kayseride bulunan 66 tane kafkas kökenli köyü içinde bulunduran verimsiz topraklara sahip, geçiminin çoğunu hayvancılık ve atçılıktan sağlayan coğrafi bir bölgedir.
kayseri'den malatya'ya giderken yanlış hatırlamıyorsam pınarbaşı'ndan sonra başlayan enteresan bir yer. daha düzü konya tarafında varmış ama oralara gitmediğimden ötürü, burası gördüğüm en dümdüz yol sıfatına sahip. kışın çok fena kar yapar. bu yolu geçtikten sonraysa ziyarettepe geçidi diye bir yere çıkılır ki, bildiğin yediğin buz pateni halini aldığını görmüştüm. 2 cm dişli kar zincirleri var, kış vakti onlarsız çıkmamak lazım.
her yaz düzenli yaptığımız malatya-antalya ziyaretlerimizin tehlikleli noktalarından biri. yazın ortasında sileceklerin sigortasını attıracak hızda yağmur yağdığını bilirim burada. keza yağmur tanelerinin büyüklüğü ve düşme hızı dolu hissi vermekteydi...
coğrafi anlamda tanımlayacak olursak, sivas- kayseri- malatya şehirleri arasında kalan, oldukça yüksek ve düzlük, kışları çok sert geçen, yazın az biraz ısınabilen, bitki örtüsü çeşitliliği açısından fakir bir alandır, diyebiliriz.
kültürel manaya gelince: 21 mayıs 1864 büyük çerkes sürgünü ile osmanlı topraklarına gönderilen çok sayıda kabardey* ve abaza bu bölgede yaşamaktadır. uzunyayla adı çerkeslikle özdeşleşmiş, bu bölgede, türkiye geneline hiç benzemeyen bir alt kültür olarak çerkes kültürü yerleşmiş ve yaygınlaşmıştır. bölgede bir buçuk adet de çeçen köyü mevcuttur (buçuk olanın diğer yarısı kabardey'dir.). (adige boylarından biri olan hatıquey'ler uzunyaylalı değildirler ama uzunyayla'ya komşudurlar.).
bu bölgede yaşayan kabardeyler buraya kuzey kafkasya'nın baksan vadisinden, abazalar da karaçay- çerkes bölgesinden sürgün edilmişlerdir; uzunyayla abazası, aşkaruwa adı verilen abazalardandır.
sanıldığının aksine uzunyayla'da çerkes dışında başka bir milletten kimse yaşamamaktadır. yani bölge sınırları içindeki altmışı aşkın köyün tamamı çerkes köyüdür.
sürgünden sonra çerkesler'e yönelik makro ve mikro ölçeklerde uygulanan iskan politikası doğrultusunda uzunyayla'ya çerkesler yerleştirilince avşarlar pınarbaşı merkezine toplanmışlar ve yaylaklarını ellerinden aldığı için kendilerine kızgın oldukları çerkesler'den uzak kalmayı tercih etmişlerdir. tabi çerkesler de avşarlar'a çok sıcak davranmamışlardır, bu da bir gerçek. velhasılı, aslında özünde avşarlar'a ait olan uzunyayla, son 144 yıldır çerkesler'in iskanındadır. @2685830
iklimi serttir. kışları yaman geçer. yazın gündüzleri sıcaktır ama geceleri yine serin, hatta kimi zaman soğuktur. bitki örtüsü de çok zengin değildir. bozkır bitkileri yetişir en fazla. papatya, en güzel, ve hatta tek güzel çiçeği, bitkisidir ve papatya, işte bu sebeple uzunyaylalı'nın gönlünün çiçeğidir.
ekonomisine gelince; uzunyayla insanı daha çok atçılık ve hayvancılıkla ilgilenmiş, verimsiz topraklarla fazla cebelleşmemeye, emeğini ziyan etmemek için, gayret göstermiştir. uzun yıllar boyunca türk ordusunun at ihtiyacının uzunyayla tarafından karşılandığı bilinmektedir. ama günümüzde maalesef at yetiştiriciliği nerdeyse bitmiş, bir iki at çiftliği* dışında bu işi yürüten kimse kalmamıştır. tabi bazı aileler kendi çaplarında baba- ata yadigarı atlarını ellerinden çıkarmamaya gayret göstermektedirler ama bu bireysel çaba, bir, bilemediniz iki atın sabah dışarı çıkarılıp akşam ahıra alınması, arada bir de eğitim gerekçesiyle atın bir kaç tur koşturulması faaliyetinin ötesine geçemez.
