latince bir karakter. formülleri simgelemek için kullanılan fakat bir çok formülde farklı eylemleri karşılayan bu yüzden de öğrencilerin kafasını karıştıran türkçenin 27. harfi.
filmde (bkz: v for vendetta) kendini evey'e tanıtmak için kurduğu süslü cümlelerde dahi imzasını taşıyan öte karizma bir karakterdir..nitekim şöyle dile getirmiştir;
"voilà! in view, a humble vaudevillian veteran, cast vicariously as both victim and villain by the vicissitudes of fate. this visage, no mere veneer of vanity, is it vestige of the vox populi, now vacant, vanished, as the once vital voice of the verisimilitude now venerates what they once vilified. however, this valorous visitation of a by-gone vexation, stands vivified, and has vowed to vanquish these venal and virulent vermin vanguarding vice and vouchsafing the violently vicious and voracious violation of volition. the only verdict is vengeance; a vendetta, held as a votive, not in vain, for the value and veracity of such shall one day vindicate the vigilant and the virtuous. verily, this vichyssoise of verbiage veers most verbose vis-à-vis an introduction, and so it is my very good honor to meet you and you may call me v.."
tam bu sahneden sonra natalie portman'ın şaşırmış bir şekilde "siz deli misiniz?" demesi çok tatlı..dikkatinizi çekerim..
orta çağ fransasında hırsızları cezalandırmak için sırtlarına kızgın demirle yapılan işaret.
"hırsız" fransızcada "voleur" olduğundan sözcüğün ilk harfi olan "v" damgası vurulurdu suçlulara.
(bkz: midem bulandı)
v for vendetta'nın esas karakteri. herşeyden önemlisi londra'daki devrimin hazırlayıcısı ve hatta yaratıcısı. ayrıca çok estetik dövüşen kibar bir beyefendi. onu dövüşürken izleyince aklıma niyeyse drizzt do'urden geldi.
monte cristo kontu filmini izlerken, aynı anda elinde kılıcıyla dövüştüğü sahnede evey e yakalandığı sıradaki utanması ve çocuksuluğu, evey için süper kahraman modunu kapatıp, önüne önlük bağlayarak ona kahvaltı hazırlayıp, çay servisi yapmasındaki inceliği, her sorusunun başına "would you...?" koyacak kadar nazik ve beyefendi olması, prothero yu ben öldürdüm diyecek kadar dürüst olması, devrim yapacağı gecenin akşamında evey e "benimle dans eder misin(iz)? diyecek kadar duygusal olması, öldüreceği insanlara infazın hemen öncesinde laflarını dolandırmadan içinde kalanları ve intikamını çok açık, net ve de insanın icine evlat acısı gibi oturtacak şekilde söylemesiyle iyi bir konuşmacı olması malesef hayal ürünü bir erkeğin özellikleridir.. darth vader dan sonra aşık olunacak karakterdir.
her insanın hayatında bir v vardır. v, olabileceklerin en güzelidir, konuştuğunda nefes almadan dinler, bazen de susup ona bakmayı tercih edersiniz. o ulaşılmazdır ve ulaşılmazlığının mesafesi her zaman bir nezaket barındırır. yol ortasında bırakıp gidebilir (çizgiromanı* okuyanlar bunu çok daha iyi anlayacaklardır) ve sizi bir şekilde yanına geri alışı da aynı şekilde tantanalı ve -tabii ki- sizin için çok büyük, hayat değiştirecek kadar güzel olacaktır, kuşkusuz. bu sebepten, ona asla kızamaz, sözlerini hata bulacak kadar didikleyici dinlemezsiniz, o haklıdır, haklılığını konuşturmak için her zaman orada olacaktır ve v, asla zamansız gitmez.
bir gün hepimiz kendi v'mizi bulabilecek miyiz acaba?..
aslında birçok kişi için birisi olsa da benim için tek olan kişi. yüzüne baktığım zaman gülümsememe neden olan, sesini duyduğum zaman mutlu olmamı sağlayanım. elini tuttuğum zaman bütün kötülüklerden uzaklaştığımı hissettiğim, kelimeler ile ifade ederken zorlandığım ancak anlatmaya çalıştığımda bir kitap dolusu şey söyleyebileceğim kişi.
yanından ayrıldığımın birinci dakikasında özlediğim, yanındayken zaman kavramını bana unutturan, hayatım boyunca binlerce kez söylediğim "keşke" kelimesini bana unuttup, "iyi ki" dememe sebep olan bir kişi.
üzüntümü kendi üzüntüsü gibi gören, sevincimi ise benimle birlikte sonuna kadar yaşayan, benim kendimden başka bir ben'in varlığına inandıran bir insan. her zaman arkamda olacağını bildiğim, beni benden çok düşündüğünü düşündüğüm kişidir.
gecenin bir yarısı herhangi bir neden belirtmeden sığınabileceğim tek insan, "seni seviyorum" dediğimde alacağım cevabı önceden tahmin edebileceğim birisi. gözlerimin içerisine baktığında ne söyleyeceğimi, ne düşündüğümü anlayabilen birisi.
aslında o sadece birisi değil, birisi değil. herkes için birisi olabilir ama benim için değil...
seni seviyorum dediğimde, "ben de seni seviyorum" derken yüzündeki samimiyeti hayatım boyunca unutamayacağım tek kişi.
insan bir düşü sevebilir mi diye sorduğunda ne söyleyeceğimi bilen kişi, tekrar söylüyorum ve birbirimizi bu denli sevdiğimiz sürece söylece hep söyleyeceğim...
