"çalkarası'nın çok güzel rayihası vardır. çok güzel kokar. önce acımsı ve hafif ekşimsi bir tat salar, ondan sonra genize doğru bir buke yayılır. şarap içen daha doğrusu içmesini bilen her kişi bu tadı çok âlâ seçer."
ama hasan amcanın esas ünü, dünyada tadı benzersiz olan kendi üretimi vişne şarabından geliyor. vişne şarabını keşfedişi de tam ona yakışır vaziyette oluyor.
"bizim ahretlik, hatice yani, vişne suyu çıkarmış. şişelere doldurmuş bir güzel. sonra şişelerin ağzını hidrofilli pamukla tıkamış, pencerenin önüne dizmiş. bir zaman sonra da serin dursun diye toprak testiye aktarmış. bizim evde mevlit oluyor. hacılar, hocalar, konu komşu. tabaklarda kuru üzüm, bardaklarda vişne şurubu. ertesi gün dükkana hafız olan eniştem geldi. 'hasan sen dün bize ne içirttin yahu?' dedi. 'vişne şurubu, ağabey' dedim. 'yok hasan, ben bunu bir kere de gençliğimde içtiydim. yine kanım kaynadı. bu başka bir nane' dedi. koştum eve. testiyi bardağa yıktım. allah bu buz gibi şarap. meğer bizim hanımın suyu bekledikçe mayalanıp şarap olmuş."
hasan amca, damağındaki lezzeti aklına takar. tam on yıl uğraşır ve meşhur vişne şarabını son kıvamına getirir.
işte 1959'dan beri inatla ayakta duran ve sofralarımızı şenlendiren
küp şarapları'nın hikâyesi.