hüzünlerimiz, sevinçlerimiz, arzularımız, aşklarımız, ayrılıklarımız, mutluluklarımız ve acılarımız, ancak okumasını bilenlerin anlayabileceği bir alfabeyle yazılırlar yüzümüze.
işte bu yüzden kusursuz kemik yapılarının, düzgün burunların, albenili tenlerin, renkli gözlerin ya da işte her neyse o arananlar, hiçbir anlamı yoktur kimilerinin gözünde.
onlar, kendilerine uygun bir öykü ararlar başkalarının yüzünde.
kendiliğinden olsa ne iyi olurdu. o güzel kırışıklar, öpülesi pürüzler, aşağı sarkmış kirpikler öyle sen put gibi dururken olsa ne rahat olurdu. güneş mi görmüş, çok mu ağlamış ya da çok mu gülmüş, çok mu sevmiş, sevilmemiş mi... evet, güzel okunur. okunan sevilir, bir yerden tanıyor gibi olmak da o dur. bazen de o anlamdan nefret edersin. sanki anlam deyince hep uçuşan tüller gelir aklına ama sevgisizliği, nefreti yüzünde taşıyan bir insan kadar mutsuz edecek bir şey yoktur insanı... istemiyorum o anlamı, batsın.
çocukluktan kalan o malum silinmeyen izlerin, daha ileriki yıllarda yüze yansımasına maruz kalmış insanlardır. ilk görüşte aşk denilen de bununla ilgilidir işte. acıyı sevenler/bilenler bulurlar illa birbirlerini.
ilk kez gördüğü gülen bir yüze anlam yükleyen azdır zira. somurtkan bir ifadeye de. hüzün dışında başka bir duygu yoktur ki silinmesin yüzden değişen ruh haliyle. kimbilir neler yaşamıştır, ne badireler atlatmış, ne acılar çekmiştir ki yerleşmiştir bu ifade yüzüne?! hüzünlü görünüyorsa insan, aramalıdır altındaki anlamı ve bulmalıdır ivedilikle.!?
hüznün çekiciliği sorgulanmalıdır her şeyden önce ve olanca duygu varken yaşamda, neden bir tek onun yüzünüze yüzsüz bir halde yerleştiği...
bu insan daniel gonzales güiza'dan başkası değildir.
siz hayatınızda gol sevincini dokunsan ağlayacak bir yüz ifadesi ile yaşayan başka birini gördünüz mü? http://img102.imageshack.us/...