nüfus memuru olmasından feci bir şekilde kıllanıyorum arkadaş. sanırsam kolay kolay kimseye güvenmiyor ve inanmıyor. gece gece beni sorguya çekmiştir. kütüğümü istemesinden korktum şerefsizim. hala inanmıyorsan ne diyim always james hetfield, i fuck you dave mustaine. metallica good megadeth tırt. oldumu lan? inandın mı şimdi?
soğuk kış güneşi gibin hem yakan hem üşüten gaydırı gubbak badim. ne bileyim azıcık acı kahve gibi bazen de çekilmez oluyor çok sildim bunu ben ama bana mısın demedi elde kaldı.. severim.
takip ettiğim yazar, soslu, uzun uzun, pembe pembe* yazıyor, eğer araksa allah'ından bulsun. bir de orta yuvarlagin rakip yari alana bakan dilimi ve apartman ablası var ama ayrı ayrı aynı övgüyü yazmak manasız. repleri buraya bıraktım toplayıverin. eski ekşici** bunlar bir de. artiz yani. vay.
tanım yapmaya mecal bırakmayan yazar kanka.. ortayuvarlağın gönderdiği kontörlerle beni de aramasını istediğim yazar. gerçi aramasa da olur msn diye birşey var canım..
yarım aklımı nerede kullanacağım konusunda bana ışık tutmuş, "allah gibi hatun" kavramını tam anlamıyla karşılayan ve dolduran nadide yaratık. insan demeye dilim varmıyor. zira kendisine hakaret etmek istemiyorum. özenilecek bir şahsiyet. "abartma lan" diyorsunuz büyük ihtimalle. hak ediyor lan! var mı ötesi!
şimdi dağılabilirsiniz.
ilk fırsatta şahsıma bol köpüklü soğuk biralar ısmarlayacak yazardır. umarım bir oturuşta 10 bira içmeden kalkmayan bir bünyeye sahip olduğumu hesaba katmıştır.
gezmediği sözlük kalmamış kişi. ekşisözlük'te aratınca anarşiste yönleniyor. bana kalırsa tam tersi. hayattaki en büyük ikilemini muhtemelen megadeth ile metallica arasında tercih yapmaya çalışırken yaşıyordur. erkek gibi yazsa da; metaforları, sıradışı eş örüntülemeleri ustaca kullansa da, sözlük alemlerinde esip coşsa da, yaptığım psikanalitik gözlemlerde dayanarak kendisinin hala bir yerlerde oyuncak bebekler, pembe yastıklar filan sakladığını düşünüyorum. hatta ken'e aşık bile olabilir.
hazır doğumgünü iken ve duygulanma katsayılarım da amerikan filmvari bir kırmızı alarm seviyesine ulaşmışken deyip bu cümleyi bitiremeyeceğimi hissederken falan filan, of.
hani bazı şeyler zaten olmadan önce de olmuştur, amfi ile gitar sinerjisi içindedir, tek mesela ikisinin bir araya gelmesidir. olay o aslında.
devedikeni tarlasında komşuluk yapmak da diyebilirim buna.
ama en kısa ve net bir şekilde özetlemek gerekirse:
iki hafta önce güvercinler havadayken zobarakları güberttin mi gübertmedin mi? eğer gübertmediğini iddia ediyorsan komidin çekmecendeki sürpülmüş pırpıntıları nasıl açıklayacaksın? bütün bunlar zobarakların serpülme vasıtasıyla gübertildiği anlamına gelmez mi?
ekrem tanyolaç'ın da daha önceden belirttiği gibi vesveseli gerçekler asla uzun süre saklanamazlar. ali kamber ve epigon tayfasıyla bir süredir yürüttüğün gizli kapaklı işlerin gerçek amacı nedir açıkla. bunu açıklayamıyorsan ortalıkta sevüreklerin en yılmaz bekçisi gibi dolaşmaya yüzün kalmaz, tutarsız duruma düşersin.
