doksanların ortasıydı,lisenin ilk yıllarındaydık,inadına asiydik,damarlara tüm hızıyla yürüyen kanı durduracak güce henüz rastlamamıştık.ve dünyayı yüreğimizden ibaret sanıyorduk.
ilk gençlik yıllarıydı ve her ilk gençlik gibi alkol en büyük marifetti. bir birayı iki kişi içer, sürüne sürüne eve giderdik,sadece dostlukların sarhoş ayağına katlanabilenine itimat ederdik.
kuytu köşelerde içilen yarımşar biraların yerini yarımşar şarap almıştı zamanla.tadı çok daha kötüydü ama olsundu.ab-ı hayat değilmiydi nihayetinde.hatta bir ara hayyam şiirleri ezberleyip şaraba meze yapmıştık kendimizce.
ilk gençlik yıllarıydı ve her ilk gençlik gibi fırlamalık en büyük marifetti.
iki fırlamaydık ve iyi şarap içerdik.
nasıl olduysa bir gün birimiz duymuştuk bir yerlerden,şarabın yıllandıkça değerlendiğini ve lezzetlendiğini.tadı iyi şarap yıllanmış olanıysa, bizim içtiklerimiz az önce şişelenmiş diye düşünürdük.ve madem tek espiri yıllarda biz neden şimdiye dek taze şarap içtik.
plan basitti:
en dandiğinden iki şişe şarabı belirlediğimiz bir yere gömecektik ve bir kaç yıl sonra çıkarıp olanca lezzetiyle içecektik.
şarapları gömmüş,yeri belli olmasın diye kamufle bile etmiştik.birbirimize şarapları iki yıllığına unutacağımıza dair söz vermiş ve ayrılıp eve gitmiştik.
vakit akşam üzeriydi,levent yüksel'den zalim parçasını radyoda dinlediğimde.şarkı biter bitmez gizli hazinemize koşuyordum,"yarın yerine yenisini koyarım" düşüncesiyle.
ama...
tahmin edememiştim....zira onun evi daha yakındı ve aynı radyo programını dinleyip aynı şarkıya bayılıyorduk. bütün gücüyle toprağı kazıyordu ve yüzünde o en fırlama halindeki ifade vardı.
ikinci hayyam şiirinden sonra;
"aga zaten bu köpek öldürülenler yıllanmıyormuş" tek tesellimizdi,kanımızda dolaşan alkole inat.
yankılanan bir çığlık bugün bizim sevgimiz
her tekrarda azalan yaşamın günleriyiz
dalından koptu artık bizim yüreklerimiz
yere yaklaştık gülüm gerçeği görmeliyiz
karanlık bir kuyuya taş atar gibi
sorma artık benim sevgimi
eskimek güzel şey mi yıllanmış şarap gibi?
eskimek güzel şey mi böylesi bizim gibi?
geleceği unuttuk, anılar da bitiyor
içimizde çığlıklar, birşeyler devriliyor
usul usul bir yağmur yağmalı sonsuza dek
yoksa bir sevgi seliyle bir anda sürüklenmek
karanlık bir kuyuya taş atar gibi
sorma artık benim sevgimi
eskimek güzel şey mi yıllanmış şarap gibi?
eskimek güzel şey mi böylesi bizim gibi?
az önce şişesinin üzerindeki ambalajı yıprandığı için; hangi yıla ait olduğu anlaşılamayan şarapların, hangi yılda ve hangi ayda üretildiğini tespit etmek için çabalayan bilimadamlarının çırpınışlarını seyrettim. nafile değilmiş. adamlar bulmuşlar.
öncelikle elinizde bulunan bu şaraptan bir damla bu adamlarla paylaşıyorsunuz. onlarda bu bir damla şarabı moleküllerine kadar ayrıştırıyorlar. numuneleri atom hızlandırıcısı denen bi aletle yüksek devirlerde döndürüyorlar. numunedeki karbon 14 atomlarını ayrıştırıyorlar. (bkz: karbon 14 metodu) geçmişte gerçekleştirilen nükleer silah denemelerinin bu numunedeki karbon atomlarına etkisi inceleniyor. atomlardaki radyoaktif bozunma hızı hesaplanıyor ve böylece şarabın hangi yılda ve hatta hangi ayda üretildiğini buluyorlar.
manyak bu adamlar. bende de biraz manyaklık var galiba. neyse siz boşverin.
içelim.