıkları her şeyi dökerler sahnenin orta yerine.. saf tutma refleksleriyle kuşatırlar sahneyi; önce küçük sahnenin büyük oyuncularını, sonra birbirlerini yumruklamaya başlarlar.. kurulan her şey yıkılır, yerini büyük ve ruhsuz sahneler alır..
meydan büyük sahnenin küçük oyuncularına kalmıştır artık.. küçük sahnenin büyük oyuncularıysa, yıkım tamamlanmadan kaçıp gitmişlerdir, yeni bir 'en uzak' sahneye.. sahnelerden kaçarken yeni sahnelere hapsolmaya..
hep giderler küçük sahnenin büyük oyuncuları.. ve hep o boşluğu büyük sahnenin küçük oyuncuları doldururlar..
küçük sahnenin büyük oyuncuları, ruhlarının parçalarını avuçlarına alıp, teker teker giderler.. ve büyük sahnenin küçük oyuncuları, büyük bir iştahla benimserler, bir süre sonra neyi savunduklarını anımsamayacakları bu suni kavgayı..
çocukluğun yakartopuyla yanmak, yetişkinliğin körebeleriyle vurulmak, oyunların göbeğinde oyunsuz geçen tek bir an için çabalamaktır yaşam. kendi hayallerinin harcını karmak, bazısının kırıklarını toplamak, yine de "düş"eceğini bile bile düş kurmaktır.
fitilini ateşlediğin cümlelerden, kendi sesinin yankısından korkmamak, seyirci kalmamaktır. kukla ve gölge oyunlarını reddetmektir yaşam. elinde makas; iplerini kesmek, tüm gölgelere inat ışıkları yakmaktır. aymazlığın diyarında yalnızlık, farkındalıktır... acıdır bazı. susmalarla örülü 'ezgimizin günlüğü'nde bir haykırışın sayfasıdır.
aşk durağından geçen tek hattır. rötar yapar bazı. ayrılıktır, geriye dönüş ve düşüştür. her cümlenin sonunu bekleyen noktadır, ölümdür...