türkiye'nin aihm'de kaybettiği davanın ana konusu.askere gitmeyen şahıs dava açmış ve kazanmıştır.dikkat çekilen konu bu kararın bağlayıcı olması.daha sonra bu şekilde başka davalar açılırsa türkiye'nin doğrudan davayı kaybedeceği de söyleniyor.
belki türkiye'de profesyonel askerliğe geçmesi için bir ilk olabilir,yakın zamanda paralı askerlik bile çıkabilir.
bu ne göt korkusudur ne düşüncesizliktir herkesin ideolojisi düşüncesi kendine göredir anti militarizm de bir kavramdır üstelik kendi içinde son derece tutarlı bir kavramdır..her zorunluluk saçmalıktır hele de beyin yıkanıyorsa..vicdani ret te bireyin en doğal hakkıdır..
anti-militarist tayfanın eyleme soktuğu davranıştır,en doğal hakkıdır,saygı duymak lazım,gelin görün ki ordu bu konuda bizim kadar anlayışlı olmayabilir de...
savunmadığım bir özgürlük (!) çeşitidir. askerlik yasal bir vatandaşlık görevi olduğu için askerliği reddeden vatandaşlık görevini reddetmektedir, bu durumda vergi vermeyi, çocuğunu okula göndermeyi, tek evliliği reddetme hakkı da doğar adamın.
avrupa konseyi üyeleri arasında yalnızca iki ülkede halihazırda yasadışı kabul edilmekte olan olgu. diğer ülkelerde ise, ya profesyonel askerlik benimsendiği için vicdani ret meselesi gündem dışı kalmış, ya da vicdani retçilere askerlik sürelerini sağlık ya da eğitim kurumlarında kamu hizmetiyle geçirme hakkı tanınmış. vicdani ret hakkını tanımamakta ısrar eden iki ülke için ise (bkz: azerbaycan) ve (bkz: türkiye).
- ben vicdani retçiyim!
- hoşgeldin geç otur (babacan tavır).. vicdani kekçi ne demek anlat hele. kekte yeni bi çığır mı?
- kek değil ret.
- peki nedir vicdanen ret ettiğin olay nedir hacı? (merak)
- şimdi ezilmiş halkların, tutsak esirlerin sağduyusunda yatan doğmatik yaratılışlı örümcek beyinli insanlara dahi sevgi verilmesine olan inanç ve prangaların bileklerimizde bırakan izleri takip ettiğinde göreceksin ki bugün amerika israil ve ingiltere gibi emperyalist güçlere içten içe hizmet edermiş gibi görünen fakat aslında yıkılmış gençliğin sikik beyinlerinde açan bir tomurcuk misali her zincir kırışlarımın çıkardığı ses anadolu halklarının sesidir...
- okuyo musun? kaça gidiyosun?
- ve ben, ben militarizm karşıtı olduğum için...
- bitti mi okul? ve sen gittin mi askere? (sen şiirsesen ben de şiirselim)
- onu diyourum ya... ben askerlik yapmıycam..
- düz taban mısın.. vah vah.. (ayaklar çok ağrır)
- yok... askerliği tüm ezilmiş halklar adına reddediyorum... bizim mücadelemiz silahla değil beyinle
- sen şimdi bi sktr ordan da okulu ne zaman bitircen bak bi ana önce git gel askere sonra dert olur. (babacan tavır sürüyor)
- elime silah almayı reddediyorum ve kararlıyım
- sigarayı tutar mısın bi çayları ben ısmarliim. (asap toplama)
- onurlu mücadelemiz...
- itfaiyeci olmaya ne dersin?
- israil'in bugün filistinde.... ne? nasıl?
- askerlik yerine diyorum... itfaiyeci olmaya ne dersin? silah almıyosan eline, hortum al. insanların hayatlarını, mallarını bu şekilde kurtar.. ne dersin? silah yok bişey yok.
- emperyalist güçlerin hedef aldığı...
- ya bi sus da dinle. duydun mu ne dediğimi? orman bekçiliğine ne dersin? vatanın ormanlarını korursun. doğa, tırtıl filan. tam senlik.
- yolumuz realizm tuzaklarıyla dolu...
- yol yap. yol çalışmalarına katıl.. taş taşı... ülkenin demiryoluyla karayoluyla donanmasına yardımcı ol.
