muhtar çiğdem nalbantoğlu, beyoğlu'nda üzerini arayan polislere 'neden' diye sorunca başına gelmeyen iş kalmadı
17/08/2006
demet bilge ergün
istanbul - beyoğlu'nda kimlik kontrolü ve üst araması yapan polise
'nedenini' soran çiğdem nalbantoğlu, darp edildiğini ve ağır hakaretlere uğradığını ileri sürdü.
mor çatı kadın sığınağı kurucularından olan gümüşsuyu mahalle muhtarı nalbantoğlu, 11 ağustos gecesi arkadaşlarıyla beyoğlu'nda bir barda eğlendikten sonra saat 23.30 sıralarında, bir arkadaşıyla sadri alışık sokağı'na geldi. burada 'gece uygulaması' yapan polis, nalbantoğlu ve arkadaşını kimlik kontrolü için durdurdu. nalbantoğlu yaşadıklarını şöyle anlattı:
'küfürlü konuşuyorlardı'
"iki kadın polis kimliğimi istedi ve çantamı aradı. çantamda telefon numaralarının olduğu ajandamı görüp içine baktılar. eski emniyet müdürü ve bazı polislerin telefonları vardı. 'bu numaralar niye sende' diye sorunca muhtar olduğumu söyledim.
ben de 'neden uygulama yaptıklarını' sordum. yeni emniyet müdürünün bölgeyi travesti ve fahişelerden temizlemek istediğini söylediler. küfürlü konuşuyorlardı. çok şaşırdım. 'siz de kadınsınız' dedim.
beni itmeye başladılar. çevredeki erkek polislere 'şunun gbt'sine bakın' dediler. 'buna hakkınız yok, ben suçlu biri değilim. gbt sorunlu olsa muhtar olamam' dedim. etrafımı erkek polisler sardı ve ağır küfürler ediyorlardı, ayağıma, göğsüme, sırtıma vuruyorlardı. şikâyetçi olacağımı söyledim. yakındaki taksim polis merkezi'ne yönelince uzaklaştırmaya çalıştılar. zorlukla kendimi karakola attım."
darp raporu aldı, şikâyet etti
polis merkezinde emniyet müdürü olduğunu düşündüğü bir kişi tarafından hakaretlerin devam ettiğini ileri süren nalbantoğlu, "darp tespiti için hastaneye götürüldüm. ellerim arkadan kelepçeli, önce taksim ilkyardım sonra da cerrahpaşa hastanesi'ne gittik. sabaha karşı karakola tekrar döndük. 'görevli memura fiili mukavemet, hakaret ve alkollü olarak rezalet çıkarmak' suçlarından 50 ytl ceza kestiler. hayatımda kendimi hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştim" diye konuştu.
nalbantoğlu, avukatı aracılığıyla beyoğlu savcılığı'na suç duyurusunda bulundu. beyoğlu adli tabipliği'nden dün verilen raporda, nalbantoğlu'nun belinde, el bileğinin iç kısmında, sol üst kolun iç kısmında ekimozlar ve sol ayak bileğinin arka kısmında hassasiyet olduğu belirtildi.
arama yasal mı?
beyoğlu kaymakamı kamil başar, tutanaklarda nalbantoğlu'nun alkollü olduğunu ve polislere hakaret ettiğinin yazılı olduğunu söyledi. başar, "olay çiğdem hanımın söylediği gibiyse üzücü. şikâyet olmadan harekete geçemeyiz" dedi.
beyoğlu emniyet müdürlüğü yetkilileri de iddiaları yalanlayarak muhtar nalbant-oğlu'nun olay gecesi alkollü olduğunu ve görevli memurlara hakaret ettiğini ileri sürdü. yetkililer, o gece üst arama için kaymakamlıktan izin belgesi aldıklarını söyledi. polis vazife ve selahiyetleri kanunu'na göre polisin kendini tanıtarak kimlik sorma yetkisi var. ceza muhakemesi kanunu'na göreyse arama için hâkim, savcılık ya da mülki amirin yazılı emri şart. polisin bu emri de aradığı kişiye göstermesi ve nedenlerini açıklaması gerekiyor.
