belki ilginizi çeker
  1. · suçluluk duymak
  2. · çeken bilir
  3. · ağlatmak istemek
  4. · ölüm döşeğindeki sözlük yazarının son sözleri
  5. · yalanlar üzerine kurulmuş ilişkiler
  6. · eve alınan hayvanın ölmesi
  7. · cenabet gezmek
  8. · eski sevgiliyle yeniden çıkmaya başlamak
  9. · kırmak
  10. · çocukken hayvanlara yapılan işkenceler
gündem
  1. · yeşim salkım
  2. · gece yarısını geçtiği halde sözlükte dolaşan kız
  3. · 250 milyarlık cip kullanan türbanlı
  4. · kar yağarken hissedilen duygular
  5. · mutsuzluk veren küçük şeyler
  6. · 24 kasım 2009 barcelona inter maçı
  7. · ugg
  8. · azizler ve alimler
  9. · ünite dergisi

vicdan azabı  

 sayfa  / 2
  1. yapılması gereken bişeyi yapmayınca, yapılmaması gereken bişeyi yapınca, * yapılıp yapılmaması hakkında herhangi bi yaptırım türü bişey yokken ; yapılmışsa yapılmaması daha iyi olan veya yapılmaması sonrasında havada keşkelerin ahenkle uçuşmasına sebebiyet veren, insanı salak salak düşündürmekle kalmayıp eğer yapılan veya yapılmayan eylemde karşımızdaki yine bi insan veya değer verdiğimiz bi varlıksa bi de onun için düşündüren, etki süresinin kişeye , eyleme , çevre koşullarına bağlı olduğu, insana böyle midesinden boğazına kadar tüm yemek borusunu hissettiren, insanı yiyen , yemekle kalmayıp bitiren virüsümsü.
    (briseis, 09.04.2004 13:22 ~ 13:31)
  2. kişinin kendisi ya da kabullendiği ahlak yapısı(sistemi) ile çelişmesine sebebiyet veren bir olaya iştirak etmesi sonucu , vicdan denilen soyut gücün kendisine acı çektirmesi.

    (bkz. suçluluk duymak)
    (skuba, 12.07.2004 23:01 ~ 23:02)
  3. iyi insanlar da cehenneme gidiyolarsa eğer, bu kendilerini affedemedikleri içinmiş der bir filmde robin wiliams ki vicdan azabı dedikleri budur işte
    (mavi kedi, 12.07.2004 23:15)
  4. (gülümsün, 14.10.2005 15:38)
  5. sinsidir.derinden gider.bi yere kadar kenara atabilirsiniz.sonra bi çarpar pir çarpar.
    (böcek, 14.10.2005 19:02)
  6. (bkz: cehennem)
    (tenement funster, 14.10.2005 19:08)
  7. uyku nedir göstermeyen, kabus olan, manasızlığın eş anlamlısı sayılabilen, bulut olup yamurla yok olmak istenmesine neden olacak, uzaklaşmak, yanlız kalmak yada var olmamakla üstesinden gelinebilecek sanılan ama asla gelinemeyen melankolik, delice, yenilmesi gerekirken her geçengün daha da büyüyüyen acaip şey, bi tür kara delik tanımsız boşluk...
    (luccy in the sky with the diamonds, 25.08.2006 14:08)
  8. feci birşeydir. örneklemek gerekirse daha ancak 1 aylık olan kedi yavrularının viyaklamalarına dayanamayan ben gittim iki tane çaktım kediye. ama gel gör ki dayak yedikten sonra masum masum yüzüme bakan kediyi görünce dünyam yıkıldı, ülen keşke vurmasaydım dedim. şimdi içim içimi yiyor. gitsem özür dilesem kabul eder mi acaba.
    (troke, 20.03.2007 19:19 ~ 19:19)
  9. sekiz dokuz yaşlarındayken dedemin evinde yapılacak bişey bulamadım, o zamanlar ekranın kenarından açılıp kapanan kanal değiştirilen tv den vardı evde, bir tuşa basılınca diğeri basıksa dışarı çıkardı hani, aklımımı deniyordum napıyordum, tüm tuşlara aynı anda bassam nasıl çıkcak acaba diye geçti içimden, geçmez olaydı, öyle kalakaldı tuşlar, sessizce bir köşeye geçip olayları izledim, maç saati geldi televizyon yoklandı, maçın başını kaçırdığı için çıldıran kuzenlere sessiz sessiz gülündü, dışardan müdahaleler sonuş vermeyince tv nin arkası açılıp tuşlar eski haline getirildi, bu süre zarfında maçın yarısı oynandı, bu arada kim oynadı televizyonla diyerek fellik fellik suçlu aranıyor, korkudan 5 yaşındaki ufak kuzenimi gösterip "oynarken gördüm amca" demez olaydım, yüzünde şaklayan tokatla naptığını anlayamayan ufaklık ağlayamadı bile, şaşkın şaşkın etrafına baktı içine attı acısını, işte o anda koskoca bir taş oturuyor miğdeye....vicdan azabı.
    (leplebi, 19.04.2007 00:11)
  10. tatlı uykunun sonunu getiren, acı dolu, hadisedir. ondan kaçış yoktur, bulur sizi ve kan kusturur.
    (the girl with red hair, 19.04.2007 16:12)
  11. aylarca kabuslar görürsünüz. gece uyku yoktur yani. hele uyku dışındaki yaşamda da bir insanın yüzüne bakarken çekiyorsanız vicdan azabını işte o zaman çok büyük bir problem vardır. mesela her gün merdivenlerde karşılaştığınız komşunuza, elinde büyüdüğünüz insana, sık sık gidip geldiğiniz birilerine karşıysa bu suçluluk duygusu, tek yapmanız gereken şehri terketmek, o muazzam sahnelerden olabildiğince uzağa kaçmaktır. bu bile yetersizdir lakin azabı bir nebze de olsa dindirir.

