(bkz:
bjork)
(bkz:
play dead)
hiç birşeyi umursamadan,etrafında olup biten tüm olaylara kayıtsız bir şekilde yaklaşarak kimseyi anlamadan ve anlamaya çalışmadan bunun sonucunda da hiç kimse tarafından anlaşılmadan yaşamak.
yalnızca nefes almakla yetinmek. kendini kayıtsız şartsız akışa bırakmak. edilgen bünyeyle belirsiz atiye sürüklenmek. boşluğa abanmak.
yaşama isteğini kaybederek çoktan ölmüş, zayıf ve gereksizce nefes alıp vermeye devam etmektir.açlığın uykusuzluğun hissedilmeyip sadece bitmek bilmez acının hissedildiği anlarda yapılandır.etraftaki herşeye tepkisiz kalıp her günü aynı yaşamak, nasılsın sorusuna aynı diye cevap vermek, 3 aydır görüşülmeyen arkadaş neler yapıyorsun diye sorduğunda en son söylenenden hiç de farklı birşey söylenmediğini farketmek...
keyif almayı geçtim artık sıkılmayı bile özlemek. hiçbirşey hissetmemek gördükleriniz ve ya tanık olduklarınızın siz de en ufak bir etki yapmaması hatta en acısı artık şaşırmamak hiçbirşeye ve hiçkimseye..
(psykhee, 12.04.2007 22:05 ~ 22:06)
yaşadığının farkında olup da yaşamadığını sanma durumu...belli bir amaç taşımadığımız ve çok monoton yaşadığımız zamanlarda bu duruma düşeriz...
bu insan-varlık karışımları msn de nicklerinin yanında kişinin durumu ölü olduğundan dolayı cevap veremiyor yazıp cevap vermemektedirler.seviyoruz yine de onları
(lupus, 12.04.2007 23:03)
anneciğimin her gün gerçekleştirdiği eylemcik!
(bkz:
uyuyormuş gibi yapmak)
ben dahil çoğu insanın yapmakta bulunduğu eylem. yapanların çoğu da karanlıklar içerisindedir.
yaşamak mı, yaşıyormuş gibi yapmak mı? işte bütün mesele bu.
ye,
iç,
sıç,
uyu sonusuz döngüsünün özeti.
(bkz:
sozsuzluğun özeti)
yaşamak saçmadır, ama değilmiş gibi yaparız; işte budur.
"
nasılsın" diye sorana
"
iyiyim" diyerek
geçiştirmek.
deliydin.
kendisi tümüyle terkedilmiş ve adı ancak çocukluk öykülerinden okunan bir sokağa ağıtlar diziyordun sürekli, bütün bir hayatını bir sokağa benzetip kurtulmaya çalışan şiirlerle ilgilenmiyordun belli ki. tarihin artıklarıyla el ele tutuşmuş olduğunu hissettiğim için/hissettiğimden beri sevmiştim seni, adaletin gözyaşlarının göğsünden damladığını, o gözyaşlarının göğsünde hiç eğreti durmadığını hissettiğim için sevmiştim.
deliydin. her şeyi bir oyuna çevirmeyi beceren ve bütün oyunları yüze tutulan bir ayna ciddiyetiyle evirip çeviren bir delilikti seninki. bütün bir hayatı üzerine basıp geçecek kadar, bu evrende bir ayak izi olsun bırakmayı göze alacak kadar ciddiye almaktı seninki. hayatı ciddiyetten daha çok ciddiye almaktı seninki.
farkındaydın ve deliydin. sen böyle bir 'yaşar gibi yapma' mecburiyetindeydin. gördüğüm bütün 'yaşar gibi yapma' mecburiyetleri arasında, rolüne en çok yakışan öteki'ydin.
hayat denen bu koca sahnede nasibime düşen yegane rol. gerçi hakkını veremedikten sonra yaşamanın ne anlamı kalır bilemiyorum; elimden bir an önce perdelerin inmesini, her şeyin bitmesini dilemekten başka bir şey gelmiyor. parmaklarımın arasına zorla tutuşturulmuş klişe replikleri söylemek istemiyorum, ama araya sıkıştırdığım şahsi sözlerim de beğenilmiyor; durmadan hiç de istemediğim şeyleri yapmaya zorluyorlar; sonuçta git gide sıkılmaya başlıyorum bu oyundan. ancak "bir varmış", yani var olmuş biri olamadan "bir yokmuş" olabilir miyim; en azından bunu becerebilir miyim, bilemediğimden ve kendime güvenemediğimden çekilemiyorum da...