- esirlerin o yollarda taşı...
- çöpçü ol vatanı temizle, hastanede çalış.. sağlıklı nesil. doğuya git okuma yazma öğret..
- doğudaki kardeşlerimin...
- ya sen sike sike yapacaksın o askerliği.. söyliim ben de... sen konuş..
ne korku ne de vatan hainliği olarak adlandırdığım, insan özgürlünün 15 ay hiçe sayıldığı olay. evet askere, orduya ihtiyacımız var ama pisi pisine ölüme yollamak için değil. tepki askerliğe, vatana değil.tepki,özgürlüğün elinden alınmasına, hiç uğruna ölmeye, ardında sızısı hiç bir zaman dinmeyecek insanlar bırakmaya. kimsenin askerlik yapmaktan korkusu yok, gelecek için endişesi var.
toplumda yeterince destek görmeyen düşünce
düşünceye özgürlüğünün eksikliği ve erkeksi öğelerin yüksek varlığında da sanırım uzun bi süre destek görmeyecek
gerçekleştirmesi aslen askerlik yapmaktan daha zor olan eylemdir. sonunda götünüz yiyip de askere gitseniz bile normalde yapabileceğiniz 6 ay askerliği reddettiğiniz için sizi 15 aylık normalden daha zorlu bir süreç bekler. eğer inada devam ediyorsanız yani illa götüm yemiyor diyorsanız sizi mahkemeler hapiste yatmalar beklemektedir. hapiste ve karakolda eniklere yapılan muamele ise "yediği önünde yemediği arkasında" olarak özetlenebilir diye tahmin ediyorum. bilemiyorum tabi belki gerçekten de öyledir. gerçek vicdani retçiler 6 ay askerliği götleri yemedikleri için 6 belki de 16 sene enik muamelesi görmeyi göze almışlardır. insanlar biraz düşünmeye başlar da belki bir gün artık o kollar bacakar kopmaz diyerek.
tabi bunlar ütopik konular, bize mi kaldı savaşın karşısında durmak. bir an önce aslanlar gibi askerliğimizi yapıp para kazanıp evlenmemiz lazım.
ayakları yere basmayan ütopik düşüncenin yansımasıdır. bir insan olarak; tabii ki kimse savaş olmasını, insanların birbirini katletmesini istemez. ama uzaydan dünyaya dönüp ayaklarımız yere basacak olursak, özellikle etrafı ateş çemberi ile çevrili olan bir ülkede vicdani retçilik =saçmalık. dostluk, kardeşlik, demokrasi,eşitlik mavallarını okuyan ülkelerin orduları diş geçirebildikleri bütün ülkeleri sıradan geçirdi ve geçirmeye devam ediyor. abd veya ingiliz ordusu gibi emperyal bir orduda rol alsan ve işgal edilen topraklara gitmeyip vicdanen reddetsen anlarız ama vatan savunmasının vicdani reddi olmaz.
doğanın düzeni güçlünün güçsüzü ezip boyun eğdirdiği, yediği bir düzen. belgesellerdeki aslanlar, kaplanlar gibi... keşke bütün dünya kardeş olsa ve çıkar çatışması yaşanmasa, ama her şey keşke ile olsaydı... ülkemiz henüz profesyonel orduya geçecek kadar teknolojik bakımdan gelişmiş değil, bu açığını da asker sayısını fazla tutarak kapatmaya çalışıyor. bugün kendisini, ortadoğu'da tehdit altında gören ve abd'den sonra en modern donanımlara sahip olan israil bile bırakın erkekleri, kadınları dahi askere alıyor. çünkü nüfus az. yunanistan da keza... her ülke dünyada kendi durumunun gerektirdiği ve altında bulunduğu risk faktörüne göre orduya sahiptir. durumumuz, barış ve huzur ortamına sahip ve potansiyel tehlikelerden uzak kuzey avrupa ülkeleri gibi değildir. en efektif olanı asker gücünden ziyade silah ve gelişmiş teknolojiye sahip bir orduya sahip olmaktır. eskiye oranla daha iyi durumda olmakla beraber bu bakımdan halen kendimize yetmemekteyzdir.