    düşünün bir kere, 16 yıldır bitişik dairenizde oturan bir kadın var. elinde büyümüşsünüz. aynı zamanda ilkokul öğretmeniniz. iki tane çocuğu var sizden küçük yaştalar. o çocuklar da sizin annenizin elinde büyümüş. bu çocuklara her şeyi siz öğretmişsiniz, kardeşiniz gibi. onların abisisiniz kısmen. küfür etmeyi sizden öğrenmişler, siz beşiktaşlı olduğunuz için onlar da beşiktaşlı olmuşlar. başka bir çocukla kavga edince hemen sizin yanınıza koşmuşlar. sizin nüfus cüzdanınız birininkinden üç, diğerininkinden beş yıl eski sadece. anneleri okuldayken siz gözkulak olmuşsunuz onlara, bisiklete binmeyi, topa vurmayı, misket yuvarlamayı sizden öğrenmişler. doğduklarını hatırlıyorsunuz, o derece. anneleri ise sizin anneniz evde yokken hep sizle ilgilenmiş, bazı zaman gelmiş bu kadın okulda da öğretmeniniz olduğu için onunla daha fazla zaman geçirmişsiniz öz annenize nazaran.

    gel zaman git zaman sene 2003ün 11 temmuzuna gelmiş. kapınız çalınıyor. açıyorsunuz. bu kadın karşınızda. "ben çocukları alıp plaja gidiyorum arkadaşlarımın yanına, sen de gel işin yoksa, çocuklara yüzme öğretirsin, göz kulak olursun" diyor. hemen şortunuzu falan alıp çıkıyorsunuz apartmandan hepberaber. 10 dakka sonra malum arkadaşların plaj kenarındaki evindesiniz. sonra hepberaber plaja geçip çadırın önüne kuruluyorsunuz. sonra siz çocukları alıp yüzmeye gidiyorsunuz. anne tembihliyor, "dikkatli ol sana güveniyoruz" diye. biraz yüzdükten sonra, abisine göre daha hareketli ve maceraperest olan küçük kardeş sizden onu boynunuza alıp derinlere götürmenizi istiyor. sizde kabul edip ufaklığı alıyorsunuz boynunuza. derinlere doğru ilerlerken büyük çocuğa "dikkatli ol, buradan bir yere ayrılma, sakın ileri gelme" gibi temkinlerde bulunuyorsunuz. siz artık küçük çocukla beraber ilerlemişsiniz. su neredeyse omuzlarınıza geliyor. geri dönüp bakıyorsunuz diğer çocuk kenara yakın bir yerde, beline gelen su seviyesinde yüzmeye çalışıyor kendince. tabi yüzemiyor, sadece oynuyor. siz kendinizi kaptırıyorsunuz küçük çocuğa yüzme öğretme işlemine. 15-20 dakika hiç geri bakıp kontrol etmiyorsunuz büyük oğlanı. kafanızda dank ediyor bir şey. bakıyorsunuz görünmüyor. herhalde canı sıkılmıştır tek başına annesinin yanına gitmiştir diyorsunuz kendi kendinize. gidip kontrol etmemeye karar veriyorsunuz. hayatınızın en boktan kararı olacağını bilemiyorsunuz tabi o an. aradan zaman geçiyor siz kıyıya gelip çadırın yanına gidiyorsunuz. büyük çocuk yok. annesi soruyor: "kaan nerde?" siz cevaplıyorsunuz: "buradaya gelemdi mi?"... herkesi bir telaş kaplıyor. gidip plajın tuvaletlerine, soyunma odalarına bakıyorsunuz, kaan yok. annesi kendini kaybediyor. halk toplanıyor. hep beraber denizin içinde kaan'ı aramaya başlıyorsunuz. ama yok... düşünüyorsunuz o ara, kaan'ı suyun içinde bulsam üzülecek miyim, sevinecek miyim? belki dışarlarda bi yerlerdedir diye ümit ederken ayağınızın altına yumşak bir şey geliyor. çekip kaldırıyorsunuz kaan'ın cansız bedenini. bir canlıya son dokunan insan olmakla, bir cansıza ilk dokunan insan olmak arasındaki farkın ne olduğunu o an anlıyorsunuz. beline gelen yerde boğulmuş, bir anlamı yok, nasıl olur?