haksız yere vuruyorsa orospu çocuğudur. polis olup kendini bi bok sanıp, oraya buraya lüzumsuzca saldıran, kuduzvari arkadaşlar türkiye'nin yüz karalarıdır. türkiye'nin imajını zedelemekten yargılanmalıdırlar. zira bu tür haberler avrupa basının da geniş yankı buluyor.
bir ülkede ülke güvenliğini sağlamakla yükümlü insanların vatandaşın (en azından benim) gözünde asayişi sağlıyorlar onlar burada olduğu için rahatız seviyesinden rüşvet alıyorlar zevk için adam dövüyorlar kokuşmuşlar seviyesine inip sonra biz mağduruz halk bize kötü bakıyor diye serzeniş etmesi boşunadır. halk her defasında neden orduyu bağrına basıyor diye sorası geliyor insanın bunu söyleyenlere.
seneler evvel gorbaçov odtü'ye geldiğinde protesto eden öğrencileri dağıtan polisler geldi birden aklıma. o zaman kampüse nasıl girmişlerdi hatırlamıyorum lakin bölümlerin ordan başlayan koşturmalar yurtlar bölgesine kadar gelmiş, o sırada olaydan bihaber çimenlerde oturmuş gitar çalıp sarkılar söyleyen, piknik yapan öğrenciler de polisin öfkeli hareketlerinden nasibini almış (göz var nizam var, adamların eyleme katılmadığı gayet açık), hatta bu elim olay öğretim görevlilerini bile içine alıp devam etmişti. (şu diyaloğun da geçtiği rivayet edilir... xx: bana ne vuruyorsun, ben hocayım polis: burda herkes hoca!) tüm bunlar olurken kampüs jandarmasının, öğrencileri, polisin sert tavırlarından korumaya çalışması gözleri yaşartmıştı. hani bahsetmiş ya arkadaşlar halkın orduyu bağrına bastığından, bu basit örnek bile göstermiyor mu vatandaşın askere olan güveninin neden daha fazla olduğunu.
bu tip haberler yapılırken kullanılan dile çok dikkat etmemiz gerekiyor bence. "polisten sert müdahale", "polisin yanıtı sert oldu" tipinden olayları polisin sanki bu tip bir müdahale hakkı varmış gibi sunup "galatasaray idmanında kemik sesleri", "futbol sahalarında görmek istemediğimiz manzaralar" tipinde basitleştirilip, içi boşaltılmış, eleştirmek de isteyen ama dozunu kaçırmamaya azami gayret göstermek için parmak ucuna basarak yürür gibi yapan haberlemecilik anlayışını sorgulamadıkça bu görüntülere aşinalığımız ömür boyu sürecektir. hürriyet o polisi ifşa ederek hiçbir şey yapmıyor aslında çünkü biz dün akşam haberlerde bu polislerden binlercesini gördük. o polislerin coplarını kendilerine bariz bir tehdit olmadıkça kullanmalarına hakları yok, yakalayıp gözaltına aldığı birine zevk olsun, arkadaşları da içlerini boşaltsın diye onlara 'bir cop da sen vur be abi noolcak' diye sunmasına hakları yok, yerde yatan birinin kafasını tekmelemeye hakları yok. ne yapmak lazım bilmiyorum, bas bas bağıralım mı? onların ancak tutup gözaltına almaya hakları var, yakalayıp etkisiz hale getirdiğine tek bir fiske vuramaz. ama ne olacak? hiçbirşey olmayacak, dayak yiyen yediğiyle kalacak, sinirden ağlayacak, dayak atan da attığıyla kalacak, ertesi gün arkadaşlarıyla dövdükleri solcuların hesaplarını yapacaklar, önlerinde posta gazetesi, ellerinde çay bardaklarıyla.
hayır, ben olayları tüm polis teşkilatına ve tek tek tüm polislere mal ediyorum. ve hayır polis teşkilatı bunları tek tek içinden ayıklayamaz, çünkü o zaman kalmazlar. olay o kadar basit olsaydı, o polislerin amirleri dün o 17000 polisin en az 10000'i kızağa çeker, ya da kameralar önünde en azından onlara karşı amirlerinden birkaç uyarı görürdük. polisin ayıklanacak temizlenecek bir yeri kalmamıştır artık gözümde. keşke yanılsam ama öyle.
