sony'nin tasarlamış ve yaratmış olduğu muzik aleti..
muziği taşınabilir hale getirmiştir..zaman geçtikçe de boyutları iyice küçülmüştür..türevleri de piyasaya karışmıştır..mp3 playerlar, discmanler yeni teknolojinin ürünlerinden bazılarıdır..ama yinede walkman'in yarattığı etkiyi yaratamamışlardır..
discman taşımaya alışamamış bir insan evladı olarak birkaç ay önce edindiğim mp3 player'a kadar yanımdan ayırmadığım arkadaş... albüm dinlemeyi sevenler için en iyi araçtır, tek dezavantajı kışın aleti ve kasetleri taşımak sorun olmazken (mont, kaban, yağmurluk, vs.) yazın elde koca walkman'le gezmek pek de kullanışlı değildir, kasetleri de sokacak yeriniz olmadığından ya çanta taşıyacaksınız (hazzetmem) ya da müziksiz kalacaksınız... (boktan durum)
walkman dinleyenlerin yüzünde anlamsız bir tebessüm olur. biraz şapşal bir ifade ile etraflarına bakarlar. o anda dinledikleri müzik ile başka bir dünyaya girerler ve dışarıdan tuhaf görünürler...
gecenin bi yarısı,yok gecenin bi yarısı da değil sabahın bi köründe sarhoş numaralarıyla beni kandırıp beni de sarhoş eden;kadeh tokuşturup şerefe yaptığım,güldüğüm,eğlendiğim süper insan;sadist yay!
eskiden i-pod mu vardı...takardık kaseti walkman e, dinlerdik cızır cızır, hiç de sorun olmazdı, öte kalite de aranmazdı, bu güzel alet şu an kocaman bir kütük gibi duruyor yeni mp3 playerlerın yanında, acaba diyorum çocuklarım neler kullanacak...en iyisi tüm bu alet edevattan arınıp, aynı hayvanlar gibi saf sorunsuz hiç bir şeye bağımsız olarak yaşamayı öğrendiğimiz gün insan ırkı evrim geçirecek.
bugun otobüste birini dinlerken gördüğümde şaşırdığım alet. ipod, cep telefonu ve bilimum mp3 çalar varken neden hala o kocaman ve işlevsiz aleti* taşırlar anlam veremedim. hatta otobüste walkman dinleyen ezik insan diye başlık açacaktım ama bunu kayser sozere bıraktım.
sayesinde bir müzik kültürü kazandığım kullandığım dönemde pil parası yetiştiremdiğim çok faydalı bir japon icadı.ayrıca biraz da dayanıksızdır.lise döneminde 5 tane parçalamışlığım vardır.
vakti zamanında eminönü, sirkeci, karaköy ve bilumum yerlerdeki kaldırımcı esnafı tarafında hem kulaklığa hem de dışarıya ses verecek hoparlorlu modelleri olan ve arabası olmayan kişilerin yürüyerek tesisatlı doğan ile tur atmak tadını yaya olarak tadması sebebiyet vermiş olan portatif kasetli teyp ve radyodur.
bugün, gülerek uyandım tıpkı yataktan kalkar kalkmaz annneeeeeee diye bağırdığım günlerdeki gibi.. ertelenmemiş duygularla, telaşsız, sakin ama hiç stabil değil... gıcır gıcır sesler çıkaran yatağım bugün sanki arya söylercesine kuvvetli, beni kendine çekiyor.. odadaki bana ait hiçbir şeye, ya da etrafımdaki insanlara -im eki eklemek istemiyorum bu bi yabancılaşma ya da kızgınlık değilde "sahipsizleştirme" olsa gerek tıpkı benim sahipsizlik, sıkışmış olmama isteklerim gibi.. pencereyi açıyorum, önce kokum çıksın istiyorum... biraz ellerim titriyor ne üzüntüden, ne kırgınlıktan ne de özlemekten sadece heycanlayım sanki... gidiyorum kokunun ardından birini değilde kendimi bulmaya.. incitmemeye, incinmemeye, kısacası yaşayabilmeye…
kavuniçi veya siyah renkli sünger ile kaplı, 2 saatten fazla dinlendiğinde kulak etrafında tarifsiz ağrılar yapan kulaklığı ile özlenen alettir. ağır kasalı modelleri evladiyelik olup kapağın açılıp kapanmasında verdiği ağırlık hissi hala aranmaktadır.