köyleri son zamanlarda dışarı çok fazla göç vermektedir. gerek ekonomik sıkıntılar, gerek yeni neslin eğitim ihtiyacı ve köylerin şehir merkezine olan uzaklığı, uzunyayla insanını evini, köyünü terkedip dışarı gitmeye zorlamış ve köyler bu sebeple boşalmıştır. boşalan köylere de özellikle malatya'dan gelen alevi aileler, kürtler ve avşarlar, türkmenler yerleşmeye başlamışlardır ki bu sebeple uzunyayla'da eskiden çerkes köyü olan ama şu anda çerkesler'in ikametinde bulunmayan bir kaç köy de mevcuttur.
eğitim ihtiyacı nedeniyle köylerin boşalmasından bahsettik. gerçekten uzunyayla insanı ne kadar şehir merkezine uzak ve içine kapanık bir halde yaşıyorsa da, kendinden beklenmeyecek kadar ileri görüşlüdür ve eğitime son derece önem verir. imkanı olan köyünü terkedip şehre yerleşir, imkanı olmayan da çocuğunu yurtlara, yatılı okullara, o da olmadı akraba yanlarına vererek okumalarını sağlar. ama her durumda çekilen sıkıntıların ucu bucağı yoktur.
uzunyayla kurak ve verimsiz bir alandır. çok fazla ağacı, çok verimli geniş toprakları yoktur. orda yaşayan insanını ihya etmemiştir hiç bir zaman. ama vatanından ayrılmak zorunda kalan çerkesler'in sığındıkları limanları, tabir yerindeyse yeni vatanları olmuştur ve işte bu sebeple hep sevilmiş, hep özlenmiştir. bu sebeple uzunyayla salt bir bölge adı da değildir birçokları için. orası kimi zaman çerkesliğin, kimi zaman kardeşliğin, dostluğun kalesi olmuş, işte bu yüzden de hep özlenmiş, hep sevgiyle yadedilmiştir. orda yaşananlar hatrına, orda kalanlar hatrına, orya geri dönüş hep bir boçtur giden için.
uzunyayla çerkesliğin kalesidir. orya "küçük kafkasya" diyen de vardır bu sebeple. kültür*, dil yaşatılabilmiştir orda. bunun açık nedeni aslında dışa kapalılık, başka kültürlerle iletişimin az olması filan değildir. uzunyayla'nın büyük kısmı kabardey'dir ve kabardeyler çerkes aristokrasi geleneği* gereği, aile ilişkilerini çok sıkı tutan adige boylarından biridirler. anavatan kuzey kafkasya'dan ayrılırken kabardeyler, dağınık halde gelmemişler, köy köy, sülale sülale vatanı terketmişler ve burya gelince de aynı nizam içinde yerleşmişlerdir. bu sebeple de toplumsal ilişkileri kopukluğa uğramamış ve xabze ve dil de korunabilmiştir. keza, kabardeyler'le çok yakın benzerlik içinde bulunan abazalar da bu kendini koruyabilmişlik içinde yadsınamaz katkıya sahiptirler.
bu adla istanbul esenler/ dörtyol'da, istanbul caddesi'ndeki esenler kaymkamlığı binası alt katında faaliyet göstermekte olan bir de kuzey kafkas kültür derneği vardır.
derneğin başkanı uzunyayla kırpınar (sasıqhable) köyünden xheymaşşe orhan özmen'dir.
dernek, adı her ne kadar uzunyayla olsa da, sadece uzunyaylalılar için değil tüm kuzey kafkasyalılar için hizmet vermektedir. nitekim derneğe devamlı gidip gelenler arasında uzunyaylalı olmayan çok sayıda kişi de vardır.
dernek binası esenler kaymakamlığı'nın alt katındadır. oldukça geniş bir konferans salonu, ekip çalışmaları ve düğün organizasyonları için kullanılan geniş salonu, biri gençler diğeri yaşlılar için hazırlanan (çerkesler'de gençlerle yaşlılar bir arada bulundukları zaman gençler bir çok davranışlarını kısıtlamak zorunda kalırlar; bu sebeple çerkesler'de genç- yaşlı ayrımına dayanan değişik bir "haremlik- selamlık" uygulaması vardır) iki ayrı lokali, ingilizce, türkçe, anadili, akordeon kursları için kullanılan iki ayrı sınıfı, bir kütüphanesi ve malzeme odalarının yanında üç tane de idare odası mevcuttur.
dernek, önceleri her ay düzenlenen halıve gecelerini, artık yılda bir kez, mayıs ayında, sezon sonu etkinliği olacak şekilde düzenlemektedir. bu gecede ekip ve tiyatro gösterilerine yer verilmekte, çerkes halk şarkıları dinlenmekte, kurslarda yıl boyunca öğrenilenler sergilenmekte, insanların tanışması ve bir arada olması sağlanarak kültür muhafaza edilmeye çalışılmaktadır. derneğin bu gecelerine bazı çerkes kökenli ünlüler de katılmışlardır. ediz hun, sinan albayrak, engin yüksel bunlardan bir kaçıdır.
yine dernek, ramazanlar'da muhtaç kişilere erzak dağıtılmasına vesile olmakta, aynı şekilde kurban bayramları'nda dileyen kurbanını dernekte kestirebilmekte ve ihtiyacı olanlara dernek vesilesiyle ulaştırabilmektedir.
derneğin tüm çalışmaları tamamen gönüllü gençlerce organize edilmektedir. dernekte maaşlı çalışan iki elemanın işlerinin dışında kalan tüm işler gönüllü çerkes gençleri'nce yürütülmektedir. bu durum aslında tüm diğer çerkes dernekleri için böyledir.