bence askere gidenler yerine onları davul zurnayla havaya hoplatıp zıplatmak gerekir. bunu daha çok onlar hakeder. "en büyük redçi bizim redçi" diye naralar atılarak omuzda hoplatılır redçi. çünkü onlar bu ülke adına en büyük adımlardan birini atmaktadırlar. sözümona herkes askere gitmektedir amma bi sikim yapamamaktadır. bu redçi arkadaşlarımız da askere gitmeyerek türk insanına bazı haklarını sorgulatmaktadır en azından. zorunlu askerliği insan beyni nasıl anlayıp hazmediyor, tebrik ediyorum doğrusu...
bunun hak olarak tanınmasının tartışıldığı ülkelerde askerliğe alternatif olarak zorunlu hizmetler gelmektedir. "pekala madem anti-militaristsiniz o zaman falanca beldenin falanca mahallesinin ilkokulunda temizlik yapacak hademe olarak seni görevlendireceğiz" yahut da "hmmm sen mühendissin demek. o zaman seni belediye garajında bakım-onarım elemanı olarak alalım bi süre" denilebilmektedir ve denilebilecektir.
eh, kişi buna da olmaz diyorsa, vicdanı bununla da barışık değilse o zaman vatandaşlıkla ilgili bir sorunu var diye düşünülebilir.
savaşmanın, ortada ırak gibi işgal edilen veya vaktiyle türkiyenin oluşumunda olduğu gibi durumlar haricinde askerliği meslek olarak seçmiş kişilerin yapması gerektiğini kavrayamayanların karşı çıktığı olgu. ülkede terör vardır, doğrudur, ancak buna engel olacak bir askeri teşkilat vardır. ve bu askeri teşkilat eğer para verip bünyesinde bulundurduğu insanları değil de bilimum meslek sahibi, hayatında bambaşka yolları seçmiş insanları bu mücadelede kullanıyorsa dönüp bir sormalıdır ben napıyorum diye. hatta dünya bu konuda napıyor diye.
esasen askerliğin mecburi olma sebebi de bu insanları savaşa göndermek de değildir o ayrı konu, ama bunu yapmak istemeyenlere de nefretle bakmak ayıptır. bugün şu kesindir ki askerlik zorunlu olmasa da askere gitmek isteyecek çok sayıda insan olacaktır. bu sebeple yavaş yavaş profesyonel askerliğe geçmenin adımları atılmalıdır. zira isveç değil burası, militarist kökeni olan bir toplum. askere adam almıyoruz dense bile biz gidicez diyen bir sürü insan çıkar. gitmek istemeyenlerden de aldığın parayla maaşlı asker sayını çoğaltabilir ve şu anki sayısal gücünü pek tabii koruyabilir ayrıca ülke bütçesinin bu kadar büyük kısmına el koyma ihtiyacı hissetmeyebilirsin.
iran, 15 ingiliz askerini rehin aldığında, amerika ve ingiltere başta olmak üzere tüm dünya ayağa kalkıp sen ne yapıyorsun dedi.
italya'da seçimden sonra başa gelen başbakanın ilk işi, askerlerini ırak'tan çekmek oldu, bunu danimarka ve polonya da izledi.
amerika, vietnam'dan, 10.000 askeri öldüğü için geri çekildi.
yani, ister batı deyin, ister emperyalizm deyin yanılmış olursunuz, şu bizim haber bültenlerinde izlediğimiz "insan hayatı bu kadar ucuz mu?" sorusunun bizim ülkemizdeki cevabı evet, ama onlarda: hayır.
bizde evet, çünkü sadece askerliğe bakmamak gerekiyor:
türkiye'de, şubat ayından beri açılıp kapatılmayan çukurlara düşerek hayatını kaybeden çocuk sayısı: 8
14 nisan 2007'de, 5,5 metre enindeki karayolundan yan yana geçmek isteyen her biri 3,5 metre olan kamyon ile yolcu otobüsünün çarpışması sonucu hayatını kaybeden 37 ilköğretim öğrencisi var. 3,5 x 2 = 7 ve 7-5,5=1,5 metre. yani, devlet yolu 1,5 metre daha uzun yapamadığı için bu çocuklarımız öldü.
son 7 senede, sadece bayram tatillerinde toplamda 10.000'e yakın vatandaşımız trafik kazalarında can verdi.
cebindeki 40 ytl için, hatta sırf omuz attığı için, tinerciler ve gaspçılar tarafından öldürülen gençlerle,
futbol maçları, asker uğurlamaları, düğünler ve yılbaşlarında havaya açılan ateş sonucu öldürülen gençleri de saymak gerek.
