ilkokulda velilerin bir pazar günü isteksiz şekilde sığmadıkları sıralara oturmaları süretiyle öğretmenleri bekledikleri, öğretmenlerin sıraya göre her velinin önünde kendi çocukları hakkında ileri geri, yerli yersiz konuştukları toplantılardır.
lise döneminde, öğretmenlere birer sınıf ayırılır ve veliler kuyruklara girerlerdi.
"kerim bey, oğlunuz oruspu çocukluğu yapıyor sınıfta. arka tarafa geçmiş otuzbir çekiyor. öndeki arkadaşının sırtını döle buladı. yav dikkat edin oğlunuza, çoğaltırım." sözleriyle beni kopartan ses kaydının geçtiği yer.
liseden sonra sözlükte de sonumu hazırlamasına ramak kalmış olaydır.sözlükte yılın çaylağı adayı olmamı da sağlamıştır.söz konusu kayıt uzun zamandır ortalıkta dolaşan, oflu imamı da seslendiren elemanın marifetidir.
toplantı duyurusu için velimize vermemiz gereken kağıt, son güne kadar ceket cebinde muhafaza edildikten sonra toplantı günü sabahı babaya çaktırmadan anneye verilerek, sanki pek de önemli değilmiş izlenimi verecek açıklamalarla süslenir. 'anne sen gel, babamın gelmesine gerek yok' dense de son kararı baba verecektir. hele erkek babasıysa, oğlunun yediği naneleri dinlemek onun asli işidir zaten.
öğle saatlerine kadar süren neşeli öğrenci tripleri, öğleden sonra yerini toplantı stresine bırakır. paydos zili çalıp da bahçeye çıkıldığında anneyle karşılaşmak derin bir ohtur. durum; "olm annem gelmiş lan, yırttık" şeklinde şaşkın gözlerle bahçede velisini arayan kankaya özetlenir. fakat kanka oralı olmaz, zira can derdindedir.
babanın teşrif edip de seni yakalaması durumunda, bütün öğretmenlerle yüzleştirerek zeki olup da çalışmadığını, akşamları tekrar yapmadığını, devamsızlığın dev gamsızlık olduğunu sana zorla dinlettirecek, aralarda 'eve gidelim görürsün' bakışları ile seni taciz etmekten çekinmeyecektir. en mantıklı hareket, babaya yakalanmadan okuldan bir an önce sıvışmak ve eve gidip yorganın altına saklanarak uyuyor numarası yapmak olacaktır. baba eve gelip de 'nerde o şerefsiz' diye anneye sorduğunda yorgan içine iyice gömülüp sonunu beklemekten başka çare yoktur. annenin uyuduğunu beyan etmesinin ardından, odanın buzlu camında beliren baba silüeti salona yönelir. içerden yükselen gürültüler yataktan uzun bir süre çıkmaman gerektiğinin habercisidir. şikayetleri can kulağıyla dinler, dinciye ve fenciye lanetler yağdırırsın. ulan hiç mi iyi bir şey söylenmez be! ingilizceci? türkçeci? bak onlar iyiydi!
toplantının ertesi günü, seni veline şikayet edip kimlerin patron olduğunu gösteren öğretmenin huzuru yüzünden okunur. o günün akşamı eve gidilerek, gün içinde öğrenilenler seve seve tekrar edilir; "ah ulan fenci, sene sonu görürsün sen!"
gençliğimden yıllar çalan uygulamadır. acaba şu şu hoca, anneme dersten atıldığımı söyleyecek mi, babam aldığım 1'i öğrenir mi tarzında sorularla geçen pazar günlerinin sorumlusudur. bir başka baş belası için (bkz: ara karne)
kuzen velisi olarak bugün ilk defa dahil olduğum grup terapisi gibi bişey. ama tek benzeyen tarafları grup olması yoksa terapilik bir tarafı yok. kuzenimin ne kadar haylaz olduğunu, derslere çalışmadığını, annesinin babasının neden toplantılara gelmediğini dinleyip durdum ama bir ara canıma da tak etti. "ben de geçtim bu okuldan bu sıralardan hocaanım, benimde velim toplantılara gelmezdi, ben de ingilizceden çakardım, ben de haylazlık yapardım ama görünüzki iş okuldaki derslerle değil, aktarılanları gerekli yerlerde verimli kullanmakla oluyor" diye içimden geçirdim. geçirmekle de kaldım.
bütün anne babaların gittiği fakat çoğunun pek de haz etmediği olaydır. toplantıya giden velilerde iki tarz psikoloji vardır.
