bardaktan boşalırcasına yağar..sessiz bir sonbahar gecesinde..sadece nefesin sesi duyulur yere çarpan her su damlacıkların ardından..arkasından gök gürler, yağmurun şiddeti biraz daha artar..yağmurun sesi seni çoktan alıp uzaklara götürmüştür bile..yorgun caddeler, ayaklar altında ezilen kaldırımlar, karanlıkta kimselere gözükmeden yıkanırlar..üzerlerindeki stresi atarlar..çatılardan oluk oluk beraber yere düşen suların keskin sesi ya da yakın bir yerden gelen belirleyemediğin sesler her ne kadar huzur dolu, ferahlatıcı yağmur sesini bozsa da, aldırmazsın..dinlersin..hüzünlenirsin..bu güzel olayın değerli birşeye hitap etmesini istersin..doğayı besleyen, yaşam kaynağı suyun tekrar ait olduğu toprağına dönmesini belki de içinde saklı kalmış, vakti ve yerinde dökülmemiş gözyaşlarına benzetirsin..
önce hafif hafif çiselemeye başlar
-ellerinizi birbirine sürtün yavaşça. daireler çizin-
sonra iri iri damlalar inmeye başlar
-parmaklarınızı şıklatın. düzensiz ve yavaşça-
ve artık sağnağa çevirir...
-ellerinizi dizlerinize vurun.-
(seneler evvel, gittiği bir konserde gördüğünü anlatan arkadaşımdan aktardım.)
damlaları temasa geçince yerle, arındıran ve sükuta erdiren ses.
kimsesiz akşamlarımın tek başınalığındayken birden çıkıp geldin ve tıklattın kalbimin kapılarını usulca sen.bir bir tıklattın.damladıkça tıklıyordu kapım.'kim var orada?' dedikçe koruyordun sessizliğini.ben 'kim var orada?' dedikçe sen sessizliğine güç katarak direniyordun sanki.ben konuştukça sen kaçıyordun kendi sessizliğine..sanki..sanki ilahi bir kuvvet kilit vurmuştu dudaklarına.bir daha hiç açılmamak üzere..sustun,konuştum..konuştum,sustun..sonra,galip geldi sessizliğinin.pes ettim..ardından açtım kapıyı korkarak.ve geldik yüzyüze..konuşmuyordun hala.damlıyordun fütursuzca.bakıyorduk durmadan birbirimize:ben kim olduğunu anlamak;sense sanki bana birşeyler anlatmak adına sanki.sonra bırakıp seni tanımayı,anlatmaya çalıştığını çalıştım ben de kavramaya..baktıkça sana derinlerine iniyordum senin..derinlere,en derinlere..gizli bahçendeki en kuytu köşelere yayılıyordum yavaşça..indikçe arınıyordum,arındıkça kutsanıyordum sanki..kutsuyordun beni yumuşacık ve bir o kadar da soğuk ellerinle.kutsanıyordum seninle.kutsandıkça geçiyordum kendimden.çok uzak diyarlara alıp götürüyordun beni.alıyor ve uçuruyordun..tanımıyamıyordum seni hala.ama sen usulca sevişiyordun hücrelerimle..kutsanış devam ediyordu.hissediyordum..sanki hiç bitmeyecekmiş gibiydi.değiştiğimi hissediyordum.ben hissettikçe gidiyordun sen de sanki..ellerin gidiyordu tenimden.ama acıtmıyordu gidişin nedense.gittikçe sen,doyuyordu ruhum yokluğuna..varlığın kayboldukça,yokluğun geliyordu zuhura..en sonunda tamamlandı varlığın ve bıraktı yerini yokluğuna..kayboldun ardında ve içimde bıraktıklarınla.gidişin yeni başlangıçları doğurdu dünyamda..öğrettin bana bildiklerini,görülmüşün görülmeyen yanlarına baktırdın.sessizliği öğrettin bana,sessizlikle nasıl haykırılacağını..haykırışın kutsallığını,haykırışın sessizliğiyle dışa vurumunu.yüreğimin tozlu sayfalarında unuttuklarımı hatırlattın bana.unuttuğum anlardaki duygusuzluğumu hatırlattın.öğrettiklerinle ortak oldun tekbaşınalığıma..mistik tatlar bıraktın soluduğum havaya..kayboldun ve karalar bağladı vücudum.bağladığın karalar beyazıyla gelmişti ruhuma..sessizliğinin anlatışındaki gibi..
öğrettiklerinle,sessiz fırtınalarıyla devam ediyor hayatım.alışmıştım yokluğuna.dedim ya gidişin acıtmıyordu içimi.yalnızca gözboyamalık bedendeki acı vardı..artık öğrendim:kaybolmuştun gözlerden.ama gidişin ruhumun en ücra köşelerine doğruymuş..anladım ki sen içimdesin ve bekliyorsun yapacaklarımla birlikte sana göç edişimi..
ağaçtan yapılma, içinde taneler bulunan, adını bilmedğim bir enstrumanla benzerini elde edilebildiğim sestir.zannedersem içindeki ufak delikten geçen taneler çubuk şeklindeki enstrumanın iç yüzeyine çarpınca bu sesi veriyor.bütün taneler düşünce ses bitiyor, yeniden ses çıkması için dikey olarak ters çevirmek gerekiyor bu şeyi.
ilahi gibidir. belki de seni bana getiren ya da beni sana götüren araçtır ya da aslında amaçtır. yalnızlığımı paylaşır, tıkırtıları ile tek başıma olmadığımı anlatır bana. sadece seni düşündürür bana belki de. belki de onun için bu kadar kutsal gelir bana bu ses.
o kadar huzur vericidir ki,o an yapılmakta olan her şeye ara verip tüm sesleri kapatıp pencereden dışarı bakarak dinlemek en güzelidir..insanın kimi zaman gözleri dolar,kimi zaman gülümser..aslında dünyada farkına varamadığımız o kadar güzel şey var ki..
sabah kalktığınızda duyuyorsanız, sizi adeta tekrar uyumaya davet eden sestir. bir de erken kalkmak zorunda değilseniz o sabah, ninni gibi gelir ve teslim edersiniz kendinizi bu güzel sesin ahengine.
gökyüzünün bazen insanlar gibi ağlaması.yağmur damlaları düşerken yere belki de onun da içi rahatlıyordur.
eğer bir de sokakta yalnız yürüyüp o anda da yağmur başladıysa;işte o an yol boyunca yürü ve yalnız olmadığını anlayacaksın..çünkü o anda gökyüzüde senin ile birlikte ağlıyor olacak..
yüreğine yüreğine yağar bazen yağmur.sesini de öylesine içinde hissedersin.öyle derinden...bazen üzgün olursun,yağmur yağar, gökyüzü bile ağlıyor dersin; bazense mutlu olursun,yine yağmur yağar, çıkar delice ıslanırsın,ne de güzel yağıyor dersin...oturur evin en sıcak köşesine,sesini dinlersin bazen.. çatıdan damlayan damlaları, borulardan akan suyun sesini,kaldırımlara düşen sessiz damlaları duyarsın.bazense hoyrat bir yağmur olur o.sesi içini yakar 'nefret ediyorum bu boğuk sesten' der içlenir ağlarsın.. toprağın kokusunu duyarsın kimi zaman, ne kadar güzeldir.kimi zamansa o yağmur tozu toprağı birbirine çalar çamur eder en temiz yollarını..bakışına göre değişir yağmurun sesi.. yağsın ki camlar buğulansın, her yere adını yazayım sevdiğimin dersin bazen. bazense yağmasın dersin,adını yazacağım biri bile yok ki...