çocukluğumun en önemli kısmının geçtiği, yeşilliği, suyu, fazla bir albenisi olmasa da kendini, dostluğu ve güzel insanlarıyla, başka yerlere benzemeyen kültürüyle sevdiren vazgeçilmezim. kendisinden ayrı kaldığımda özlemini duyduğum nadir yerlerden biri.
tam adres isterseniz, kayseri/ pınarbaşı ilçesine altmış kilometre uzaklıkta kalan, sivas- malatya ve kayseri'nin kesişim yerinde bulunan, düz ve ağaçsız, yüksek platodur. çerkesler'in sürgünden sonra yerleştirildiği yerdir.
çerkesler 21 mayıs 1864 sürgünü ile türkiye topraklarına gelip yerleşmeden evvel konar göçer avşarlarca yaylak olarak kullanılan plato idi. tabi buranın yerleşik halde bulunan sakinleri de vardı; ermeniler. hala bir çok çerkes köyünde çerkesleşmiş halde yaşamını sürdüren bu ermenilerin büyük çoğunluğu malum tehcir zamanı uzunyayla'yı terkedip gittiler. geride ise bir çok mezar bıraktılar. bu mezarlar o kadar çok ki, herhangi bir yerde öylesine çömelin, kazara bir tanesinin yamacında bulursunuz kendinizi.
bir de rivayet var uzunyayla'da. diyorlar ki bu ermeniler tehcire gönderilmeden evvel, tüm mal varlıklarını altına, gümüşe vesaireye çevirmişler, geri dönme umudunu da içlerinde taşıyarak bu servetlerini uzunyayla arazisine rastgele defnetmişler. ve hatta kimi bazı aileler bu defineleri bulmuş ve zenginleşmişler. tabi tamamen efsane bunlar. ama inananlar da yok değil bu efsaneye. bu inananlardan bir çoğu da eline define aramada kullanılan cihazları alıp uzunyayla topraklarında geziniyor durmadan. yani uzunyaylalı yerli halk çoktan gülüp geçmeyi öğrenmiş bunlara da, artık dışarıdan birileri gelmeye başladığı için dikkatleri bu yöne çekmek amacıyla söylüyorum: yok efendim uzunyayla'da define filan. olsa yıllardır o bölgeyi karış karış kazan, eken, biçen ahaliden biri bulur zengin olurdu. hoş, ben bizim köylü sezai amca'dan biraz işkillenmiyor da değilim ya hani.. *
hani büyükler bu efsaneye inanmayı bıraktılar çoktan ama çocuklar inanmaya devam ediyorlar buna. kardeşim anlatır, küçükken bize türlü yalanlar söyleyip bisikletleriyle dağa bayıra giderlermiş. zaten oralarda bir yerlerde alet edevatları da mevcut olurmuş. o aletler, kürektir kazmadır filan, onları alır sağı solu kazarlarmış define aramak için. bir ara da "ermeni mezarlarından define çıkıyor" diye duymuşlar. bir de bu mezarlara dadanmışlar. ama tabi müslüman ve hristiyanların ölü defnetme yöntemlerine dair geniş bilgi sahibi olma dışında elbette bir şey bulamamışlar. her bir tarafı kazdıklarıyla kalmışlar. hayır ben de diyorum, sözkonusu hristiyanlık olunca kardeşim "onlar ölülerini ayağı güneye gelecek şekilde sırtüstü yatırırlar. başlarının altında da yastık gibi olacak şekilde topraktan bir yükselti bırakırlar.." filan diye teferruatlı bilgiler veriyor da, bunları nerden öğreniyor..
neyse, konu dağılmasın, velhasılı uzunyayla, türlü efsanelere de kaptırılmış 1900 küsur rakımlı bir yüksek diyardır.
son zamanlarda hasreti iyice artan memleketim, toprağım. ayazını bile özledim. nereye giderseniz gidin, ne kadar şaşalı olursa olsun o yer, isterseniz çok mutlu olun o yerde hiç önemli değil.. doğdunuz, çocukluğunuzun geçtiği çorak, soğuk memleketin yerini tutmuyor hiçbir yer...