|
|
- the hours filminde refer edildiği üzre,dalgaların kendisini alıp götürdüğü kadın yazar.kafasında dolaşan yunanca olduğunu sandığı seslere daha fazla dayanamamıştır.dönemimiz edebiyatçıları için bir deliriyum vakasıdır.
(bkz: 2 wirginia woolf okuyup delirdim sanmak)
- (bkz: stream of consciousness)
- (bkz: mrs. dalloway)
- "yaşamak neden böyle içler acısı, neden bir uçurumun yanıbaşından geçen daracık bir yol gibi? ..."diyerek yaşamındaki mutsuzlukları dile getirmiş. jacob’s room (1922), mrs. dollaway (1925), to the lighthouse (deniz feneri, 1927), the waves (dalgalar, 1937). kısa hikayeler ve taslaklardan oluşan monday or tuesday (1921), zaman üzerine şiirsel bir düzyazı girişimi diye nitelendirebileceğimiz orlando (1928), kadın yazarların sorunlarını ele alan a room of one’s own (1929) en önemli eserleri.
- " kadınlar, yüzyıllar boyu erkeklere ayna görevi gördüler; erkeği doğal boyutunun iki katı olarak yansıtma yolunda büyülü ve hoş bir kudretleri vardı" diyen şahsiyet.
- dahi bir hocamız tarafından hakkında 'yaptığı en iyi şey intihar etmekti'diye yorum yapılan ve sahsımca da hakkındakı bu yorum tamamen dogru bulunan yazar.feminist.
- korkunç intiharından önce eşi leonard woolf a yazdığı intihar mektubu kanımca yazılabilecek en etkili intihar mektubudur. hele bir de bu mektubu the waves filminin girişindeki atmosferde canlı olarak dinlenirse ağlamamak olanaksız.
mektubun türkçe'si..
canım,
yeniden delirmek üzere olduğumdan eminim.
o korkunç dönemlerden birine daha göğüs gerebileceğimizi sanmıyorum.
ve bu sefer toparlanamayacağım da.
sesler duymaya başladım.
dikkatimi bir şey üzerinde toplayamıyorum.
ben de yapılabileceklerin en iyisi gibi görünen şeyi yapıyorum.
sen bana mümkün olan en büyük mutluluğu verdin.
birisi başkası için ne yapabilirse, hepsini yaptın.
sanmam ki başka iki kişi bizden mutlu olmuş olsun, bu korkunç hastalık gelene kadar.
artık onunla mücadele edemiyorum, hayatını zehir ettiğimi biliyorum, ben olmasam çalışabilirdin.
ve biliyorum ki çalışacaksın. görüyorsun ya, bunu bile doğru dürüst yazamıyorum. okuyamıyorum.
söylemek istediğim şu, hayatımın bütün mutluluğunu sana borçluyum.
bana karşı hep sabır gösterdin ve inanılmayacak kadar iyiydin.
bunu söylemek istiyorum-bunu herkes biliyor.
biri beni kurtarabilseydi eğer, o sen olurdun.
senin iyiliğinin kesinliği dışında her şey benden gitti artık.
hayatını daha fazla zehir edemem.
sanmıyorum ki başka iki kişi bizim olduğumuz kadar mutlu olabilsin.
- feminizmin öncülerinden olan roman yazarı.ılımlı bir feminist olup kadın üstünlüğünden ziyade kadın-erkek eşitliğini savunmuştur.a room of one's own adlı kitabında bir kadın yazarın roman yazabilmesi için gerekli şeylerin, para ve yazarı dış dünyadan izole edecek bir oda olduğunu iddia eder.erkek okuyucuyu kışkırtmadan kadın haklarını savunan iyi, hoş, mantıklı bir yazardır işte.
- ceplerine taş doldurup bir nehire atlayarak intihar etmiştir.
- mrs. dalloway in başlangıcında hayatı, "25 ocak 1882 de londra da doğdu. roman türüne yaptığı özgün katkılarla edebiyat tarihine adını yazdırdı. aynı zamanda dönemin en önemli eleştirmenlerinden bir olarak kabul edilir. 1925 yılında yayınlanan mrs. dalloway ünlü yazarın adıyla birlikte anılacak "bilinç akışı" tekniğinin en başarılı örneğidir. woolf, 1941 de içine düştüğü ruhsal bir bunalımın sonrasında evinin yakınlarındaki bir nehre atlayarak intihar etti." şeklinde özetlenen büyük yazar.
okuyanların büyük bir kısmının nefret ettiği, onlara "ne lan bu?!" dedirten; kalan az bir kısım okuyanının da sevdiği, lakin yazılarından aşırı doz almaktan kaçındığı yazar. ben ikinci gruptan olduğum halde iki kitabını ardarda okumayı başaramadım henüz...
- "senin için ey demokrasi, sana yar olmak için kadınım" demiştir
- murathan mungan'ın, oyunlar intiharlar şarkılar kitabında bahsettiği üzere sussex'e cebinde taşlar ile atlayarak yaşamına son vermiş bir şizofren.
the hours'da nicole kidman tarafından canlandırılmaya çalışılsa da beğenmedim ben o performası. neyse bunları geçelim.
erkekte maskulen tavır dendiğinde nasıl maçoluk anlaşılıyor ise, kadında da eril tavır dendiğinde hemen feminizm anlaşılıyor. (saçmalık!)
virginia, hayallerle örülü yaşamını idame ettiremediği için bitirdi onu. çekilesi gelmediğinde bırakmak gerekir mi, bilmem. o bıraktı ama.
