kadıköy-eminönü vapurunun dümen suyuna kapılmış sarhoş bir balıkçı teknesine dönüşmektir adeta. içine çekercesine alıp götürür, bir karaya vurdurur nihayetinde.
kalabalık caddelerde yürürken daha sık karşılaşılan, kimliğini tespit etmenize imkan olmayan kişilerce gerçekleştirilir ki karşıdan gelip yanınızdan ağır çekim geçerken pek önemsemediğiniz ya da yanınızdan hızla geçerken dönüp bakma gereği duymadığınız insanlar arkalarında çorum bandıralı nohut yüklü bir gemininkiyle aynı şiddette bir çekim alanı oluştururlar. işte biz buna
hayatın ne kadar osuruktan olduğu anlar diyoruz. siz hala tartışadurun mnskim, yok efem hayat böyle ibne, yok hayat şöyle götveren diye.
mesela geğiren adamın yarattığı hava akımı soğan ve sarımsak yemişse ancak yukarıda sözünü ettiğim atarlı kamil inki kadar sarsıcı olabiliyor. ha bu geğirin de hava akımınıza gireyim demek değil, ama birinden birini tercih edeceksem... ne diyorum lan ben. bir kere de ahenkle dans eden saçlarını iki dakka önce şampuanla yıkamış bir kızınkine girsek ya. (hava akımına)