-evet, insan bir düşü sever, belki de en çok bir düşü sever ama sen benim için düş değil, gerçeğin ta kendisisin. düşler insanların hayal gücünde canlandırdıkları sanal şeylerdir, sen ise benim gerçeğimsin, tek gerçeğimsin...
seni seviyorum, hem de tahmin ettiğinden çok daha fazla...
insanlar kimi zaman gerçekler ile hayalleri birbirinden ayıramaz.
öyle zamanlar olur ki, yaşadığının gerçek mi rüya mı olduğunu bilemez, öyle mutlu hisseder ki kendisini gerçek olamayacağını düşünür, kendi kendine çelişkiye düşer, içi içini yer gerçektende bu gerçek mi diye, gerçekler bu kadar güzel olabilir mi diye. bunun esas nedeni hayatı boyunca belki de bu kadar mutlu olmadığındandır, kimse bilemez bunu, kendisi de dahil.
zaman artık onun için önemi olmayan bir olgudur. onunla birlikteyken unuttuğu, pek de umrunda olmadığı bir şeydir. onun için artık önemli olan tek şey vardır, tek şey, gerçek.
benim gerçeğim olduğun için, bana zaman kavramını unutturduğun, geçirdiğim her saniyeyi mutlu kıldığın için, hayatıma apansızın girdiğin için, yüzümü gülümsettiğin, moral kaynağım olduğun için bazen sana "seni seviyorum" demek benim için yeterli olmuyor.
bana bu kadar güzel şeyleri yaşatan bir insana sadece bu iki kelimeyi - seni seviyorum- söylemek bazen o kadar kuru ve sığ geliyor ki. daha güzellerine layık olduğunu biliyorum, daha önce kimsenin söylemediği, kimsenin bilmediği şeyler söylemek isterdim sana, ama bulamıyorum. bildiğim tek şey var ki;
dert ortağı, arkadaş canlısı, acayip bir şey. uzun zamandır kendisini tanımam ve birçok şeyi paylaşmamız esnasında bana kendini sevdirmiş bir okadar da kendimi sevdirmeme izin vermiştir. hiç çalmayan telefonumu pervasızca çalmasını sağlayan ve beni sevindirik yapan güzel insan. konuşunca insanı dertten kederden ve de kirden arındırıyor. sanki rahibe gibi vaftiz edercesine konuşuyor yaramaz.
yıllar boyu, hatta ömür boyu arkadaşlığımız böyle sürecek ise şimdiden söylüyorum iki paket sigarayı sakladığın yerden çıkar lütfen. *
aslında herşey çok basitti önceden. belirli bir yaşam tarzım, belirli bir hayata bakış açım vardı, herkes gibiydim veya ben öyle hissediyordum belki de. ta ki o güne kadar. o gün, birçok insan için 14 mart idi, benim için de 14 mart idi başlarda. sonra onu gördüm, ama o beni görmedi. sadece onu gördüm...
onu gördüm, iyi ki gördüm, iyi ki 14 mart günü onu gördüm.
onu sevdim, iyi ki sevdim, iyi ki 14 mart günü onu sevdim...
bazen öyle anlar olur ki karşındakine birşeyler anlatmaya çalışırsın, aslında söyleyecek o kadar çok şeyin vardır ki bir konuşmaya başlasan saatler boyunca anlatabilirsin söylemek istediklerini. ancak bu anlarda kimi insanların dili düğümlenir, konuşamazlar, karşısındakine sadece içten bir tebessüm eder. aslında bu tebessüm tüm söylemek istediklerini anlatır belki de. bunu sen anlarsın, o da anlar. en güzeli de bu olur.
sözler, kelimeler, cümleler anlamını yitirir o zaman, sadece bir tebessüm kalır insanın yüzünde. kısa ve son derece içten bir tebessüm. zaten insanın hayatı boyunca unutamayacağı nadir şeylerden birisidir tebessüm, unutamaz ki, unutmak istese de unutamaz.
unutmak da istemez aslında bakılırsa, o an için birçok şeyden vazgeçebilir kişi, hayal ettiği birçok şeyden. ben de vazgeçerim, aşık olan, gerçekten de seven herkes vazgeçer. ben vazgeçtim herşeyden o an. herşeyden vazgeçtim senin için. iyi ki vazgeçmişim.
benim tek vazgeçilmezim olduğun için sana söylemek istediğim o kadar çok şey var ki. ama söyleyemiyorum, sadece tebessüm ediyorum.
yüzümdeki tebessümün sebebi olduğun için teşekkür ederim...