- "para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!"
virginia woolf, kendi dönemindeki kadınlara böyle seslenmiş, kabuklarını kırmalarını istemiştir.
yazar adayı her kadının okuması, içselleştirmesi kesinlikle görmezden gelmemesi gereken bir kadın yazar.
hayatının bütün fırtınalarına rağmen... ki yaşadığı o fırtınalar onu daha da iyi bir yazar yapmıştır kanaatimce...
- cebi taşlarla dolu kadın ! önaçıcı fikirleriyle doğruyu kurmak için yanlışı yıkmayı seçmiş ve önyargıları taşlamıştır bir yanda. vazgeçerken ve "giderken" de doludur cepleri taşlarla ...
" kadınların içerisinden niye shakespeare gibi bir deha çıkmadı ? " şeklindeki akıl danesini kanıtlamak için "erkek beyni kadınınkinden büyüktür" gibi bilimsel (!) saçmalıkları kullanan aklı evvellerin özellikle okuması gerekendir. hakettikleri cevabı onlara "kendine ait bir oda"nın içerisinde verendir.
bir an shakespeare'in judith isimli bir kız kardeşi olduğunu düşünmemizi ister yazar. aynı toplumsal koşullar içerisinde; yetenek, zeka, azim, disiplin gibi aynı özelliklere sahip olmasına rağmen judith'in bazı haklara ne yapsa, ne etse yine ulaşamayacağını basamak basamak anlatır ve kanıtlar. toplumsal cinsiyetin ve içselleştirilmiş kadınlık-erkeklik rollerinin buna baştan bir engel olduğunu afişe eder. üstelik bunu hayali bir kurgu ile değil, dönemin gerçekliğini kullanarak yapar.
döneminin aydınlarını biraraya getiren " bloomsburry " grubunun üyelerinden biridir virginia woolf. kadın hareketine ve işçi partisinin çalışmalarına da aktif olarak katılmıştır.
- "ingiliz edebiyatı'na yaptığı 'tek / en büyük' katkı intihar etmiş olmasıdır."
(bkz: can abanazır)
- 1928'de cambridge üniversitesi kütüphanesine "kadın" olduğu için alınmayan fakat "elinin hamuru" ile yazdığı kitaplarını aynı kütüphaneye sokan yazar !
kibarlık olsun diye hiç inceltmeyelim; zamanında akıl ve yetenek denen mefhumun salt erkek tekelinde olduğuna duyulan ve sarsılmaz zannedilen o inancı eni konu sarsmış, lime lime etmiş, çok da iyi etmiş "kadın" yazardır !
salt kadınlık halleri üzerinden kurgulamamıştır politik kimliğini fakat yaşadığı zamanın eziciliği,kıyıcılığı sebebiyle gözardı edilen kadınlığın da altını çizmek misyonunu sırtında taşımıştır.
velhasılı onun "judith"i gölgede kalmamış, kendisine teslim edilmeyen hakkını söke söke almıştır !
- tomris uyar'ın yazarın son kitabı "perde arası" nın arka kapağında da belirttiği gibi "toplumsal yaşamın baskılarıyla bireysel yaşamın acılarına katlanabilen edebiyatseverlere " seslenen bir yazardır. yaşayan, hisseden, mücadele eden bir kadın yazar.
- (bkz: a room of one s own)
- ölümünün ardından bir gazeteci
'bir denizkızı gibiydi. hepimize şöyle bir bakmak için denizden gelen güzel bir denizkızı diye düşünürdüm. çok meraklıydı, ilgiliydi. ama bir denizkızı gibiydi.' demiştir.
- sevse de sevmese de onu okuyanları derinden etkilemeyi başaran nevrotik deha.
"sayfalar dolusu saçmalayın. aptal olun, duygusal olun. içinizden gelen sese kulak verin; dilbilgisi kurallarını da, teknik ve bilimsel alanda bilinen tüm kurallarla beraber ihlal edin; dökün; devirin; kendi keşfiniz olan, olmayan her türlü kelimeyi kullanın, şiirsel bir biçimde, düz yazı bir metinde ya da elinize geldiği gibi bir çırpıda yazılan anlamsız sözlerle öfkelenin, sevin, alay edin. ta ki yazmayı öğrenene kadar" demiştir kendisi gibi yazmak isteyenlere.
"yaşanmış olanın önemli olduğu yerde hayali olanı yazmayı tercih ederim" sözüyle kendini şizofreniye iten tercihini anlatmış ve hayatı boyunca "bir kalemin peşinde tutkuyla ilerlerken" bulmuştur kendisini.
"şehrin sokaklarında yürümeyi severim, sokaklar bana birşeyler anlatır. uçsuz bucaksız çimenlerde yürümek, koyun sürülerine dalmak, yükseklere tırmanmaya çalışan kuzular... bunlar hiçbir şeyin başaramadığı kadar beni besliyor, dinlendiriyor, mutlu ediyor. yürürken adeta puslu bir yoldaymış gibi hisseder, rüyadaymış gibi kendimden geçer, enfes cümleler kurup hayalimde canlanan sahnenin perde arkasında gezerim." iyi bir yazar olmak isteyenlere tavsiyesini böyle anlatmıştır; yürümek...
olağanüstü hayalgücünü gerçek bir viktoryen edebiyatçısı olan babası leslie stephen'a borçlu olduğunu her defasında üzerine basarak söylemiştir.
kendisiyle ilgili danell jones tarafından yazılan the virginia woolf writer's workshop adında bir inceleme mayıs ayında yayımlanmıştır.
(bkz: tanrıça)
|