not: beklediğimdem daha az duygusal oldu ama naapalım. yazmış bulundum bir kere.
sözlükteki özgün mizah odaklarından biri.* pek anlayamıyorum ama çok gülüyorum. öyle olunca da aptal aptal gülmüş oluyorum. iç veya dış mihrakların oyunu olabilir.
pembe şemsiyesi ve metallicacı gençlik kostümüyle karşıma çıkınca irkildiydim. bir de "seni sevmiyorum, takip etmiyorum pek" dediydi, açık sözlülük marifetmiş gibi. ben de onu takip etmiyordum allahtan. altta kalmadım.
sonra yazılarını inceledik pengül'le. işimize yarar gibi geldi, uzun, akıcı, esprili ve iğneleyici yazıyordu. teklif götürmeye karar verdik. örgütümüzün üyesi ol dedik. ön plana çıkmayacak, lojistik destek verecekti. gerektiğinde lazanya ve kabak dolması yapacaktı. anlaşmayı konuşmak için postmodern kartal heykeli'nde buluştuk. şöyle bir yürüyelim yürürken konuşuruz falan derken kendimizi taksim'de bulmuşuz. biralar eşliğinde prensipte anlaşmayı yaptık. bucalı yeni yetme üniversite öğrencilerine sanatsal resimler kakalayıp örgüte mali destek sağlayabileceğimizi de o gün fark ettik. örgüt için hayırlı bir gündü.
uzun süre düzenli görüşmelerimiz devam etti. o sıralar pengül aranıyordu ve yurt dışına çıkmak zorundaydı. türkiye'deki işleri çekip çevirme görevini bize devretti. sorumluluğumuz artmıştı. yine de vandal'ın ön plana çıkmasını istemiyorduk. bir süre gizlenmesine karar verdik. iki dakika boş bırakmaya gelmedi, hemen bir işler pişirmiş. durumu pengül'e ilettim. sert çıktı. gerekirse vurun diye emir geldi. vandal korkmuş olacak, fazla direnmedi. yeniden örgütte aktif rol almaya başladı. sevindik hepimiz, mutlu olduk. o da olmuş gibi. olmadıysa da olsun.
çilek operasyonu çerçevesinde çaylak edilmiş bir başka yazar (bkz: recai pengül/@2322589). cin ali zirvesi'nin ardından diğer cin aliler ile ilişkisi gündeme gelmişti. şimdi de, zirvenin üzerinden daha bir hafta geçmeden, çaylak edildi. pekiyi sözlüğün en önemli yazarlarına karşı yapılan bu yıldırma operasyonları daha ne kadar sürecek? yazarlar sözlüğün gittiği yere daha ne kadar seyirci kalacaklar? aklın ve mantığın savunucusu olan yazarların tasfiyesi tamamlandığında, bilsinler ki adalet aramak için çok geç olacak.
bestenigâr ziya sokaktaki şino kahvesinde ılık bir bahar günü oturup laflaşırken tavla oynayalım diye ısrar eden, güzel gönlü istedi diye kabul edince de sonunda "yendim yahu, bilmem de halbüse" diye ortalığı velveleye veren bir dostumuzdur. naçiz tavla kabiliyetimi imtihan etmiş, neticesinde dehâsıyla beni mağlup etmiştir. aksini söyleyecek değiliz.
ne var ki; evvelsi görüşmemizdeki atari eğlencesinde "super mario" namlı oyunu kaç kere oynadığını, kaç kere nam-ı diğer muslukçu maryo'yu rahmete kavuşturduğunu ve bendenizin bir kerede muhteremi hangi seviyelere taşıdığımı da cümle âlemin bilgisine sunmasını ricâ ederim. hanımefendiciğimizin yüksek ahlâkı bunu gerektirir.
bir ingiliz beyefendisinin dediği gibi: "deal with it."