yılmaz güney abartılmış balon bir yönetmendir 

adana çık aradan

  1. tıpkı nazım hikmet abartılmış balon bir şairdir önermesinde olduğu gibi yetenekten çok duruş, ideoloji, devleti milleti karşına almanın mükafatı olarak öne sürülen görüşünün iflası. yılmaz güney yetenekleri sınırlı olan bir sinemacı. büyük yönetmen filan değil. etnik milletçilik ve “baba” tavırlarla gelenin bir nokta… avrupa’nın her zamanki gibi ülkesiyle ters düşen insanı kollaması… ve alın size ödül…

    kaldı ki yılmaz güney’in cann film festivalinde ödül aldığı iddia edilen filmi şerif gören çekmiştir. “yol”dan söz ediyorum. ne zamanadır senaristler yönetmenlerden önce anılıyor, hatta bırakın anılmayı filan neredeyse film ona mal ediliyor anlamak mümkün değil. bildiğiniz gibi genel anlamda en çok hakları yenen kişiler olarak bahsederler senaristlerden, yazdıkları değiştirildiği gibi çoğu yerde isimleri dahi geçmez. senaristliğini bile doğru düzgün yapmadığı, şerif gören’in her yönetmenin yaptığı gibi çekimlerde kendince ekleme çıkarma yaparak sinema dilini kattığı film bir anda onun olmuş, şerif gören’in esamesi bile okunmamıştır.

    bitmedi. “sürü”. yılmaz güney’in olduğu iddia edilip en çok konuşulan ikinci filmini kim çekti peki? zeki ökten… diğer filmler de ortada zaten. insanları değerlendirirken ideolojik yaklaşmayalım lütfen. bugün sırf popüler diye eleştirilen sinan çetin’in yılmaz güney’den kat kat üstün olduğu basit bir gözle bile fark edilen bir gerçek. sinema dilinden tutun da bilgisine görgüsüne hayat tecrübesine kadar. çok eleştirilen romantik filmi bile sinan çetin’in ustalığını kanıtlamaya yetiyor. dolayısıyla saçmalamayalım. yılmaz güney’in o dönemki rüzgarla iyi yönetmen sayıldığını unutmayalım. metin erksan’a, halit refiğ’e ve daha birçoklarına ayıp oluyor. altından kalkamazsınız.
    (kayser sozer, 28.12.2007 00:36 ~ 03.01.2008 02:21)


  2. bunu alan bunları da aldı, alsın, almalı:

    balon: yılmaz güney - yönetmenin hası: teoman (ulu sinan çetin'e göre ilk türk sanat filmini yapan adam)
    balon: nazım hikmet - şairin hası: tuna kiremitçi (iclal aydın?)
    balon: martin scorsese - yönetmenin hası: mustafa altıoklar (mahsun kırmızıgül'le kapışır)
    balon: iron maiden - müzik grubunun hası: seksendört
    balon: robert de niro - aktörün hası: necati şaşmaz (mahsun kırmızıgül'le kapışır)
    balon: ronaldinho - topçunun hası: selçuk şahin (deniz barış'la kapışır !?!)
    balon: loreena mckennitt - kainatın en güzel sesi: sibel jan (sibel jan dötü !?!)
    balon: hakan aysev - ses sanatçısı: soner arıca
    balon: yann tiersen - müzisyenin hası: ismail yk
    balon: attila ilhan - şiirin piri: ahmet selçuk ilkan


    bu gider...

    son olarak dilimizde tüy bitti ama yine, yeni, yeniden:

    (bkz: önerme şeklinde başlık açmak)
    (therion, 03.01.2008 01:48)
  3. doğruluk payı olan önerme.
    (darksideofthemoon, 03.01.2008 02:17)
  4. insanların kimine göre, neyine göre, onuna göre, donuna göre verdiği önermelerin bir örneğidir.
    (mark denver, 03.01.2008 02:25)
  5. eşşeğin nerden osurduğunu bilmeyen bir güruhun sinema kitabında karalamaya çalıştığı önsözdür. öncelikle yılmaz güneyi abartan kim? nerde bunu abartan insanlar?,etrafıma bakıyorum hiç kimse yok. alfred hitchcock diyorlar frank capra diyorlar orson wells diyorlar ama yılmaz güney demiyorlar. önerme en başından ölü doğmuştur. yani yılmaz güney'in abartılmış bir yönetmen şeklinde tassavur eden kimse yok.bazı arkadaşlar don kişotvari bir şekilde olmayan şovalyelere saldırırken kılıçlarını yel değirmenlerine batırdığının farkına sonradan varmaktadır.

