yağmurlu bir günde dışarıda üşüyüp ıslanıp eve geldikten sonra, suyu kaynatırken üstünü değiştirmek, o arada da dinleyeceğin içli müzikleri seçmek sırasıyla gerçekleşebilecek, insana huzur neymiş hatırlatan, elektrik de yoksa bize küçükken hasta olup okula gitmediğimiz zamanlardaki ev dinginliğini çağrıştıran bir ortam oluşmasını sağlayan durumdur. bu zamanlar, uzun zamandır kaybettiğinizi sandığınız içselliğinizle yendiden karşılaşmanıza neden olabilir...
evde kimsenin olmamasını da eklersek mükemmel bir keyif..önünde durduğunuz koca bir cam ve karşınızdaki de harika bir manzaraysa..
(bkz:
yemeyip yanında yatmak)
iki yanı apartmanla kapalı, arka cephede bir dairede oturan insanın yağmur yağarken yalnızca kahve içip müzik dinlemesi şeklinde gelişen durum.
her apartmanın arka cephesi vardır illa ki..
(srce, 28.11.2004 15:35 ~ 15:36)
seçilmiş yalnızlıkla gelen huzur,hayatın anlamı..
(lupin, 28.11.2004 15:40 ~ 15:53)
yüksekliğin yeterli olup olmadığını düşünmek ve sonra kahve fincanını yağmurda durulayıp atlamak... ölmek... yağmurun acılarınızı mazgala sürüklemesi...
eğer yağmur altında kahve içip bir yandan da başka birinin camından içeri bakıyorsanız hem ıslanırsınız, hem kahvenize su kaçar iğrenç olur üstüne bir de "ne bakıyon lan camımdan içeri!" diyen ev sahibi tarafından dayak yersiniz.
hele bir de hava soğuksa, battaniyenin altında daha da bir tatlı olan eylemdir. opsiyonel olarak, yanınızda sevdiceğiniz varsa güzel olur, ama olmasa da olur. çünkü tek başınayken de tadı çıkartılan bir durumdur...
bir kaç iyi dostla muhabbetin yerini asla tutamayacak eylem.
çok özlediğim bir huzur. tamamen kendinle geçmişinle,içinle,yarınlarınla baş başa kalabildiğin an.
üzülerek söylemeliyim ki ağlak-hüzünlü-dramatik-tramvatik-bunalım kişilere ait bi jargon bu. dahası erkek versiyonlarında birebir gizli eşcinselliğe atıfta bulunuluyor. yuh yani ya. düşünsenize bi erkek elinde kahveyle müzik dinleyip camdan uzaklara bakıyor. "allah belanı versin lan piç" şeklinde azarlanırdı yaşı küçük olsaydı, oysa şimdi acımayla karışık bi tiksinti uyandırıyor bu oğlanlar pervaz arkalarında. şişttt güzelim, ayaklarını altına alıp mı oturuyorsun yoksa patik giydiğinden şişkinlik yapıyor da yere doğru mu uzatıyorsun.
ulan her zaman mı kaybeden olacaksınız siz be. karı yok kız yok iş güç karizma yok. bi de utanmadan karı gibi cam köşelerinde şarkı sözleri mırıldanıyorsunuz. şu "yağmur"un kıla tüye her sikime karıştırılmasına karşıyım lan. yok yağmurda yürümek yok yağmuru izlemek yok yağmurda sevişmek... neyin peşindesiniz lan siz. sürekli bi dikkat çekme havaları. geçmişe özlem. yağmurda dışarı bakıp sizin ölünüzü dirinizi siklemeyecek birisini "acaba o da beni hatırlıyor mudur" şeklinde düşüncelerle anıp, başkaları için dandik sayılacak anılara dalarak kendinizi dünyanın merkezinde mi hissediyorsunuz? telefon çalıcak şimdi di mi, biri sizi arıyacak, ya da birileri sizden bahsediyor. hay allahın salağı. kimsin ya sen. önemli bi paye biçilebilecek ne gibi bi zürriyetin var. evin içinde artist artist sağa sala gidip cool havalarına giriyor bi de ya. komik.
hakikaten rahatsız mısınız lan siz? kabul edin yahu şu gerçeği: kimsenin sikinde değilsiniz. belli başlı bi özelliğiniz olmadığından akla da gelmiyorsunuz. kız ya da erkek fark etmez, romantizm gibi hastalıkların en denyosuna tutulup silik benliklerinize yandaş çekmeye çalışanların aramızda yeri yok artık. huzurmuş yağmurmuş dinginlikmiş hadi len kimi kandırıyorsunuz. imkanınız olsa atilla taş dansı eşliğinde bi huzurevinin bahçesinde nalburla yiyişirsiniz.
melankoliğin ve arabeskliğin doruk noktası,ota boka üzülmek için bahane arayan gençliğin oluşturabilecek ve yağmurlu havada yapabileceği aktivite.yazık yazık çok yazık...
bazı yazarları depreştiren fiiliyat..güzeldir be bak tabi, ha kahveyi mi beğenmedin, süt iç , çay iç, meyva suyu iç ya da elitsin ya absolut iç, cool olsun.. geçmiş güzel günleri düşünmekten daha keyif verici ne var? hemen pesimist yaklaşım sunumanın da ne alemi var..ha ama şu var yağmur psikolojik problemleri olan hastaları depreştirirmiş, komşum psikiyatr öyle derdi..ben de otoritelerin yalancısıyım..
kişinin kendisiyle kavgası... yumruk gibi düşünceler... bastırılmak istenen kötüler ve düşleyenlerin içinden zeplinle ayrılarak daha fazla hayalperest olmak çabası. bir bedenden bütün dünyayı izlemiş gibi kalbi sıkıştırmak... sonra sönerken o zeplin, içli derin ve yüksek bir nefes eşliğinde keyif almak...
neden sadece üzüntü modunda hayal edildiğini anlamadığım durumdur. insan gayet huzur içinde de bu durumda dışarıya bakabilir. illa ki melankolik, romantik, üzgün veya süzgün olması gerekmemektedir. yağmurun sesi, toprağın kokusu eşliğinde bir kahve veya çay içilebilir. nasıl ki vapurda denize bakılarak bunlar yapılabiliyorsa. illa
depresif bir durumda olmak gerekmemektedir. koşturmaca içinde geçen bir günde arada bir rahatlama seansıdır bir bakıma.
hele ki konuyu dağdan alıp gizli eşcinselliğe kadar götüren zihniyeti de anlamak çok güç. eşcinselliği her bokta aklına getiren adam eşcinseldir ya da eşcinsel olma yolundadır diyorum. çok fazla film ve dizi izleyip, bunların etkisinde kalıp, yağmurda dışarıyı izlemeyi sadece depresif bir insanın yapacağı birşey olarak algılayan ve maalesef
at gözlüğünü çıkarıp olaya farklı bakamayan arkadaşlara selam ediyorum buradan...
(bkz:
kayser sozer beri gel)
(rasputin, 24.06.2007 20:13 ~ 30.06.2007 05:16)
kahvenin ve sigaranın bitmemesi için mucize olmasının beklendiği zamanlar..ama durmadan kahve yapan biri ve birkaç paket sigara varken çok rahat olunmasına rağmen yağmurun dinmesiyle öksüz kalırsınız.