çocukluğunda iki resim arasındaki yedi fark tarzı bulmacalara hayli sarmış, saklambaç oynamayı seven, fantezi sahibi yönetmenlerin keşfettiği hepsi bu kişilikte olmasa da, bazıları taklitçi/yenilikten oldukça uzak tipler olsa da birçok yönetmen tarafından yaşatılan ekoldür. psikanalitik terbiye almış kılıflı bu girizgah tamamen farazidir, o ayrı.
konumuzun kendini özel kılan yönü öncelikle "her" sözcüğü. birçok yönetmen bir - birkaç filminde rol almış, kendini kendi kamerasından çıkmış görüntülerle izlemeyi tatmıştır elbette. hatta yenilerden ve yerlilerden bir
barda vardır ki; orada serdar akar kendiyle yetinmemiş, bu işe yeni bir renk katıp yanına tam dört yönetmeni
* * * * alıp hapishane içinde çete kurup adam şişlemişlerdir. gerçi çetenin başını çeken zeki demirkubuz gibiydi ya, o ayrı.
bir hususta şu ki yönetmenin görünmesinden söz ediyorum; kallavi bir rol almaktan, filmde karakter bir oyuncu imajından ziyade görünen, sadece görünen adam olmak. belki başrol evinden çıkarken kameraya sırtı dönük vaziyette çöpünü döken komşu, belki nizamiyede orta sıralarda duran er, belki de daha kıytırık bir görüntü. çoğunlukla hiç sesi duyulmamaktan, senaryoya etkiden uzak olmaktan. izlediğimizi değiştiririz, hatta böyle de bu konuyu yazarız, o ayrı.
ekolün en güçlü taşıyıcısı
alfred hitchcock aynı zamanda kurucusu da olsa gerek. hitchcock önemli-önemsiz hatta bazen neredeyse hiç fark edilmese dahi bütün filmlerinde mutlaka görünür.
quentin tarantino ve
nuri bilge ceylan gibi yönetmenleri buraya dahil edemiyeceğimiz kanısındayım. çünkü özellikle nbc'nin ki görünmekten ileri bir durum, ayrıca tüm filmleri için geçerli değil.
bazı insanlar kendi meslekleri içinde böyle bir ekol oluşturmayı denemişler; posta kutumun tozlu raflarından çıkardığım şu çalışmayı aktararak bitireyim;
(görsel:
yönetmenin her filminde kendini göstermesi ekolü/41652)