pasajları yazmıştır. (bkz: frankfurt okulu'na ait olmasa da dışardan destek vermiştir. adorno ile kanka muhabetti vardır. modernizm üzerine yazı yazanlar mutlaka bir alıntı kullanır bu muhterem şahıstan
adorno ve horkheimer teknoloji, teknolojik ilerleme konusunda teknolojik rasyonalizasyon, kitle kültürü, kültür endüstrisi gibi kavramlar üzerinden insan aklının elegeçirilmiş ve herhangi bir devrimci, insani çıkış yakalamasının zorluğu üzerinden bunalım takılırlarken, "teknolojinin olanaklarıyla çoğaltılabildiği çağda sanat yapıtı" makalesi ile frankfurt okulu ile arasına ciddi mesafe koymuş aşk adamı marksist edebiyat kuramcısı.
1940'da ispanya-fransa sınırında gestapo'ya teslim edileceği olasılığı karşısında intihar etti.
ıı. kitaplar ve fahişeler zamanı dokur. geceye gündüz, gündüze
geceymişcesine hükmederler.
ııı. ne kitaplar ne de fahişeler dakikaların onlar için değerli olduğunu
belli ederler. ama biraz daha yakından tanındıklarında, ne kadar
büyük bir telaş içinde oldukları görülebilir. biz kendimizi
kaptırdığımızda onlar dakikaları saymaktadır.
ıv. kitaplar ve fahişeler öteden beri mutsuz bir aşkla birbirlerini severler.
v. kitaplar ve fahişeler - her ikisinin de onlardan geçinen ve onlara kötü
davranan bir erkeği vardır. kitaplarınki, eleştirmenler.
vı. kitaplar ve fahişeler umuma açık yerlerde hizmet verirler -öğrenciler
için.
vıı. kitaplar ve fahişeler - onlara sahip olanlar nadiren sonlarına tanık
olurlar. göçmeden gözden yitmenin bir yolunu bulurlar.
vııı. kitaplar da fahişeler de nasıl bu yola düştüklerini anlatan hikaye
uydurmaya bayılırlar. oysa çoğunlukla ne olduğunu kendileri bile
fark etmemişlerdir. yıllar boyunca 'kalbin' sesine kulak verilir;
günün birinde sırf 'hayatı gözden geçirmek' için durulan bir
köşebaşında kellifelli bir gövde pazarlığa başlar.
ıx. kitaplar ve fahişeler kendilerini sergilerken sırtlarını dönmeyi
severler.
x. kitaplar ve fahişeler doğurgan olur.
xı. kitaplar ve fahişeler - 'darkafalı yaşlılar, genç orospular.'
bir zamanların kötü şöhretli kitaplarından ne kadar çoğu bugün
gençleri eğitmekte kullanılıyor.
xıı. kitaplar ve fahişeler kavgalarını herkesin gözü önünde ederler.
xııı. kitaplar ve fahişeler - birinin sayfalarındaki dipnotlar neyse, ötekini
çoraplarındaki banknotlar da odur.
frankfurt okulu'nun birinci dönem isimlerinden. gazetecilikte yapmıştır bir dönem. estetikçi ve kültür eleştirmeni olarak tanınmıştır. incelediği temel konu tüketim toplumunda, sanat eserlerinin emtialaştırılmasıdır. kültür endüstrisinin egemen olduğu günümüz toplumunda sanat eserleri orjinalliğini yitirmiş, aura'sı bozulmuş ve sanat ürünleri çoğaltılarak değersizleştirilmiştir.
örnek vermek gerekirse ''mozartın en hit çalışması'' cümlesi walter benjamin'in eleştiri getirdiği şeyi açıkça özetler. ayrıca ''mekanik yeniden üretim çağında sanat'' isimli çalışması bulunmaktadır.
