ne kadar değişmişsin görmeyeli,
ellerin güzelliğini kaybetmiş nasırdan,
hüzün rengi almış saçlarının her teli
gözlerine gölgeler düşmüş kahırdan,
gözlerin ki, gördüğüm gözlerin en güzeli
ne kadar değişmişsin ben görmeyeli
böyle mahzun kederli değildin eskiden
fıkır fıkır gülerdi gözlerinin içi
dudakların nemliydi sevgiden, arzudan
yapraklarına çiğ düşmüş karanfiller gibi
baygın kokusuna anılarla beraber giden
böyle mahzun kederli değildin eskiden
victor hugo napolyon'un generallerinden birinin oğludur.. anne babasının ayrı olması yüzünden kimi zaman annesinin kimi zaman da babasının yanında kalmıştır..
bir gün pariste bir yayınevinin kapısından içeri 13-14 yaşlarında bir çocuk giriyordu.koltuğunun altında bir tomar yazı vardı.'şiirlerim' dedi.'bastırmak istiyorum'.
yayınevi sahibi gülmekten kendini alamadı.yalnız kendine pek güvenir gibi görünen birazda kaşları çatık,göğsü ileride,böbürlenir gibi konuşan bu çocuğu kırmamak için,tatlı bir sesle:'şiir satılmıyor ki, oğlum' dedi.
çocuk:'benim şiirlerim satılır' dedi;sonra,bu konu üzerine daha uzun boylu bir tartışmaya girmek istemiyormuş gibi bir tavırla,kaşlarını biraz daha çattı:'hata ettiniz! bu ilk şiirlerimi basacak olsaydınız,bundan sonraki bütün eserlerimin basım hakkını size verecektim.büyük bir servet kaybettiniz!'
topuklarının üzerinde dönerek yürüyüp gitti.kitapçı çocuğun arkasından alaylı alaylı güldüyse de,o anda gerçekten hata ettiğini muhakkak ki yıllar sonra anlamıştır.çünkü bu gencecik şair ilerinin büyük dahi yazarı victor hugoydu
not:les miserables önsözünden alıntıdır.
notre dame kilisesi'ne olan yardımların kesilmesiyle gözden çıkarıldığı, yıkılmadan hemen önce üzerine notre dame'ın kamburunu yazan ve kiliseyi yıkılmaktan kurtaran bunun ötesine geçip, fenomen yaratmayı başarmış fransız büyük usta.
victor hugo, çapkınlığıyla da bilinen bir yazardır. müdavimi olduğu genelevin çalışanlarının, hugo'nun cenazesine elbiselerinin ön tarafına siyah kuşak bağlayarak katıldığı rivayet edilir.
ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
dudakları gülerken insan ağlayamaz mı?
sevmek için güzele mi bakmalı?
çirkin bir tende güzel bir ruh
kalbi bağlayamaz mı?
hasret; özlenenden uzak kalmak mıdır?
özlenen yanındayken hasret duyulamaz mı?
hırsızlık; para,mal çalmak mıdır?
mutluluk çalmak, müthiş bir hırsızlık olmaz mı?
solması için gülü dalından mı koparmalı?
pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
öldürmek için silah, hançer mi olmalı?
saçlar bağ, gözler silah, gülüş kurşun olmaz mı?
aslında dram türünde eser veren ilk kişi william shakespeare'dir ancak bu türü kurallarıyla ortaya koyan ilk kişi victor hugo olduğundan kurucusu o kabul edilir.
komün şairlerindendir. jakobenist (dağlılar'dan) değildir ama. yeri geldiğinde çok güzel eleştirir jakoben mantığı; özellikle kutsallar konusundaki pervasızlıklarını, yıkıcılıklarını eleştirir kimi zaman. ama devrimlerini desteklemekten de geri durmaz. bu yönüyle jirondenler'e ve belki ovalılar'a daha yakındır. ama kafası da karışıktır biraz. kah cumhuriyetin, paris komünü'nün en ateşli savunucusu kesilir. kah kral'a temenna eylerken yakalar kendini. dönemin büyük şairlerinin bir çoğu gibi o da arada kalmıştır kısacası. yoğun halk kitleleri gibidir. fikirden fikire savruluşu bu sebepledir esasında. rahipleri sevmez ama tanrı'yı da öldürmez komünün yaptığı gibi. sağduyu sahibi esrik bir yürek, romantik bir akıldır kısacası hugo; ateşlenip kralcı kesilişi de, aklına yönelip cumhuriyeti kucaklayışı da bu doğasının eseridir. ve çok güzel yazar ki bunu takdir ve tespit etmek elbette ki benim haddime düşmez ama haddini bilmezlik de bedava bir yerde.