uzaylılar yok ki? olsalar da gelemezler. çok saçma.
yine de bu saçmalığı anlamazlıktan gelip tartışmaya katılayım.
recai pengül'ün
anarkokomünizm terimiyle ifade ettiği şeyin aslında
mülksüzler kitabında bahsedilen türden bir anarşi olduğunu anladım özel konuşmalarımızdan. elimizde, pengül'ün kendi deyimiyle, "taş atmasını bilmeyen bir milyon pasifist hımbıl" var. sorunun zorluğu da buradan geliyor: bu pasifist hımbıllar bir tehlike karşısında yönetim hiyerarşisine sahip olmadan nasıl birleşirler?
bu hipotez altında cevap açık: birleşemezler; ezilir giderler. ama zaten
le guin'in iddiası yıkılmaz bir anarşi değil, sürekli yeniden doğan bir anarşiydi. dolayısıyla bir hımbıl (bir anarşist) zaten kaderinin bilincinde olmalı ve yine de şunu umut etmeli: uzaylılar bizi kendilerine köle etseler bile bir gün anarşi yeniden doğacak. uzaylılar ve insanlar olarak üretim kaynakları özgür bırakıp, huzur içinde hımbıllık edeceğiz! argümanın zekice kısmı, bunu bir uzaylıyla beraber yaptığını hayal etmenin, bir yunanla yaptığını hayal etmekten daha zor olmasında yatıyor.