arka sıra müdavimlerine büyük hasar veren tehlikeli buluşma.
toplantı duyurusu için velimize vermemiz gereken kağıt, son güne kadar ceket cebinde muhafaza edildikten sonra toplantı günü sabahı babaya çaktırmadan anneye verilerek, sanki pek de önemli değilmiş izlenimi verecek açıklamalarla süslenir. 'anne sen gel, babamın gelmesine gerek yok' dense de son kararı baba verecektir. hele
erkek babasıysa, oğlunun yediği naneleri dinlemek onun asli işidir zaten.
öğle saatlerine kadar süren neşeli öğrenci tripleri, öğleden sonra yerini toplantı stresine bırakır. paydos zili çalıp da bahçeye çıkıldığında anneyle karşılaşmak derin bir ohtur. durum; "olm annem gelmiş lan, yırttık" şeklinde şaşkın gözlerle bahçede velisini arayan kankaya özetlenir. fakat
kanka oralı olmaz, zira can derdindedir.
babanın teşrif edip de seni yakalaması durumunda, bütün öğretmenlerle yüzleştirerek zeki olup da çalışmadığını, akşamları tekrar yapmadığını, devamsızlığın dev gamsızlık olduğunu sana zorla dinlettirecek, aralarda 'eve gidelim görürsün' bakışları ile seni taciz etmekten çekinmeyecektir. en mantıklı hareket, babaya yakalanmadan okuldan bir an önce sıvışmak ve eve gidip yorganın altına saklanarak
uyuyor numarası yapmak olacaktır. baba eve gelip de 'nerde o şerefsiz' diye anneye sorduğunda yorgan içine iyice gömülüp sonunu beklemekten başka çare yoktur. annenin uyuduğunu beyan etmesinin ardından, odanın buzlu camında beliren baba silüeti salona yönelir. içerden yükselen gürültüler yataktan uzun bir süre çıkmaman gerektiğinin habercisidir. şikayetleri can kulağıyla dinler,
dinciye ve
fenciye lanetler yağdırırsın. ulan hiç mi iyi bir şey söylenmez be! ingilizceci? türkçeci? bak onlar iyiydi!
toplantının ertesi günü, seni veline şikayet edip kimlerin patron olduğunu gösteren öğretmenin huzuru yüzünden okunur. o günün akşamı eve gidilerek, gün içinde öğrenilenler
seve seve tekrar edilir; "ah ulan fenci, sene sonu görürsün sen!"