şu örneklerden, bu ülkede ne kadar pisi pisine öldüğümüzü ya da başka bir değişle hayatımızın ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu anlatabilmişimdir umarım.
şimdi askerlik konusuna gelelim:
ben kendimi bildim bileli, türkiye'de bir terör sorunu var. ve 15 ingiliz askerinin kaçırıldığı hafta içerisinde, biz doğuda pkk terörüne 11 askerimizi şehit verdik, her biri 21 yaşındaydı. ingilizler'in askerleri hayattayken kopardıkları yaygara, bizim 11 askerimiz şehit düştüğünde, bizim devletimizce, bizim medyamızca, bizim ordumuzca kopartılmadı. son 20 yılda, pkk terörüne milyar dolarlar ve 30.000'den fazla insanımızı verdik. bu 30.000 insanın arkasında bıraktığı gözü yaşlı anaları, babaları, eşlerini, çocuklarını ve sevenlerini hiç saymıyorum. hele, ekmeğinden kesilerek alınan vergisi teröre giden ve buna rağmen yaşadığı geçim sıkıntısına gıkını çıkarmayan memurumun, işçimin heba olmuş ömründen, yazık olmuş hayallerinden hiç bahsetmedim farkettiyseniz.
ben vicdani retçi olarak görüyorum kendimi, isteyenler istediği küfürü de edebilirler. ama neden böyle görüyorum onu da söyliyim:
- ben komando birliğinde 3 saatlik uykuyla ve tahmini 8-10 kg.'lık silahla her gün yarı çıplak kilometrelerce koşarken, o itin imralı'da yediği önünde yemediği arkasında, kışın üşümeden, yazın terlemeden nefes aldığını, bir de avukatlarıyla dışarıya mesaj gönderip, leyla zana'yı başımıza musallat edeceğini bildiğim için vicdani retçiyim.
-ohal zamanında, aldığı mercedes'in taksitlerini ödeyebilmek için pkk ile anlaşma yapabilen ve yine ordu tarafından sır gibi saklanan nice yolsuzluğa karışmış komutan(!)lardan emir almak istemediğim için vicdani retçiyim.
-uyuşturucu ticareti yapan ve rüşvet olarak karakol komutanına pahalı hediyeler gönderdiği için evine, iş yerine baskın yapılmayan adamları değil de, 2 tane baklava çaldığı için 16 sene hapse mahkum olacak çocukları yakalamak istemediğim için vicdani retçiyim. (ki birisi trilyonları cebe atıp, bir gençliği zehirliyor hem de elini kolunu sallaya sallaya, diğer karnını doyurmaya çalışıyor utana utana)
-hayatımda bir güvercine sapanla taş atmamış, tuttuğu balık tavaya gelmeyecek kadar küçükse acıyıp denize atmış birisi olarak, kimseye yapmadığı bir şeyi kabul ettirmek için tokatla, tekmeyle, hortumla, zincirle vuramayacak birisi olduğum için vicdani retçiyim.
-komutanım özel tencereden tas kebabı yerken, taşlı ve kurtlu bulgur pilavı yiyip midemi kanatmak, bağırsaklarımı yırtmak bana adil gelmediği için vicdani retçiyim.
ben yukarıda yazdıklarımın hiçbirini kafamdan uydurmadım, hepsi vakti zamanında medyada yer bulmuş olaylardır. yine araştırmak isteyenler için: (bkz: mehmedin kitabı) (bkz: kan uykusu)
kısaca beyler, olay ne göt korkusu, ne 15 ay sevgilinin koynundan uzak kalma acısı, ne de cinsel tercih.
"askerliği yaptığınız yer önemli değil, komutanınızın nasıl bir insan olduğu önemli" lafını, askere gidip gelmiş hemen hemen herkesten duyarsınız. ayrıca, askerliğin çok güzel bir yer olduğunu da kimseden duymamış olmanıza şaşırmamanız gerekir. mesele şudur ki, vicdanı, askerliği reddeden birilerine vatan haini demeden önce, bu ülkenin bir karışına canını feda edecek vatan aşıklarına it muamelesi yapan komutanların, "askerlik yan gelip yatma yeri değildir" diyen politikacıların ne olduğunu bir düşünün.