sıradan, görevini yapan, evine ekmek götürmek için çalışan polistir. aç mı kalsın? milyonlarca işsizler ordusuna mı katılsın? çok üzülüyorum polislere. görevini yapsa bir türlü, yapmasa başka türlü. zaten stresli bir meslek. bir de yasadışı örgütlerin hedefi durumundalar. zor iş bu ülkede polis olmak. görev verilmiştir, emir almıştır; dağıtın göstericileri denmiştir. o da görevini yapmaktadır. vurduğu insanın vatandaş olduğunu gösterecek bir aparatı olsa takar hata yapmazdı, ama nereden bilsin vatandaşın gösterici olmadığını?
göstericiler vatandaş değildir. bu ülkeyi karıştırmak isteyen vandallardır. devletin her türlü hizmetinden yararlanırlar. sonra da sokaklara çıkıp ortalığı karıştırırlar. ogün samast bir vatandaştır ama. resim çektirebilirsiniz onunla türkiye cumhuriyeti bayrağı önünde. allaattin çakıcı hem vatandaştır hem de ağabey. ona saygı sonsuzdur. abdullah çatlı sadece vatandaş değildi, şerefliydi aynı zamanda. her türlü kolaylık sağlanırdı yeşil pasaport vs. hangi renk isterse.
göstericiler vatandaş değildir. faşizme karşı omuz omuza diyen, dövülesi insanlardır. faşizme karşı olmak ayıptır, günahtır. yaşasın tam bağımsız türkiye diyenler, kahrolsun emperyalizm diyenler dövülmelidir. globalleşen dünyada ne demek emperyalizme hayır? bakın diktatör saddam'ı nasıl al aşağı edip demokrasiyi inşaa ettiler ırak'a. kördür bu sıradan vatandaş olmayan göstericiler.
göstericiler vatandaş değildir. dövülmelidir, gözaltına alınmalıdır, işkence edilmelidir. devlet binlerce yılık kutsallık zırhına bürünmüşken devletin polisine taş atılır mı? direnilir mi? barikat kurulur mu? devlet bu. çok kutsal. yıkılamaz, ulaşılamaz, hesap sorulamaz. ister gözaltında kaybeder, ister beslemez asar. kutsal, çok kutsaldır devlet. öyle böyle değil.
göstericiler vatandaş değildir. vatandaş dediğin cumhuriyet mitingine katılır. burnu bile kanamaz. polisimiz niye onlara saldırmıyor? onlar gibi sahip çıksanıza cumhuriyete. laik/anti-laik kamplaşma yarattık bakın sizler için; böyle işlerle uğraşmayasınız diye. gidin oraya, haftada bir organize ediliyor, atın stresinizi, bağırın çağırın. kimse bir şey demez size. yok eğer laik/antilaik diye bir kamplaşma yapaydır,rant kavgasıdır, ben bu yapay kamplaşmada yer almam, temel çelişkimiz çarpık kapitazlizm ve emperyalizm diyorsanız dayak yersiniz. polis oligarşinin ve emperyalizmin bekçisidir. parasız adam gereksiz adamdır. hem parasız hem gösterici ise dayaklıktır.
göstericiler vatandaş değildir. vatandaş izin verilen yerde, 1 mayıs ve benzeri eğlencelerini yapar. türk-iş'i kurduk sizler için. oraya üye olur vatandaş dediğin. arada bir satar sizi patrona ama zaten amaç da bu değil midir birazcık. işçi partisi bile var. çok güzel. solcu mu solcu. bak ne güzel coşkulu coşkulu kutladılar bayramlarını. keşke şu kızıl bayraktaki sarı yıldızı da bir kaldırsalar. çok şeker olacak. mavi zemin üstüne flu olarak abdullah öcalan ve doğu perinçek tokalaşırken olan resim, üzerine komünizme hayır yazılı bir bayrak. hoş durur. kızıl bayrak komünizmi çağrıştırıyor olmaz. mavi abd'yi simgeler, daha şık. ama işçi partililer de yanlış slogan attı. "gözaltındaki arkadaşlarımız serbest bırakılsın" göstericiden arkadaş olur mu? polis aldıysa bir bildiği vardır. size bayrak sallamak düşer.