ilki çalışkan çocuğun annesi ya da babasının güleç psikolojisidir. bu veli toplantı sırasında "çocuğunuz çok akıllı çok zeki her dersi şöyle güzel böyle mükemmel" gibi sözler duyacağını bilerek yola çıkmıştır ve "inşallah en öne kimse oturmamıştır da ben kaparım" diye içinden geçirmektedir. notlar açıklanırken acaba nasıl bir gerinsem nasıl bir 180 derecelik dönüşler yapsam diye düşünür öylece yol hemen biter ve okula ulaşıp sırasına oturur. gelen velileri kesip kimine yüz buruşturur kimine selam verir.
ikinci velimizin psikolojisi ise yerlerdedir. haylaz çocuğunun yediği naneleri öğreneceğini bilen veli 2 hafta önceden strese girer hoca notları okurken nasıl büzülüp gizleneceğini planlar. onun okula yolculuğu bitmek bilmez sürekli bir tedirginlikle yoldaki lambaları plakaları sayar ayakları geri geri gider. "inşallah şişman biri olur da arkasına geçer pek görünmem" diye düşünür sınıfa girince en arka ve şişman birinin arkasını tercih eder en öne oturmuş sınıfın en çalışkanının velisine gıptayla bakar göz göze gelirler ve psikolojik ezilme yaşar. sonra notlar açıklanırken kafa gittikçe aşağı kayar hocaların şunu kırdı bunu kesti şunu dövdü laflarına gözler yerde kafa sallar "kulağını çekeceğim hocanım merak etmeyin" der. beden müzik gibi derslerin notları okunurken kafayı dik tutar o derslerden alınmış 4lere 5lere bir zafer edasıyla tepki verir benim oğlum benim kızım işte havası oluşturur. züğürt tesellisidir ama o kadarını hoş görmek gerekir.
sonra toplantı bitince veliler sınıfın çalışkan öğrencisinin annesinin etrafını sararlar "ay bizim çocukla tanışsın beraber çalışsınlar" "ay ne zeki çocuk hey maşallah" gibi laflar sarfederler bu arada da başarısız öğrenci velisi aradan sıyışıp son bir bakış atar kahraman veliye ve evin yolunu tutar. eğer erkek ise çocuğu nasıl pataklayacağını eğer kadınsa babanın çocuğu pataklamasını nasıl engelleyeceğini düşünür. evde kısa süreli kargaşa yaşanır sonra bir dahaki toplantı beklenir.
değişmeyen tek şey ise ilgisizlikten ya da zeki olmamasından dolayı hep ezilmiş mutsuz sürekli "o yapıyor sen nasıl yapamıyorsun" "bir daha sokak yok ders çalışacaksın" "eğer çalışmassan baban gibi sürünürsün" gibi laflara maruz kalan başarısız çocuktur. belki de o çocuğun çalışkan çocuk gibi hiç kendi odası olmamıştır, belki de hiç özel hocalar tutulup ders çalıştırılmamıştır, belki de hiçbir yaz tatile gidememiştir, belki de anne babasından para dışında hiç bir şey görememiştir. işte böyle kaybolur gider adı başarısız öğrenci kalır. hiç birzaman ince düşünülmez hep neticeye bakılır. sonra hayat bu döngüde sürer gider. veli toplantıları da bir yanda gösteri sahnesi diğer yanda ezik büzük duran velilerin hayal kırıklıklarıyla gereksizliğini yararsızlığını bas bas bağırır.
giden hiçbir velinin mutlu dönmediği olaydır... öyle ki, çocukları her derste başarılı bir öğrenci olsa öğretmenlerin "hiç sosyal değil" gibi, çok sosyal ve hafiften afacan bir öğrenci olsa "çok zeki ama kafayı bir türlü derse vermiyor" gibi, derslerde başarılı, sosyal ve afacan bir öğrenci olması durumunda da birçok öğretmen bu durumdan dolayı kafayı yediği için "ahh ahh o var ya ....." şeklinde başlayıp sonu bir şekilde yine toplantıdan mutsuz dönülecek bir yere dayandırılan sözcüklerle karşılaşılır...