    cenazede herkes kendi arasında konuşurken gözlerini size dikiyor. işte karabalık, işte cenaze nakil arabası, işte onlarca otomobil, işte bayılanlar ayılanlar, işte tabut, işte imam, işte kefen, işte teneşir, işte hala ara ara burnundan kumlu deniz suyu gelen kaan, yani kardeşiniz... hepsiz sizin eseriniz. fırça sizin ellerinizdeyken çizildi bu tablo. ve şimdi tüm kalabalık parmağıyla sizi gösteriyor. sizin hatanız; mea culpa.

    aylarca uyku yok, aylarca musluktan akan sulara dokunmak yok, denizi televizyonda bile görmeye, adını duymaya tahammül edemiyorsunuz. kimse sizi suçlamıyor ama soğuk bir bedene dokunuş, annenin sesi, ambulansın sireni, gördüğünüz manzaralar ve anılar sizi yeterince suçluyor. düşünün bir kere tüm bunlar içinizi cehenneme çevirirken bu anne sizi her gördüğünde olayı yeniden yaşıyor hissine kapılıyor olacak ki bayılıyor. evine gidiyorsunuz bayılıyor, sizin eve gelince bayılıyor, sokakta rastlaşınca bayılıyor.... öz anneniz kadar yakın bir kadından kaçıyorsunuz. bunun adı vicdan azabı oluyor. ama kendinizden, yani beyninizden kaçamıyorsunuz gece gündüz. bunun bir adı yok. feci bir his, kurtuluşa imkan yok. 5 yıl geçse bile sözlüğe dökmek ve hala vicdanınızı azıcık olsa bile rahatlatmak umuduyla bu satırları yazıyorsunuz bir de. işte böyle bir şey vicdan azabı.
    (bayermuhen, 11.05.2008 00:37 ~ 00:40)
  12. çekilen ve duyulan bir şeydir. yenmez. yemeğe ya da içmeye çalışmayın.
    (iki nokta üst üste biri altta biri üstte, 20.05.2008 22:39)
  13. öncelikle 'vicdan' sahibi olmayı gerektirir. yoksa, insan görüntüsünde gezinen kimi canlıların bu durumu yaşaması ihtimal dahilinde bile değildir. kimi zaman aylarca, yıllarca içinizi oyar durur, bir de telafi şansınız kalmamışsa, ölün daha iyi.
    (just perfectt, 02.09.2008 12:46)
  14. (closer, 02.09.2008 12:47)
  15. yakar kavurur, resmen kıvrandırır. sizi hala seven birisini terk etmişsinizdir, istediği kadar buna o zorlamış olsun, istediği kadar sizi çok üzmüş olsun, istediğiniz kadar artık toparlanamıyor, artık sevemiyor olun, siz terk etmişsinizdir, vicdan azabını siz çekersiniz. duygusal bir şarkı dinlersiniz içiniz acır, o şarkıyı, size o söylüyormuş gibi gelir. tez zamanda kendisine birisini bulması için dua edersiniz, kendinize dua edeceğiniz yerde. önce bu vicdan azabından kurtulmalısınızdır çünkü. aşk acısıyla denktir resmen vicdan azabı.
    (tatalu, 17.09.2008 02:55)
  16. sinir bozucudur, engel olunmalıdır, şu an benim de içinde bulunduğum durumdur.