her makalesi, ele aldığı konuya ilişkin sayısız açılım üreten estetik kuramcısı, bibliyofil. hemen her burjuva entelektüel gibi, iki dünya savaşı arasında avrupa'nın düştüğü bunalıma tanıklık etmiş, birçoğundan farklı olarak, çağının yaşadığı akıl tutulmasının bedelini (stefan zweig gibi) canıyla ödemiştir. türkçeye çok güzel kazandırılmış, bu nedenle okur bulabilmiş, birbirinden değerli eserleri: pasajlar, tek yön, son bakışta aşk, berlin'de çocukluk, çocukluk, gençlik ve eğitim üzerine. önce nurdan gürbilek'in son bakışta aşk'a yazdığı giriş metni, ardından bernd witte'nin walter benjamin başlıklı biyografisi okunmadan üzerinde konuşmaya girişilmemelidir. bu okumaların çağrıştırdığı, çağırdığı ve zorunlu kıldığı yan okumalar tamamlandığında, "tekniğin olanaklarıyla yeniden üretilebildiği çağda sanat yapıtı" üzerinden fotoğraftan sonra resim sanatı, "kapitalizmin yükseliş çağında bir şair" üzerinden baudelaire ve aydınlanma, "hikaye anlatıcısı" üzerinden metnin hazzı, "tek yön" üzerinden aforizmada sadeleşmiş saf düşünce konularında tadına doyulmaz tartışmalara girişilebilir. benjamin'in marcel proust için söylediği bir sözü adorno'vari dönüştürerek son noktayı koyalım, şimdilik: "benjamin nazikti, okuru, kendini yazardan daha zeki sanma mahcubiyetinden kurtarıyordu."
talihsiz bir adam.
port bou'da öldüğünde yahudi olmasına rağmen katolik mezarlığına gömüldü.adı benjamin walter olarak yazıldı.orda mezarlar kiralık olduğu için 5 yıl sonra kimse bedeli ödemeyince kimsesizler çukuruna atıldı.mezarının yeri belli değil.adına temsili bi anıt yapılmış.
ayrıca marksist mi teolog mu çıkmazında ikisi birden.varsın tutarsızlık desinler.
türlerin adamı. felsefeci, sanat ve edebiyat eleştirmeni, kültür tarihçisi, siyaset bilimci. modernizmin gün batımını ilk farkeden düşünürlerden. felsefeyle edebiyat arasındaki mesafeleri aşındırması, bergson, kafka ve proust hayranlığı bilinen yönlerinden. aşkı asia lacis'i bir manavda alışveriş yaparken görmüş ve paketlerini eve kadar taşımış sempatik insan.
baudelaire ve paris üzerine yazdıklarıyla "modern zamanları" en güzel tasvir eden içli marksist.
artık eskisi gibi ilk bakışta aşk yoktur, alışveriş merkezlerinin ve kalabalıkların olduğu caddelerde insanlar bir sel halinde geçip gitmektedir. yine böyle bir sahnede baudelaire in önünden bir kadın geçer ve "seni bir daha göremeyecek miyim" dizelerini yazar şairimiz. benjamin de buradan yola çıkarak modern zamanların kalabalık caddelerinde, üniversite kampüslerinde artık eskisi gibi ilk bakışta değil son bakışta aşkın olabileceğinden bahseder.
einbahnstrasse ve tarih üzerine tezler okunmalıdır.
(bkz: fragman)
duyarlı insanların sonunu yaşayan insan...
kendisi ve aynı duyarlılığı paylaşanları şu sözlerle selamlamak gerekir:
"hiç bir olay tarih için kaybolmuş sayılmaz...ama ancak kefaretini ödemiş bir insanlık geçmişine tümüyle sahip çıkabilir."
şimdiden çekilecek acısı bunun...
bertolt brecht'in epik tiyatro kuramları üzerine açılımlar yapan, sadeleştirmelerde bulunan harikulade edebiyatçı.
yabancılaştırma efekti ve yabancılaşma kavramları üzerine yazdıklarıyla tiyatro dünyasına çok şey katan yüce insan.
fransa'yı işgal eden nazilerden kaçarken, ispanya-fransa sınırındaki küçük bir pansiyon güç bela ulaşan ve burada pansiyonun sahibi tarafından ispanyol güvenlik güçlerine ihbar edilen, nazi zulmünü yaşamaktansa intihar eden entelektüel. zira o dönem yakalanan yahudiler işbirlikçi vichy hükümeti tarafından almanya'ya iade ediliyordu. yani yolun sonunda infaz ve toplama kampından başka seçenek yoktu. franco ispanya'sı ise, nazilerle arasını iyi tutmaya çalıştığı için, sınırdaki kaçakları fransa'ya teslim etmekte beis görmüyordu.
frankfurt okulu'ndaki düşünürler içinde en çok beğendiğim isimdir. okulun en politik ismidir bana kalırsa. ayrıca horkheimer ve adorno gibi anlaşılmaz bir dili de yoktur, son derece yalın bir dille anlatır meramını. ölümü nazi subaylarından kaçarken, yerinin tespit edildiğini öğrendiğinde, fransa'da intihar ederek gerçekleşmiştir.
yangın alarmı kitabını özellikle tavsiye ederim.
"eski güzel şeylerden değil, yeni kötü şeylerden başlamak lazım."