    lakin yol filmi en iyi film ödülünü almıştır en iyi yönetmen değil [dikkat].
    (genius kusagami, 04.01.2008 14:14)
  6. böyle önermeler (nedendir bilinmez) her zaman konu hakkında bilgi sahibi olmayan sadece kulaktan dolma söylentiler duyanlar tarafından öne sürülür.
    filmlerini seyretmeden birinin yönetmenliğine laf söylemek... hatta daha da ileri giderek sinan çetin'in daha iyi olduğunu öne sürmek sadece kıraathane sohbetine malzeme olabilir.
    ayrıca şerif gören'in o filmleri nasıl çektiğini bilen kişi filmin neden yılmaz güney ismiyle anıldığını da bilir.

    yılmaz güney'in siyasi kişiliği ya da hayata bakışı başka bir konudur. fakat söz konusu olan yılmaz güney sineması olduğunda filmlerini seyretmeden ahkam kesmekten utanılması gerektiği kanaatindeyim.
    yılmaz güney abartılmayan bir yönetmendir. belki lümpendir, belki siyasi görüşleri sakıncalı ve yanlıştır; fakat kendisi yetenekli bir yönetmendir ve sinema tarihi açısından iyi filmler çekmiştir.
    (oert, 04.01.2008 14:25)
  7. bir sinema-cı-yı eleştirmek için belirli kriterler aradığımızda sanat kuramlarından ön-kabuller belirlememiz kaçınılmaz gözükmektedir.başlığın argümanlarına bu açıdan bakarsak;

    "ne zamanadır senaristler yönetmenlerden önce anılıyor, hatta bırakın anılmayı filan neredeyse film ona mal ediliyor anlamak mümkün değil."

    bu cümlede, bir filmin gerçekte kime “ait” olacağını belirleme konusunda “yönetmen” sıfatını eleştiriye baştan-raptiyelemiş (ön-kabul olarak atamış) bir anlamlandırma düzeneğiyle karşılaşıyoruz.peki bu noktada, başka eleştirel mekanizmalar devreye sokulabilir mi;

    “edebiyat eserlerini beyaz perdeye uyarladığım zaman, onları asla kendi filmlerim saymadım.durgun akardı don, şolohov’un filmidir.” (1)

    ikinci argüman çokça ileri sürülen "ideolojinin sanat alanında yeri"ni tartışmaya açar.sanat toplumdan soyutlanmış bir alan olmamakla beraber yılmaz güney sineması, toplumsal gerçekçilik çizgisini, kurgusal-teknik açıdan klasik yöntemde eritmiştir;

    sinema-gerçek moskova’da ve diğer vilayetlerdeki çeşitli işçi klüplerinde her gün (büyük başarıyla) gösterilmektedir.

    eğer bir nep-man izleyici kalkar da, aşk yada cinayet öykülerini tercih ederse, bu bizim çalışmalarımızın yerinde olmadığını göstermez…

    ….devrimci sinemanın gelişme doğrultusu bulunmuştur.
    bu yön, tam da aktörlerin başlarının ve stüdyoların çatılarının üzerinden geçip, doğrudan hayata, gerçek dramatik ve dedektif gerçekliğe doğru akmaktadır.” (2)

    işte ideolojinin “sanat” içinde tanımı burada yatar.devrimci ideoloji, toplumsalın her hücresine olduğu gibi sanatsal alana da nüfuz eder.güney sinemasının “ideolojikliği” bu anlamda bedenleşmektedir yoksa, “dış mihraklarca” şak şaklanmışlığına dair (bu böyle bile olsa) bayağı önermelerde değil.

    gelelim teknik alana.yukarıda yılmaz güney sineması için, daha çok kurgusal-klasik alanı kullanmaktadır dedik. (sinema-yumruk vs. akıma yaklaştırabileceğimiz planları özellikle duvar’da sıkça görürüz) ve bu alanı eleştirebilmek için “görgü/hayat tecrübesi”nden daha gerçekçi dökümanlar getirilmelidir.buna rağmen belirtecek olursak, klasik-kurgusal alanın yumuşak yastığına alışkın duyumlar burada da tek kıstas değildir.

    görüldüğü gibi farklı kuramlar farklı yaklaşımlar doğurabilmektedir.sonuç olarak belirlediğimiz yoldan çıkarak diyebiliriz ki, bir duvar’ı romantik’le kıyaslayan hafif tabir ile “ayıp etmektedir”