    (bkz: sözlüğe içini dökmek)
    (kimulanbendenönceludmilladiyekayıtolan, 07.10.2008 16:18)
  17. duyabilene ne mutlu
    (yalnızlık bir yangıdır, 07.10.2008 16:37)
  18. (özlemce, 07.10.2008 16:38)
  19. hayatı boyunca yüzü olmamış korkakların asla öğrenemeyeceği kavram.tez gebermelerini diliyorum..
    (papalak, 24.10.2008 09:04 ~ 25.10.2008 01:46)
  20. bir insanın sahip olabileceğı en berbat histir. pişmanlıktan bile beterdir, düşünün artık. ama tüm bunlara rağmen garip bir şekilde gereklidir de.
    (hippidihoppo, 24.10.2008 09:35)
  21. istenilmeden veya bilinçsizce yapılan kötü bir işten dolayı duyulan acı, üzüntü diye tanımlıyor yüce tdk.
    biz de tabi itaat ediyoruz.

    bir de bilinçli ve istenilerek yapılan kötü işler var ama değil mi? yok arkadaş, yüzündeki “asla yapmam öyle şey” ifadesini sil hemen. şeytanına yenik düşmediğini, meleklerle hemhal olduğunu anlatma bana.

    ya da belki de vardır içimizde üstün insanlar da ben inancımı yitirmişimdir..her neyse..

    özde içimize sinmeyen her şeyin mahkumiyetidir vicdan azabı. içindeki o ses durmadan sorar “neden” diye. işin kötüsü verecek bir cevap bulamazsın. bulamadıkça da kıvranırsın. azabı da buradan gelir zaten. boğazında düğümlenir bir şeyler aklına geldikçe.
    düşünmekten kaçmaya çalışırsın, uyursun, içersin, hayatın gailesine dalarsın, yüzüne gülücükler kondurursun… ama işte.. kendinden kaçışın bir yolu yok. bir gece, günün herhangi bir saatinde, bir “merhaba” ile, bir bardak çay içerken hazırlıksız bir şekilde yakalar vicdanın hakimi..

    azabın kurtuluşu? ben daha bulamadım..bulduğum an paylaşacağım sözlük..
    (peride, 18.01.2009 11:17)
  22. insanı duvardan alıp yere çarpan, yerden alıp tavana çarpan, tavandan alıp pencereden sallandıran sancı.
    (tatalu, 18.01.2009 11:22 ~ 11:49)
  23. vicdanın sızlayabilmesi olanağı, öncelikle kişi de vicdan denilen bir şeyin olması, akabinde bunun çorabın içerisinde günlerce unutulmuş beyaz peynir gibi kokuşmuş olmaması ve nihayetinde de sızıntılarından çok huzursuz olacak en azından kendine samimi bir benliğin mevcut olmasını gerektiren bir azaptır. formülasyonu budur.
    (girişyıkımtelaş, 18.01.2009 11:29 ~ 11:30)
  24. ömrüm yettiğince çekeceğim azaptır.
    art niyetsiz yapıldı belki, ama adı bencillikti yapılanın, yaşanılanın. kendi mutluluğun için, bir başkasının hayallerini , mutluluğunu, hatta yıllarca verdiği emeği yıkmak kötüydü. kötüydü deniliyor şimdi, o zaman ise iyi olduğunu düşünüyor insan yapılanın, ikimize de iyilik yapıyorum sanıyorsun, işte vicdanının azabı sonrasında başlıyor zaten.

    beni sen büyüttün ufaklık, ben tam 6 senemi borçluyum sana... herşeyiyle... elim ayağım oldun, öğrettin, gösterdin, mezun ettin, en önemlisi 6 sene beni sen yaşattın.

    sana olan tutkuyu aşk sanmıştım... değilmiş , bunun bencillik olduğunu anladığım an döndüm arkamı yürüdüm. sandım ki, en iyi çözüm bu... sandım ki ben acı çekmem. sen de bi zaman sonra unutursun. değilmiş , ben yine yanılmıştım... seneler geçti aradan, ne sen beni unuttun biliyorum, ne de ben sana olan borcumu...

    şimdi herkes hakettiği gibi yaşıyor, hakkettiğini veriyor hayat ona. sen mutlusun bi başkasıyla,değer veriyor ve alıyorsun...evliliğe gidiyorsun. bense yalnızım, senden sonra hep olduğu gibi... bencilliklerimle yaşamaya devam ediyorum.

    özür dilemek anlamsız, kabullenmenin faydası yok.. sen yoksun, senden geriye kalan koskoca bir yumru var boğazımda sadece. vicdan azabının getirdiği göz yaşları ve yalnızlığım...
    (keseli, 05.02.2009 11:38)
  25. (girişyıkımtelaş, 07.02.2009 13:43)
 sayfa  / 2

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil