taxidi sta kythira *

adana çık aradan

  1. yabancı kaynaklarda voyage to cythera adıyla da bilinen (1984) yapımı yunan filmi.

    vatanından kaçıp 32 yılını sovyet rusya'da geçirmiş bir komünistin geri dönünce yaşadığı buhranı anlatıyor.

    konunun ilginç olmasının yanında, çekimlerin kötülüğü, hikayenin akıcı olmaması, konuşmaların az ve yapaylığı yüzünden bir eksiklik hissediliyor.

    filmden bir alıntı:
    adam kanun kaçağı ve memleketine dönünce polis tarafından yakalanıp sınırdışı edilmesi gerekiyor. sivri polisler adamı rus gemisine vermeye çalışıyorlar, lâkin şahsın ricası olmadığından kaptan adamı kabul etmiyor.
    bunun üzerine bu sik kafalı herifler devletin "sabaha kadar gitmesi gerek" emrine istinaden adamı iskele parçası gibi bir sandalın üzerine koyup tarafsız sulara bırakıyorlar. yok neymiş efendim "seyahat halindeymiş". resmen manyaklık, deli gibi yağmur yağıyor, adam geberecek ulan.
    (venom, 12.03.2007 20:59)


  2. 1984 yapımı bir theo angelopoulos filmi. film 32 yıl sonra memleketi olan yunanistana dönen bir adamın hikayesini anlatır. çocukları onu rıhtımda beklemektedir 32 yıl sonra çocuklarını gören bir adam ne hisseder ağzından çıkacak ilk kelime nedir? ya da babalarını bu kadar uzun bir aradan sonra gören çocuklar ne hisseder nasıl bir tepki verirler, gerçekten söylemek güç aslında filmin temenli bir mitolojik düzene veya düzlemde yatıyor.şimdi bir bir bu mitolojik trajedyayı görelim.

    yaşlı adam ülkesine geri döner ve yaşadığı köye gider ve orda duran argos isimli köpeğin başını okşar. bilindiği gibi argos aslında odysseus'un köpeğinini ismidir ve onu ülkesine geri döndükten sonra şekil değiştirmiş olmasına rağmen tanıyan ilk hayvanattır.
    aynı şekilde yaşlı adamımız odysseus gibi 32 yıl sonra geri gelir ve geldiği yer ukraynadır tahminimce odyssea şehrine gitmiştir.

    ikinci örgü eşi ile kendi arasındadır odyseus ülkesine döndüğü vakit eşi penelopenin sadakatiyle karşılaşır ancak odyyseus uzun süre ayrı kaldığından tanrıçalarla yatıp kalkar. yaşlı adamın ukraynada evliliğinde dolayı üç çocuğu olmuştur.bundan sonraki olaylar ise bir yumak gibi çözülür karakter savaş suçlusu olduğu için kaçmıştır ülkeden ya da sürgün edilmiştir ve yokluğunda 4 defa ölüm cezasına çarptırılmıştır yönetemenin alışılageldik tarih ve geçmişle hesaplaşma üzerine bir kompozisyon çizdiği ortaya çıkar.

    köyün turistik mekan olması açısından ve bütün arazilerin alınmasına rağmen yaşlı adam kendi arazisini satmaz içindeki pişmanlık duygusu veya bir yere ait olamama duygusu işler içine buram buram kokar vatan hasreti bu nedneledir ki herkesin yaptığını kendisi yapmaz e kulubesi ateşe verilir.savaş olmamasına rağmen bir savaş filmidir bu film. savaş sonrası insanların ruhsal özelliklerini ele alır en basitinden adamın kızı ona bağırıp çağırır ''siz savaştınız kan döktünüz ve kaçtınız der'' adamın verecek hiçbir cevabı yoktur.


