itüye ilk geldiğimde ilk fizik dersinde hocaya söylediğim cümle..
beni pek sallamamıştır o da ayrı konu (gülücük)
(bkz: eğitimin yabancı dille verilmesi)
bir sınav kağıdında geçen soru cümlesinde 'dizaynladığınız' kelimesini gördüğünüzde aklınızdan geçen cümle.olayın sonrası ise soru cevaplandıktan sonra kağıdın altına not düşmek suretiyle protestoya sahne olmuştur.sınavın sonucu halen belli değildir.
event olmak ve benzeri ifadelerde kullanılması iyi hoş da türkçe karşılığı olmayan kelimelerde kullanılması hıyarlık olan bir cümledir. zira bu sözlükte kimse kelime icad edebilecek bilgi ve özelleşmeye sahip değildir şahsi kanaatimce...
mesela adamın teki gastro molecular atomic bogartaniuuum gibi bir kelime buluyorsa bu kelimeyi gastıro moleküler atomik bogartanivyum diye türkçeye çevirdiğini zanneden ve akabinde mutlu olan adam hıyarlık etmiş olur zira böyle bir davranış türkçe'ye fayda bir yana zarar verir, bahis konusu durumda yabancı kelimeyi tırnak içinde kullanmak, kıçından kelime türeterek türkçe'yi cadı kazanına çevirmekten çok daha faydalı bir tercih olacaktır.
ayrıca kullandığı kelime sayısı otuzu geçmeyen bir neslin yabancı kelimelerin dilimize yaptıklarına karşı duyduğu hassatiyeti türkçeyi etkin konuşmaya da duyması farzdır, ki dili güzel ve etkin konuşmak çok daha önemlidir...
birbirini anlamayan insanların torunlarıyız çoğumuz. elli çeşit dil ve aksanın kullanıldığı bir ülkeyken türkçeyle anlaşır hale geldik. bunca zaman sonra tekrar ayrıştırmak isteyenlere söylenecek en güzel söz. 'vatandaş türkçe konuş... çünkü ben kırmançice, zazaca, mohtice, abazaca, tabasaranca, kabasaranca, pomakça, arnavutça anlamıyorum...' olmalı.
belli bir süredir yabancı dilde eğitim görmekte olan veya uzun süredir yurt dışında yaşayan kimseler eğer ki bu 'araya ingilizce , arapça , flemenkçe vs. kelimeler sıkışırma'yı konuşma sırasında gerçekleştiriyosa hoş görülür. belki de ifade etmeye çalıştığı kelime veya ibarenin tam türkçe karşılığı yoktur da o sebepten ingilizcesini , arapçasını kullanıyordur (konuşurken veya yazarken) ; bu da hoş görülür. hatta ve hatta türkçe karşılığı olan ve de yaygın bir şekilde günlük hayatta kullanılan bir kelimenin 'konuşma sırasında' yabancı dildeki karşılığının tercih edilmesi de hoş görülebilir ; sekiz yıldır ingilizce eğitim görüyordur , altı yıldır avustralya'da yaşıyordur , alışkanlıktır , bir anda ağzından çıkıvemiştir vs. vs. amaç kendini ifade etmek değil midir ? karşındakinin seni anlayabilmesini sağlamak değil midir ? iki saat düşünüp türkçe'sini bulmak zordur ve de o kadar gerekli değildir 'eğer ki' karşıdaki insan seni anlayabiliyorsa. ve bu söylediklerim sadece o grup insanlar için geçerlidir , kendilerini o grup insan sananlar veya öyle göstermeye çalışan türkçe katilleri için değil.
fakat ; adam doğduğundan beri vatanından dışarıya adımını atmamış , yabancı dilde eğitim denen şeyle iç içe olalı daha birkaç yıl olmuş (ki bu birkaç yılda öğrendiği yabancı dilin , doğduğundan beri konuştuğunu hesaba kattığımız güzel türkçe'mizin üzerinde baskın olamayacak kadar kısa bir sürede olduğunu varsayıyoruz) , hatta belki de oraya buraya sıkıştırdığı yabancı kelimeleri ordan burdan yani kendisi gibi oraya buraya sıkıştıranlardan duymuş ve de öğrenmiş ; sırf 'bakın lan ben ingilizce biliyom , sizden farklıyım ben' uğruna bu basitliğin içine düşmüş ise kesinlikle hoş görülmez , gözlerde değeri düşer , o da artık herkes gibidir(en azından benim gözümde)..
bir de klişe var , 'o zaman bütün yabancı kelimeleri ayıklayalım da öztürkçe elli altmış tane kelimeyle konuşalım'.. ben öyle demiyorum ki güzel kardeşim , o senin dediğin ayıklanacak kelimeler sonuçta tdk sözlüğünde var , onlar yabancı kelimelerin birebir hali değil , onlar en azından birkaç harf değişikliğe uğramış , dilimize uygun hale getirilmiş ve öyle yerleşmiş , onlar artık türkçe , onlar sadece yabancı kökenli , bu yabancı kökenli dediğimiz kelimeler de sadece bizde yok , ne biliyim ingilzce kelimelerin çoğu böyle , keza almanca'da da öyle. ama ben hiçbir yeni zelanda'lının tutup 'ı did my ödev' dediğini sanmıyorum. ama büyük çoğunluğumuz 'assignment'ımı yaptım' diyebiliyor , demiyor muyuz ?
yani uzun lafın kısası ;
'sosyal' kelimesi dilimize fransızca mı işte ne biliyim yabancı bir dilden girmiş her neyse. ama sonuçta değişikliğe uğramış ve o artık türkçe , sen tutup sosyal demek varken social der yahut yazarsan git..
piyasaya sürülmek varken neden release olmak ?
tamam demek varken neden okay ?
hem sayko ne lan ?
kendimize zarar veriyoruz başka kimseye değil.. unutmayalım dil canlı bir varlık , belli mi olur belki de onu incittiğimizin farkına varır da küser bize , işte o gün yok olduğumuz gündür.
buradan bülent ersoya yaptığım çağrıdır. kendisi türk televizyonlarının nadide bir yarışma programında jüri üyesi olduğu son zamanlarda anlamadığım dilde pek çok sözcük kullanmakta ve türkçe konuşan insanları çileden çıkarmaktadır. özellikle fevkaladenin fevkinde tamlamasıyla ilgili sorunları yaşamaktayım. özellikle yarışmanın bir haftasında kullandığı fevkalade hakaretamiz lisan tamlaması beni dumur diyarlarında gezim gezim gezdirmiştir. sevgili bülent bey ablamızı türkçe konuşmaya çağırıyorum.