enfes güzellikte bir
kara kitap bölümü.
boğaz ın suları çekildiği zaman ile yarışır. hatta gözümde birincidir bile. okurken o uyku ile uyanıklık halinizin nasıl birebir tasvirlendiğine şaşıracaksınız.
"rüyalarımız bir ikinci hayattır"
yatağınıza girdiniz. tanıdığınız eşyalar arasında kendi kokunuz ve anılarınızla dolu çarşaflar,
battaniyeler arasına yerleştiniz, başınız yastığınızın tanıdık yumuşaklığını buldu, yana
döndünüz, bacaklarınızı karnınıza çekerken boynunuzu one eğdiniz, yastığın serin yüzü
yanağınızı serinletti: birazdan, birazdan uyuyacak, karanlığın içinde hepsini, hepsini
unutacaksınız.
hepsini unutacaksınız: sizden üstün olanların acımasız gücünü, söylenmiş o düşüncesizce
sözleri, budalalıkları, yetiştiremediğiniz işleri, anlayışsızlığı, ihaneti, haksızlığı, aldırışsızlığı. sizi
suçlayanları ve suçlayacak olanları, parasızlığınızı, hızla geçen zamanı, hiç geçmeyen zamanı,
kavuşamadıklarınızı, yalnızlığınızı, utancınızı, yenilgilerinizi, zavallılığınızı, acıklı halinizi,
felâketleri, felâketlerin hepsini, hepsini birazdan unutacaksınız. unutacağınız için
memnunsunuz. bekliyorsunuz...
sizinle birlikte çevrenizdeki eşyalar karanlığın ya da yarı karanlığın içindeki o alelade ve tanıdık dolaplar, çekmeceler, kaloriferler, masalar, sehpalar, sandalyeler, kapalı perdeler, çıkarıp attığınız elbiseler, sigara paketiniz, ceketinizin cebindeki kibritle el çantanız, saatiniz; onlar da bekliyorlar.
beklerken tanıdık sesler duyuyorsunuz; mahalleden geçen bir otomobilin bildik parke taşlarının ve yol kenarındaki su birikintilerinin üzerinden geçişini, yakınlarda bir yerde kapanan bir sokak kapısını, eski buzdolabının motorunu, çok uzakta havlayan köpekleri, taa deniz kıyısından gelen sis düdüğünü, muhallebicinin ansızın kapanan kepengini. uyku ve rüya çağrışımlarıyla, mutlu unutuşun yeni dünyasına açılan anılarla dolu bu sesler, her şeyin yolunda gittiğine, birazdan onları da çevrenizdeki eşyalar ve sevgili yatağınızla birlikte unutup başka bir âleme gideceğinizi size hatırlatıyor. hazırsınız.
hazırsınız; sanki vücudunuzdan, sevgili bacaklarınız ve kalçalarınızdan, hatta daha yakındaki kollarınız ve ellerinizden de uzaklaştınız. hazırsınız ve hazır olduğunuz için o kadar memnunsunuz ki, gövdenizin bu yakın uzantılarının bile artık yardımına gerek duymuyor,
gözleriniz kapanırken yakında onları da unutacağınızı biliyorsunuz. kapanmış gözlerinizin altında, yumuşacık bir kas hareketiyle gözbebeklerinizin ışıktan iyice uzaklaştığını biliyorsunuz. sanki tanıdık kokular ve seslerin çağrışımlarıyla her şeyin yolunda gittiğini bilen gözbebekleriniz, şimdi odadaki belli belirsiz ışığı değil, gittikçe gevşeyerek huzura giren aklınızın içindeki bir ışığın havai fişekler gibi açan renklerini gösteriyor size:
mavi lekeler, mavi yıldırımlar, mor dumanlar, mor kubbeler görüyorsunuz; titreyen lacivert renk dalgalarını, eflatun renkli çağlayanların gölgelerini, yanardağ ağzından akan erguvani lavların salınışını, sessizce parlayan yıldızların prusya mavisini görüyorsunuz. renkler ve biçimler birbirlerini sessizce tekrarlayarak, bir kaybolup yine ortaya çıkarak, yavaş yavaş değişerek, unutulmuş ve hiç olmamış bazı sahneleri, bazı anıları gösteriyorlar size, aklınızın içindeki renkleri seyrediyorsunuz.
ama uyuyamıyorsunuz da.
bu gerçeği itiraf etmek için çok erken değil mi daha? huzurla uyuduğunuz zamanlarda
düşündüğünüz şeyleri aklınıza getirin: hayır, bugün ne yaptığınızı ve yarın ne yapacağınızı
değil, içinden geçerek sizi uykunun unutuşuna kavuşturan o tatlı anları düşünün: işte herkes
sizin dönüşünüzü beklerken en sonunda geri geliyorsunuz ve çok seviniyorlar; hayır hiç
gelmiyorsunuz geri, çantanızda en sevdiğiniz şeyler, karlı telgraf direkleri arasından giden bir trendesiniz; aklınıza gelen o güzel sözleri, zekice cevapları verince hepsi hatalarını anlıyor, susuyor ve size gizli de olsa bir hayranlık duyuyorlar; sevdiğiniz güzel gövdeye sarılıyorsunuz, o gövde de size; unutamadığınız bahçeye dönüp dallardan olgun kirazlar topluyorsunuz; yaz geliyor, kış geliyor, bahar geliyor; sabah geliyor, mavi bir sabah, güzel bir sabah, güneşli bir sabah, yolunda, mutlu bir sabah...
ama hayır, uyuyamıyorsunuz.