bu göstericilere göre 1 mayıs bayram falan değildir. hesap sorma günüdür. peh. öldürdü işte devlet 36 insanı. bin operasyondan biri işte bu. devlete hesap sorulur mu? kutsal bir şey devlet. devletin öldürme ve dövme özgürlüğü var. olsun o kadar da canım. koca devleti ayakta tutmak kolay mı? isyancılar falan...
cumhuriyet mitingine katılan milyonlardan korkmadım. yerde saçlarından tutulup yerlerde sürünerek gözaltına alınan kızın insanlık onuru işkenceyi yenecek sloganından çok korktum. korkunun ecele faydası var. daha sıkı güvenlik önlemleri alırız. gerekirse her 1 mayıs'ta sokağa çıkma yasağı ilan ederiz. ne olcak sanki?
disk midir nedir bu sendikanın bir başkanı var. taksim artık 1 mayıs meydanıdır dedi. içim acıdı. yok bunlar dayaktan, gözaltılardan falan pes etmez. seneye yine taksim'e girmeye çalışırlar. ta ki, özgür, bağımsız, demokratik bir ülke elde edilene kadar. ta ki öldürülen 36 insanın hesabı sorulana kadar.
bir insan evladı bunu nasıl yapabilir anlayamıyorum. geçen zaman hiç mi birşeyleri değiştirmez. yıllar önce ankara da öğretmen ve memurların coplanması gelir aklıma hep bu ve benzeri görüntüleri görünce.. o zaman necdet menzir di yanlış hatırlamıyorsam dönemin emniyet müdürü ve şöyle diyordu panzerlerin arasından öğretmenlere kameraların önünde, (aranızda delikanlı, cesareti olan varsa öne çıksın, görsün noluyo) kaç yıl oldu. hiç mi birşeyler değişmez, hiç birşey mi iyiye gitmez ??? kolu, bacağı kırılan öğretmenler, memurlar, işçiler. 3-5 kuruş zam için eylem yapmak zorunda kalan insanlar. iyi bağarın da çok zam alalım diyeni de var bunların, ankara dan zam isteyeceğine git anandan .... iste diyeni de var. ne diyelim bilmiyorum, bilemiyorum ki...
vali, cafede oturan adama tokat atan polis için şöyle der:
"bu görüntüde polisin hareketi yanlıştır. ancak bütün polis terör estirdi, yaklaşımı doğru değil. bu arkadaşın yaptığı yanlıştır. ancak bunlar artık polis teşkilatı içinde azınlıktadır. bu polisin bulunması için idari soruşturma başlatacağım"
artık buna akıl ve mantık sınırları içinde verecek bir cevap bulamıyorum ve "durduk yerde, olmayan azınlık yaratarak sevr'i hortlatmaya çalışma, bu millet yemez. sen o polise bi ihtar cezası ver kafi" diyerek saçmalıyorum
örneğin; beşiktaş'ta yaşanan olaylar tamamen rezalettir. vapurdan inen insanlara bodoslamaya dalmak ap açık cahilliktir, önyargılı düşüncenin bir sonucudur. kafede oturan adamın "neden gaz bombası atıyorsunuz? rahatsız oluyorum." sorusuna karşılık tokat atmak zaten zayıflıktır, kendini bilmezliktir. bu polisin yapması gereken vatandaşı yatıştıracak biçimde davranmaktı ama işte dediğim gibi "cahil". "köpek" ya da "terörist" değil (!)
bunu yanında gazi mahallesi'ne, okmeydanı'na, ümraniye'ye, taksim'deki belli gruplara (hepsine değil) döndüğümüzde, buralarda yapılanlar tamamen art niyetli hareketlerdir. havaya ateş açanlar, barikat kuran polise taş sopa yağdıranlar ve yasadışı örgüt bayrakları açanlar olmuştur. işte bu bahsettiğim kesimin kafasını yarmak caizdir.
şerefsizin önde gidenidir. götüne armut kaçacısa! şaka yapmıyorum çünkü böyle dengesizler yüzünden bütün bir polis teşkilatı yıllardır karalanıyor.
yanındaki arkadaşı olsam gözaltına alırım böyle şerefsizleri. üzerine bir de mesleği, sahip olduğu hakları kötüye kullandığı için davacı olurum. ama olmuyor, olamıyor...
polislerin yüz karası olan polistir ama sadece bir tek polistir. binlerce polis vardır ve bu sadece o binlercenin içerisinde bir tanesidir.