ilkokuldan üniversiteye kadar tıkır tıkır okumuş, ailesi tarafından pamuğa sarılmış bünyeye, hayatın zorluklarını komprime biçimde göstermek üzere tasarlanmış
teaserdır yüksek lisans. girmesi kolay ve fakat çıkması zor bir akademik mafya alemidir.
hocaların davranışları lisansta olduğundan çok, ama çok farklıdır. karşılarında yeniyetmenin teki değil de yetkin bir meslektaşları varmış gibi yaklaşırlar. bu durum önceleri hoşunuza gitsse de, sizden beklentilerinin de orantısız bir biçimde yükseldiğini fark etmekte gecikmezsiniz. projeler yıpratıcı, jüriler acımasızdır. tez denen muamma ise akademik hayatta karşılaşacağınız ilk büyük bölüm sonu canavarıdır. eğer o noktaya ulaşıncaya kadar gerekli donanımı sağlayamamışsanız, öyle şansla masla, laf salatasıyla geçemezsiniz.
yüksek lisansta siz artık potansiyel asistan, hatta öğretim üyesisinizdir; ve çalışmalarınızı da bu bilinçle yapmanız beklenir. senelerin alışkanlığıyla geliştirdiğiniz atmasyon ve sabunlama tekniklerini kullanarak kotardığınız işlerin birdenbire ciddi "bilimsel" araştırmaların parçası haline geldiğini, döner sermaye çerçevesinde çeşitli resmi-özel kurumlara pazarlandığını görerek hayretler içerisinde kalabilirsiniz; üniversiteler böyle çalışır.
öte yandan, bu işlerin meraklısı için çok da zevklidir yüksek lisans. öncelikle hala okul havasını soluyabilir, öğrenci psikolojisini bir ölçüde sürdürebilirsiniz ki, takip eden yıllarda göreceğimiz gibi, paha biçilmez bir psikolojidir bu. bunun yanısıra hocalarla arkadaş gibi, asistanlarla ise enseye şaplak göte parmak olmak mümkündür. (bu bir tercih meselesi elbette.) okulunuzun, daha önce belki var olduğunu bile bilmediğiniz çeşit çeşit imkanları önünüze açılır. lafınız dinlenir. daha gerçek bir şeyler yapmakta olduğunuz hissine kapılırsınız.
bununla birlikte, eğer çalışmıyorsanız yüksek lisans yapmak yine de kolaydır. ne de olsa bol bol vaktiniz olacaktır. bu olayın esas güzel ve gerilimli tarafı, hem işi hem de yüksek lisansı idare etmeye uğraşmaktır. zaman zaman, hem karısını hem metresini idare eden kalantor zamparalar gibi hissetmeniz işten bile değildir kendinizi.
tüm bunların ötesinde, kanımca en güzeli şudur: çalışırken bir taraftan yüksek lisans yapmak (işiniz ile üniversiteniz birbirine ne kadar uzaksa o kadar ballı badem olur.), bu arada hayatının aşkını bulup evlenmek, bebek viyaklamaları ve çalışma odasına asılmış dörtyüz tane bebek donu eşliğinde tez vermek, mezun olur olmaz burnuna dayanan celp kağıdıyla soluğu kışlada almak, arkasından, yeni kurulmuş aileyi de yanına alarak, asteğmen rütbesiyle kendini van'da bulmak. işte özgürlük ve maceranın tadı.