syd barrett'ın öyküsü gibi düşünülse de aslında barrett sadece bir isimdir bu parçada. düşleyeceklerine kadar belirlenen "seçilmişlerin" gerekli verim alınıp işlevi bittikten sonra çöpe atılmasını anlatan bir süreç.
gene de barrett'ın güne kahvesine atarak başladığı acid'e köle oluşu ile aslında makinenin köleleri arasında bir fark yok. ve kölelik de aslında bir seçimdir nihayetinde, ne kadar belki de makineden nefret ettiğini ve ona uyamadığını defalarca söylese de kaçışı gene başka bir makinede bulmuştu barrett. bir esaretten başka bir esarete geçmişti, bu sefer bariyerler zihniydi. ölümüne kadar orada kaldı, ama en azından eski makineden uzak ve "mutlu" yaşadı. ama özgür değildi.
annesini cezalandırmak için bir gitar alan, kimsenin budalası olmayan, ortalama gitar çalan (kendisinin de söylediği gibi asla gilmour kadar iyi bir gitarist değildi), her zaman steak barlarda yemek yiyen (wish you were here kayıtları sırasında eski grup arkadaşları barrett'ı tanıyamamıştı. çok kilo almıştı ve saçları dökülmüştü.) bu yıldızın öyküsü aslında en uyduruk müzik belgeselinde bile karşımıza çıkan bir çok insana ait bir öykü.
bilhassa the wall'da da karşımıza çıkan bu öyküyü anlatan grubun aslında üyelerinin yat, uçak, yarış arabası koleksiyonları, malikaneleri, telif hakları, dört yıldızlı rüyaları var, hatta isteseler elbette futbol takımı da alabilirler.
* özetle makine kimini oyun dışı bıraksa da kimini "mutlu" etti. yani onları.
makineye boyun eğseler de elbette anlatmaları gerekli, düşündürmeleri gerekli. değişim için işlevi bilmek gerekli.
"for the want of the price of tea and a slice
the old man died."