tam 3 nesil 20 sene başarı ile kullandığımız alettir. babadan oğula geçer gibi önce babam, sonra abim ve son olarak benim tarafımdan hırpalanmış, hor görülmüş, buna rağmen bana mısın dememiştir. ses kalitesi ilk mp3 çalarım olan creative muvo'nun eline vermekteydi. radyo desen hala onun gibi temiz çekeni yok. arada elime geçer hüzünlenirim, kaset devrimini hatırlarım. hala kullanılabilecek düzeyde. onu çocuğuma saklıyorum. içinde en sevdiğim 7 parçanın bulunduğu doldurma kasedim ile birlikte...
"lan golf oynarken müzik de dinlesem ne süfer olurdu hacı" diye düşünen bir sony çalışanı fikir babasıdır. etkisi o kadar büyüktür ki hala çoğu insan -ben de dahil- ipod, mp3 çalar vs. gibi yeni dalgalara walkman demektedir.
walkman, onu tasarlayan mühendis ekibi için ne yazık ki bir hayal kırıklığıydı çünkü asıl yapmaya çalıştıkları şey, gazetecilerin onlardan istediği yeni bir stereo kayıt cihazıydı. pressmanisimli diğer kayıt cihazı monoydu ve radyodaki gazeteciler, sony'den stereopressmantalebinde bulunmuşlardı. mühendisler, ellerinden geleni yapmış, aynı küçüklük içine hoparlör ve oynatıcı sistemi yerleştirmişlerdi ancak kayıt sistemini sığdıramamışlardı. ses kalitesi çok iyi olsa da, asıl istenilene ulaşılamadığı için bu, başarısızlık olarak addedilmişti.
pressman'in tasarım çalışmaları yeniden başlamıştı ve mühendisler, bir yandan tasarımla uğraşırken, bir yandan da, kayıt sistemi olmayan aleti dinliyorlardı. o sırada, şirketin kurucu ortaklarından olan msaru ibuka bu aleti gördü ve bunun ne olduğunu sordu. mühendislerden gelen cevaba karşılık "fabrikanın diğer tarafında kulaklık yapılmaya çalışılıyor. e şundaki hoparlörü kaldırın, yerine kulaklık koyun, güzel olma mı?" yanıtını verdi. sadece onursal başkan olduğu için, kararlarda yetkisi bulunmayan ama herkesin büyük saygı gösterdiği ibuka, mühendisler tarafından aklını kaçırmış biri olarak görüldü. o da, bu düşüncesini kabul ettirmek için, şirketin başkanı ve dostu akio morita'ya gitti. aletin sesinden çok etkilenen başkan, mühendislere, bu konuda çalışmalarını söyledi.
böylece ilk walkmanpiyasaya sürüldü. ancak ingilizce konuşanlar, bu adı garipseyebilirler diye, amerika'da soundaboutve ingiltere'de de stowawayadıyla isimlendirildi. ilk haberler kötüydü. omuzlarda taşınıp yüksek sesle dinlenen "taşınabilir" kasetçalarlar hâlâ modaydı ve walkmanler, raflarda çürümeyi bekliyordu. derken, şehrin kaymak tabakası, walkman'i keşfetti. işe gidip gelirken mozart'ı dinleyebileceklerini fark eden bu güruhla birlikte walkmande artık moda bir kasetçalar hâline gelmişti.