"sorun sende değil, bende!" diyenlerin ağızlarından çıkar(a)madıkları baklada yatan sırrın bir kısmıydı belki de. ama rol kesenlerin rolü bir başka rol kesene rastlayana dek sürüyor ancak.. onlar her seferinde tanıyor birbirlerini. iki satır cümle arasında veya bir kitapçıda oluşan bulanık bir bakışmada. birbirlerini tedavi edemeyeceklerinin garip gerçeği ile ceplerinde aynı soruların olduğunu çoktandır bilerek buruk bir tebessümle yan yana gelip, aslında aynı aynı olan farklı yollara dağılıyorlar sonunda.
dünya aklı başında kişiler için hiçbir zaman tekin bir yer olarak anılmayacak ve böylece, içre dokunan her bir yazının neden böylesine çok uğultulu dokunduğundan emin olamamaya devam edeceğiz.
yaşıyormuş gibi yapanlar! hiç var olmamış kişileri bekleyenler! ve kumlar içinde boğulmuş ah'lar büyüten kabilenin hala yolunu gözetenler! bence artık aynaya bakmanın zamanı geldi de geçiyor.. sabahın ilk ışıkları ömürden borç alınıp da yüzlerin üzerindeki çizgilerde siren siren kabardıkça sizlere de duyurulmamış mıydı bu haber?!
pandora'nın kutusunu bir daha kimseler kapatamayacak!
ya şimdi, artık, sonunda kendini bırakıp düşeceksin ya da yaşıyormuş gibi yapmaya devam edeceksin.
korkma.. dediklerinin aksine, bazıları delirmez.. bazıları düştüğünde kanamaz.. her yer buram buram içlenişler ormanı olur!
teomanın çoktandır şarkısında, takındığı hal ve hareketlerin tümü.
birkaç aydır benimsediğim yaşam biçimi. günlerinizi saatlerce karanlık bir odada müzik dinleyerek, sürekli kitap okuyarak, dışarı çağırıldığında işim var bahanesi ile gitmeyerek, günde 12 saat uyuyarak, dışarı çıkacağınız zaman kimseye haber vermeyerek, biri nasılsın dediğinde sürekli iyiyim diyerek, mümkün olduğunca kimseyle konuşmayarak geçirmektir.
rol yapmaktır. illa dizilerde izlediğimiz insanlar buna vakıf olucak değil ya, normal hayatta da birçok insan yaşıyormuş taklidi yapar. farkında değillerdir, aslında en iyi oyuncu onlardır, oscarı hakederler. hergün bıkmadan usanmadan oynamak her yiğidin harcı değildir çünkü.
edit: kelimeleri düzgün yazmada hatalar yapmışım, düzelttim şimdi, kusura bakmayın hani.
şöyle oluyor ;
sabah ne zaman gideceğine karar verdikleri zamanda uyanıyorsun hemen dolaptan ne bulursan giyiyorsun işe gidiyorsun.patronuna ve yalakalanmak zorunda kaldığın müdürünün her dediğine tamam diyorsun.önüne ne getirirlerse yapıyorsun.öğle yemeğinde ne verirlerse yiyorsun.kaçta izin verirlerse o zaman eve gidiyorsun.evde ne varsa o gün yiyorsun,tv de ne varsa seyrediyorsun ve yatıyorsun.
işin en acıklısı bunu hayatın boyunca tekrarlıyorsun.
sadece yaşatılıyorsun sen yaşamıyorsun.
(zefura, 09.05.2009 22:43 ~ 22:50)
yaşamıyormuş gibi yapmaktan daha kolay olandır.