bir sinema-cı-yı eleştirmek için belirli kriterler aradığımızda sanat kuramlarından ön-kabuller belirlememiz kaçınılmaz gözükmektedir.başlığın argümanlarına bu açıdan bakarsak;
"ne zamanadır senaristler yönetmenlerden önce anılıyor, hatta bırakın anılmayı filan neredeyse film ona mal ediliyor anlamak mümkün değil."
bu cümlede, bir filmin gerçekte kime “ait” olacağını belirleme konusunda “yönetmen” sıfatını eleştiriye baştan-raptiyelemiş (ön-kabul olarak atamış) bir anlamlandırma düzeneğiyle karşılaşıyoruz.peki bu noktada, başka eleştirel mekanizmalar devreye sokulabilir mi;
“edebiyat eserlerini beyaz perdeye uyarladığım zaman, onları asla kendi filmlerim saymadım.
durgun akardı don,
şolohov’un filmidir.” (1)
ikinci argüman çokça ileri sürülen "ideolojinin sanat alanında yeri"ni tartışmaya açar.sanat toplumdan soyutlanmış bir alan olmamakla beraber yılmaz güney sineması, toplumsal gerçekçilik çizgisini, kurgusal-teknik açıdan klasik yöntemde eritmiştir;
“
sinema-gerçek moskova’da ve diğer vilayetlerdeki çeşitli işçi klüplerinde her gün (büyük başarıyla) gösterilmektedir.
eğer bir nep-man izleyici kalkar da, aşk yada cinayet öykülerini tercih ederse, bu bizim çalışmalarımızın yerinde olmadığını göstermez…
….devrimci sinemanın gelişme doğrultusu bulunmuştur.
bu yön, tam da aktörlerin başlarının ve stüdyoların çatılarının üzerinden geçip, doğrudan hayata, gerçek dramatik ve dedektif gerçekliğe doğru akmaktadır.” (2)
işte ideolojinin “sanat” içinde tanımı burada yatar.devrimci ideoloji, toplumsalın her hücresine olduğu gibi sanatsal alana da nüfuz eder.güney sinemasının “ideolojikliği” bu anlamda bedenleşmektedir yoksa, “dış mihraklarca” şak şaklanmışlığına dair (bu böyle bile olsa) bayağı önermelerde değil.
gelelim teknik alana.yukarıda yılmaz güney sineması için, daha çok kurgusal-klasik alanı kullanmaktadır dedik. (sinema-yumruk vs. akıma yaklaştırabileceğimiz planları özellikle duvar’da sıkça görürüz) ve bu alanı eleştirebilmek için “görgü/hayat tecrübesi”nden daha gerçekçi dökümanlar getirilmelidir.buna rağmen belirtecek olursak, klasik-kurgusal alanın yumuşak yastığına alışkın duyumlar burada da tek kıstas değildir.
görüldüğü gibi farklı kuramlar farklı yaklaşımlar doğurabilmektedir.sonuç olarak belirlediğimiz yoldan çıkarak diyebiliriz ki, bir
duvar’ı
romantik’le kıyaslayan hafif tabir ile “ayıp etmektedir”
(1)
sergey apollinaryeviç gerassimov, devrim sineması, egsantrik aktör fabrikası’nda adlı makalesinden
(2)
dziga vertov, aynı kitap, haber filminin önemi üzerine adlı makalesinden