öğretmenler açısından veli toplantıları sürekli çocuklarının zeki olduğunu vurgulamaya çalışan geveze bayanları susturma çabaları içinde geçen hadisedir.
her yıl belli bir dönem öğrencilerin karnına ağrılar sokan bir okul aktivitesidir. oysaki velilerle öğrencilerin görüştürülmesi esasına dayanan bu toplantılarda bir uygulama hatası var. o da haylaz öğrenciler için öğrencinin veliye şikâyet edilmesi ardından da veli tarafından disipline getirilmesini içeren bu uygulamanın işleyiş biçiminde saklı. öğretmenler bir öğrenciyi beğenmiyorlarsa eğer bunu öğrenciye söylemek onu uyarmak, karşısına alıp adam gibi konuşmak yerine direkt olarak bunu veliye söyleyerek ve bir çeşit cezalandırma şekli ortaya çıkartıyorlar. ancak öğrenci bu durumda bazen öğretmeni tarafından hiç uyarılmamış bile olabiliyor. öğretmenini kırdığının farkına varmamış bile olabiliyor. aşmış bir şekilde zıpır olsa bile uyarılmadan direk cezasını görmüş oluyor.
öğrencinin notları kötüyse eğer öğrenciye neden notların kötü diye sorulmuyor öğretmen tarafından. velisine çalışmıyor diye şikayet ediliyor. öğretmenler öğrencinin çalışmadığını öğrenciye değil veliye söylüyorlar. veli öcü olsun, veli öğrenciyi zorla çalıştırsın diye. güzellikle öğrenciyle konuşmuyorlar, veli toplantısını bekliyorlar; sorununun çözümsüzlüğü için.
benzer bir durum başarılı, uslu öğrenciler için de geçerli. öğrenci derslerini düzenli takip ediyor, ders çalışıyor diyelim; sonucunda ise veli toplantısı geldiğinde öğretmenleri velisine çocuğunuz çok iyi, çok başarılı, çok terbiyeli diyorlar. sonuçta veli kasılıyor, geriniyor, çok seviniyor, ama terbiyeli olan onlar değil ki başarılı olan veli değil ki. öğrenci başarılı ama tebrikleri aileler topluyor. bu tebrikleri bizzat duymak öğrencinin hakkı değil midir?
oysaki cezalandırılmadan önce öğrencileri uyarmak için, başarısının karşılığını kendisi alması için gereken veli toplantıları değil öğrenci toplantılarıdır. birçok sorun öğrenciyle öğretmeninin birebir konuşmasıyla çözülebileceği gibi öğrencinin öğretmeni tarafından yüz yüze tebrik edilmesi de bir başka mutluluktur. böylece öğretmenlerle öğrenciler arasındaki diyalog sorunu büyük oranda çözülür. denenmelidir, uygulanmalıdır. öğretmenler önce öğrencilerle görüştürülmelidir sonra velilerle.
her düşük not aldığımda "sınıftaki herkesin durumu böyle" yalanımın ortaya çıktığı durum. hele bir de veli notları güzel olan bir öğrencinin velisi ile de denk gelip konuşmularsa eve geldiğinde "-bak x'e. bik bik bik, -ama anne y'nin durumu benden daha kötü, -beni onlar ilgilendirmiyor. bik bik bik." şeklindeki diyalogların ardı arkası kesilmez.
bir de her öğretmenin hemen hemen herkes için söylediği bir söz vardır ki, o da "çocuğunuzda kapasite var ama çalışmıyor" klişesidir.
allah'a çok şükür üniversitede veli toplantısı yok ve karne vermiyorlar.
kendimi en değersiz hissettiğim günlere tekabül eden okulda yapılan toplatı türü.
değersiz,önemsiz ve ahmak hissederdim kendimi çünkü babam hiçbir toplantıma gelmezdi.iş yoğunluğu ya da sevgi azlığı falan da değildi sanırım.ben okulda adını tüm öğretmenlerin bildiği zeki bir öğrenci değildim çünkü.tıpkı kendi kendine yeten bir tarım ülkesi olan türkiye gibi kendi kendine uğraşan bir öğrenciydim fazlam yoktu.almanyanın başkentini ,camın hammaddesinin kum olduğunu ,bebeklerin ilk 6 aya kadar anne sütüyle beslenmesi gerektiğini bilmek önemli değildi babamın ve öğretmenlerin gözünde.matematikte başarılı değildim hala da matematiğim 3 işlemden ibarettir(bölmede hep takılırım)evet ben başarılı değildim çünkü matematikten çok anlamıyordum.sınıftaki çoğu millet veli toplantısı günlerine yakın sıkıntılı bir telaş yaşarken ben alabildiğine rahattım ama mutlu değildim.bana kendini toparla,hüsniyeyle gezmeyeceksin,çok çalışmalısın diyen bir anne baba sorumluluğundan uzak yaşamak hala daha acıtır içimi.