    adam jandarma tarafından yakalanır ve geldiği gibi rusyaya gönderilmek istenir ama bunun öncesinde ''yukarı bakarak seni 5 kere yendim''der. bu sözü ölüme mi yoksa tanrıya mı söylediği meçhul ancak mitolojiye baktığımız zaman yine aynı şekilde başka bir asi karakter olan ajax ile karşılaşırız. kendisi athena tapınağında cassandra'ya tecavüz eder ve truva savaşı sonrasında poseidon ona dalgaralarını yollar. ne var ki ajax daha sonra tanrıya meydan okuyarak şunu der ''ey denizleri sarsan tanrı sen ne kadar çabalarsan çabala beni yok edemeyeceksin'' der. ne var ki buna sinirlenen poseidon ona en büyük dalgasını yollar ve adam ölür. ancak onu ne toprak ne deniz kabul eder bir kayanın üzerinde bedeni çürür. filmimize döndüğümüz zaman yaşlı adamı ne ülkesi kabul eder ne de rusya tarafı ve ülkesi onu yabancı karasularında tutmak için bir sal ile denizde tutar. birbirine çok yakın iki ayrı hikaye. yaşlı adam korunaksız bir şekilde tutunmaya çabalar fırtına içerisinde kaybolur. ülkesinin daha önce gösterdiği misafirperverliği ona göstermez ancak unutulmamamsı gereken nokta penelope kadar sadık bir eşinin olması. ve eşi onun yanına giderek fırtınada birbirlerine sarılarak sona gelinir. nerden baksam bir mitolojik düzlem nerden baksam bir sophokles tragedyası.

    yönetmenin uzun sekanslı planları tuttuğu ve çizdiği porte görülmeye şayan doğrusu.
    (genius kusagami, 16.03.2008 14:36)
  3. an old communist returns to greece after 32 years in the soviet union. however, things aren't the way he had hoped for." bu kadar basit mi gerçekten de? yani yeni düzene ayak direyen inatçı bir komünistin hikayesi mi o anlatılan?

    "sana sağlık ve mutluluk dilerim
    ama yolculuğunda sana katılamam
    ben sadece bir konuğum
    dokunduğum her şey
    beni ıstıraba boğuyor
    hem zaten benim de değil
    her zaman biri olacak, o benim diyen
    benimse hiçbirşeyim yok, kendimin olan"

    üstteki dizeler angelopoulos'a ait lakin filmde yer alamz, kendisi yerleşiremediğini söylemiş ama aslında izleyenin içine yerleştirmiş de haberi yok anlaşılan. bir yolculuğun hikayesi, sürgünden başlayıp kitera'ya yani afrodit'in aşk adasına uzanan , resmiyette var olmayan bir adamın hikayesi.

    "ilk yıl tamam..sonra ikincisi, sonra üçüncüsü....akıntıya kapılıp gidiyorsun, tutunacak hiçbirşey yok. önceleri yunanistan ve geride bıraktığın herşeydi...sonunda hastasın...bir gün o uzak ülkeden bir kadın gömleğine bir düğme diker, bir parça çamaşırını yıkar... sana sıcak bir yemek verir"

    nostos'un dile gelmesidir bu sözler, "nostimon imar"- eve dönüş*. bunun yunanlılara özgü birşey olduğundan bahseder angelopoulos, "tabiatları gereği seyyahtırlar ve ayak bastıkları her yerde bir koloni kurarlar" der. bence sadece yunanlıların değil, kendini göçebe hisseden herkesindir bu konar göçerlik hali, fiziksel ve dahası ruhsal olarak. "ego ime" -(benim)- demeyi başaramayanların ruh şaşkınlığıdır spyros'un çok uzaklardan baktığı yeni dünya karşısındaki durumu belki de.

    üç büyük sürgün, fiziksel ve ruhsal olarak derin etkileri olan; "mustafa kemal karşısındaki yenilgilerinin ardından gelen 1922 felaketi, yunan iç savaşı ve ağır ağır yaklaşan ölüm, ana müzik temasının ortasında trompetin çaldığı sessizlik çağrısı"

    filmde de geçtiği gibi , "bir kurumuş elma" kokusundadır angelopoulos'un filmi, film içinde filmdir ama belki de kendisinin de dahil olduğu "bir yere ait olamayan"ların ve olmak istediklerinde de o arzusu kırılanların yaşam anlatısıdır. zaten film hakkndaki bir mülakatının sonunda da seferis'in dizesinden söyler bunu;

    "tek istediğim açıkça konuşmak,
    bu armağan bana bahşedilirse..."

    not:ulysses-penelope-telemachus ya da adamın köpeğine argos diye seslenmesi, anlatacak kadar bilmiyorum ama anlayabilen için elbette çok şey anlatır tüm bunlar.
    (joussaince, 27.03.2008 11:34 ~ 11:41)