kalmak için sebebin yoktu belki ;ama gitmek için de sebebin yoktu.suların trajik çağrışı, yunanca duyduğun sesler, ikinci dünya savaşı'nın getirdiği yıkımlar, artık iyi yazamadığını düşünmen gitmen için nedenler miydi? kısmen evet. ama sorun
aidiyetsizlik duygusuydu.
28 mart cuma günü, babamın dünyaya geldiği gün, yürüyüşe çıkacağını söyleyerek ouse ırmağı'nın sularına kendini bıraktın. 28 mart günü neler hissedeceğimi şaşırıyorum. cesedini 3 hafta sonra çayırlıkta oynayan çocuklar,ırmağın altlarına rastlayan yerde buldular.
bu senin ilk eylemin değildi ki...babanın ölümünden sonra ciddi ruhani çöküntü yaşadın.yine sana çılgınca şeyler yapmanı söyleyen yunanca sesler duymaya başladın. çok da yüksek olmayan pencereden atladın. ciddi bir yara almadın. yaşadıklarına karşı tavırdı bu yaptığın.sesler susmadı ama değil mi?
önce annenin ölümü, daha sonra babamın ölümü üzerine sonsuz depresyonun ağına düştün. cinsel tacize uğramıştın. kendini güvende hissedemiyordun.
üvey abilerin george ve gerald seni sürekli rahatsız ediyorlardı.
yaşamın son yılında çocukluğundan bir sahne:
üvey erkek kardeşin seni yemek odasındaki yükseltiye çıkartıp oturtur. orada otururken aşağılık geral' in eli vücudunda dolaşır. onu bir aşağı bir yukarı okşar durur. parmakları gizli yerlerinde dolaşıncaya kadar da ellerini çekmez. mahremiyetine yapılan bu tecavüzden tiksindin, yıllar boyunca bu yüzden utanç duydun. varlığının derinlerinde bir yerde sana binlere yıl önce edinilmiş gibi gelen dile getirilmesi zor içgüdüsel bir sıkıntı, sağır bir duygu sürdün gittin.
ince parmaklarının arasındaki sigara ağızlığını, nevrotik bakışlarını, kaleminin dik açısıyla beyninden kağıda geçen düşüncelerini hayal ediyorum. romanlarını yazarken zihinsel acılar çekip olumsuz okur tepkilerinden korkuyordun; ama sana verilen ödülleri de reddediyordun.
ama leonard vardı yanında.onun tatlı öpüşleri sende tuz tadı bırakıyordu.cinsel açıdan ona karşı soğuktun. ama onu çok seviyordun. "onu mutsuz gördüğüm zaman, yelkenlerim rüzgar almıyor" demiştin. leonard harika bir bakıcı-saymandı. hastalığınla başa çıkmana sana yardım ediyordu. dışa yolculuk'ta kahramının geçirdiği sanrıları, sen de romanlarını yazarken geçiriyordun. ama yine 100 gram veronal yutarak yaşamına son vermek istedin. hayatını kurtarmak saatler aldı.
ergenlik çağında kendinden yaşça büyük olan vita’ya tutuldun.
orlando vita'ya armağındı. lezbiyen olamamış lezbiyendin aslında. ben de senin gibi bir kadının öpmenin bana neler hissettireceğini hep merak ettim.
mrs. dalloway ’de septimus’ u öldürmek zorunda mıydın? birilerin hayatı ciddiye almaları için birilerinin ölmesi lazım değil mi?" insanlar aslında birbirleri için hayatta kalırlar". ikinci dünya savaşı sırasında güncene, " sonumun bir garaj olmasını istemiyorum. daha on yıl yaşayıp kitabımı yazmak istiyorum" diye yazmıştın. aslında her insan gibi ölmeyi istemiyordun. richmond'ın sessizliğinde boğuluyordun.
“bir deniz feneridir o, kabarmış denizlerde yönümüzü bulmamıza yardım eden bir işaret feneri; yaşamlarımızı ışıtır, geçmişimizi kavramımızı, şimdi'nin sınırsızlıklarını daha iyi anlamamızı sağlar.”
yuvadaki meleği öldürdüm virginia…
"her zaman yıllar
her zaman aşk
her zaman saatler"