    (1) sergey apollinaryeviç gerassimov, devrim sineması, egsantrik aktör fabrikası’nda adlı makalesinden
    (2) dziga vertov, aynı kitap, haber filminin önemi üzerine adlı makalesinden
    (düzgün kayar, 06.01.2008 02:04 ~ 09.01.2008 14:29)
  8. mahmutpaşa dan vcd ye tadında eleştiri cümlesi, dayanaksız bir söylem.
    tarık akan ın anne kafamda bit var adlı anı kitabında yol filminin nasıl binbir zorlukla* çekildiği anlatılıyor. ayrıca o dönem çekilen filmler(özellikle siyasal) büyük baskı altında, kimi zaman gizlice, çekiliyor. iş bu şartlar göz önüne aldığında yılmaz güney in balon olmadığı çıplak gözle görülebilir.
    (metalkorsan, 06.01.2008 02:21)
  9. yılmaz güney, yol ve sürü filmlerinin teknik dekupajlarını hazırlamış, yani kamera açılarını, ölçekleri, kamera hareketlerini, mimikleri, ses tonlarını, renkleri, her şeyi ama her şeyi yazılı olarak yönetmenlere vererek filmi kafasında zaten yönetmiştir. sebebi de malum, hapiste olması. zeki ökten ve şerif gören, sadece onun talimatlarını uygulamıştır ve ikisi de yılmaz güney'in eski asistanıdır. yine asistanlık yapmışlardır yani.

    o değil de, cann film festivali ne lan? bi cannes vardı o nooldu?
    (haşmet asilkan, 06.01.2008 02:31)
  10. bazı filmlerin - hatta çoğu filmlerin - yönetmenlerinin senaristlerinin önüne çıktığı aşikardır.fakat bu öne çıkışlardaki ortak nokta yönetmenin filmi çekerken , senaryodan bağımsız olarak çok miktarda sahne çekip kendinden çok fazla şey katmasıdır.

    dünya sineması denince aklıma gelen ilk isim olan stanley kubrick'i ele alalım.shining diye bir film çekmiş bu zat.meşhur stephen king'in kitabından uyarlama.gel zaman git zaman stephen king kitabına ihanet edildiğini , yazdığı şeyleri tam olarak filmde göremediğinden dem vurmuştır.kubrick ise kendi özgü yöntemleriyle filmi çekmiş ve filmin kendi adıyla anılmasını sağlamış her fırsatta stephen king'e ayar vermekten kaçınmamıştır.

    sonra aynı kubrick anthony burgess'in a clockwork orange'ını çekmiş ve filmin sonunda filmin baş karakteri alex delarge'ın ismi alex burgess olarak geçirmiş , bir nevi filminin kaynağına saygı duruşu yapmıştır.elbette bu kadar büyük bir yönetmenin önüne geçmeleri çok zordur bu isimlerin ama eğer yönetmen filme çektiği senaryoyu tam olarak içine sindirebilmişse o kişinin hakkettiği değeri kendisi vericektir zaten.kitap-senaryo kombinasyonunu birbirinden cok ayrı iki kavram olarak düşünmemek gerekir hele sonu bir filmse eğer.

    söz konusu filmler de tam olarak bu düzlemde ilerlemiş , yılmaz güney'in tam da istediği , yazdığı gibi çekilmiştir.şerif gören'in yol filmine olan katkısı sadece yılmaz güney'in isteklerini başarıyla yerine getirmesinden ibarettir .şerif gören-yılmaz güney ikilisinin hapishane görüşlerinde filmin her detayını konuştuklarını hatta yılmaz güneyin sahne sahne nasıl çekilmesini istediğini bizzati uygulayarak gösterdiği de ayrı bir gerçektir.
    (guanoapes, 06.01.2008 02:40)
  11. (bkz: ybsg)
    (metalkorsan, 07.01.2008 00:22)
  12. sakat bir önermedir. ayrıca yılmaz güney gibi büyük sanat insanları sözlük için ne güzel masturbasyon malzememiz oluyor, saygın insanlara üç-beş kelimeyle çamur at sonra çek git, insanlar senin pisliğini temizlemeye uğraşsın..ne yazıkki dünyayı klavye başında anlayamıyoruz, namlunun ucunda kamerasıyla dolaşan bir yönetmendi o, en önemlisi birçokları gibi var olana saldırmadı, yarattı. yılmaz güney hakkında böyle bir cümle sarfetmek türkiye tarihi ve sinema hakkında hiçbir şey bilmemek demektir.
    (only ash remains, 07.01.2008 00:36)
  13. (bkz: zeplin)
    (vincent vega, 07.01.2008 01:00)