yüzyıllık yalnızlık romanından fırlamış ve aramıza katılmıştır. anne değildir ve olmakta istememektedir.
kamu ve siyaseti aynı anda okumuştur. kaymakam mı olacaksın diye sorulmuş o ise ekonominin merkezine yelken açmıştır. broşürler ve kitapçıklar yazmış ekonominin makrosu ile uğraşmıştır.
bazen tasarım delisi olmuş bazen ise bülten çıktı diye koşarak gelmiştir. bazen yurtdışı gezilerinden aramış bazen ise anadolunun yoksul kentlerinde konferanslar düzenlemiştir.
farklıdır. sosyalizmde farklıdır onun için...o depresyon hırkası giymez. belki marx'ı almanca orjinalinin ingilizce çevirisinden okumasından belki hayat dolu olmasından farklı anlatır sosyalizmi... farklı kelimeler kullanır... bu farklı kelimelerden çıkar belki de kavga...
gülüşü ve gözleri özlenesidir. iyi okur. sıkıldı mı atar elinden kitabı... yeni yazarlar ile tanıştırır. hep farklı yönünden bakar kitaplara...
uzağa gidecektir ama... belki de kaf dağının ötesine... hem de uzun yıllar boyunca yaşayacaktır oralarda. ayrılık sevdaya dahilmiş ve belki de bir sınavmış. kaçınılmaz bir sınav. dönmesi beklenecek ve özlenecektir. kalp her attığında merak edilecek ve kızılacaktır belki kaf dağının ötesi tercihine..
ayrılık sevdaya dahil
açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sahili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
çünkü ayrılanlar hala sevgili
yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize
yanlızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
ikimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı
hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek aşkımız. (a. ilhan)
yazarımızın "kaf dağının ötesi" günleri şu sıralar kabus şeklinde geçmektedir. ders çalışmaya çalışırken penceresinin göle bakan kısmından gelen "vak vak" seslerinden rahatsız olmaktadır. ördekler arasında çiftleşme ritüeli olarak algılanabilecek kaçma ve kovalamacalar yazarımızı rahatsız etmektedir. 3 ördek arasında geçtiğini iddia ettiği arkada ikisinin kavga ederken üçüncünün kaçmaya çalışması ve bu ilk ikisinin diğer ördeğin üstüne çıkma denemeleri yapması görsel manzarasını oluşturmaktadır. umarım ders çalışmaktan hayal görmemektedir. bir de artık yurtta kalan çinlileri; lake house daki ördekleri pekin ördeği yapmaları şeklindeki kışkırtmalarına bir son vermelidir. bu arada "vak vak" konusundaki diksiyonu da gerçeğe yaklaşmıştır.
bu arada sinirlenmemeli ve bu konu da cevap yazarsa "galata köprüsü üzerindeki balıkçılara dair değerlendirmeleri" hatırlanılmaya değerdir.