dün gece bir patlama sesi ile irkildim.. mekan bağlarbaşı.. annem gök gürlüyor heralde yıldırım falan düştü yakınlara dedi.. patlamalar devam edince aklıma gelen ilk şey boğaz köprüsünün terörist bir saldırıya hedef olduğuydu.
cama çıktım.. bir sürü insan sokakta caddenin boğaza bakan kısmına doğru koşuyor.. nereye koşuyorsunuz ne oldu dedim
havai fişekpatlatıyorlar dedi küçük bir kız heyecanla..
montumu aldım ve çıktım ben de.. aman yarabbim.. kuzguncukta deniz kenarındaki parktan muazzam bir gürültü ile havai fişekler patlıyor fezayı rengarenk boyuyor.. boğaz köprüsünün üzerinde çapraz slaytlar.. nedir dedim neyi kutluyorlar..
vodafone telsim ile birleşti ya ondan dedi bir genç..
anadolu yakasındaki havai fişekler bitince ortaköyden başladılar patlatmaya.. 20 dakika boyunca patlayan fişeklerin dumanı ciğerlerimize işledi mahalleyi keskin bir koku sardı..
bu ilginç kutlamanın beni derinden yaralayan ve neredeyse ağlamama sebep olan bir yanı vardı.. sanki savaş çıkmış gibi, sanki işgal edilmişiz gibi hissettim.. her an deprem, terör saldırısı gibi olaylar yüzünden tetikte bekleyen istanbul halkını bu şekilde korkutmaya hakları var mıydı? ya da ne mesaj vermek istiyorlardı dakikalarca havai fişeklerle paraları havaya savurarak? istanbulu -belkide masa üzerinde bir şeyleri satın alarak- satın aldıklarını düşünüp mü kutladılar?
ve biz çoluk çocuk bu gürültülü gösteriyi izlerken düşündük mü acaba, bağdattaki insanlar bu tarz sesleri duyduklarında sığınaklara koştular hep?
ama suç vodafone da değil ki.. telsim'i vatan malını kalkıp vodafone'a satanlarda..
ne demişler şarkıda...
one man's fun is anothers hell..
bağdata düşen her bomba yüreğinin içine düşmüş gibi hissedenler anlarlar beni..
ve sonuc olarak : vodafone olmadı bu gösteri.. çekici değil itici oldun daha da fazla...