2004 istanbul parkorman konserinde kendimden geçtiğim, zevkten mest olduğum, ya bu adamlar uzaylı mı diye düşündüğüm unutulmaz rock topluluğu. salisbury grubun en efsane albümlerinin de başında gelmektedir.
ismini charles dickens'in david copperfield romanındaki kötü bir karakterden alan ve en iyi dönemini 1970-76 yılları arasında yaşamış olan ingiliz rock topluluğu.
70, 80 ve 90 kuşağını coşturan heavy metal grubudur. ayrıca ritchie blackmore adlı gitar virtüözünü fena halde etkilemişler, günümüz rock ve metal gruplarına ilham kaynağı olmuşlardır. red lights ve lady in black şarkıları dinlenmeyi sonuna kadar haketmektedir.
uriah heep ve salisbury albümlerinde adlarından söz ettiren, sonra ki albümlerinde candle in the wind tadı bırakan çoğunluk albümleri itibariyle rock yapan grup.
2004 parkorman konserini de hemen hemen gittiğim her konserde olduğu gibi en önden izleme şerefine nail olduğum grup.ancak öncesinde nez'in yapmış olduğu bol yağlı popo şov ve bedava dağıtılan her bir pasta, börek, kek, çörek gibi miğdeyi fazlaca yoran tatlar ve görüntüler sayesinde bir kaç parça erken ayrılmak zorunda kaldığım ve gene bir adet halis mulis uriah heep penası kaptığım, return to fantasyadlı parçalarını dinlemeyen kalmasın dediğim grup.
mükemmel bir grup okyanus gibi diye tanımlayabilirim herhalde.çünkü dalgaları bir anda yükselip bir anda alçalabiliyor.kokusu ve içinden yetiştirdiği şarkılar dünya ya yeni bir tat getiriyor.zamanında rusya da yüzseksenbin kişi toplamışlığıda vardır.
ülkemizin çok asi çok sert çok cool sabun köpüğü rakçısı abimizin şarkı sırası ile takip ederek ritim, vokal tekniği vs vs yürüttüğü rock müzik konusunda ders niteliğinde albümleri olan gurup.
üyeleri değişince sıçan grupların aksine en başarılı dönemlerinde neredeyse her albümde en az 1 grup elemanını değiştiren, 1986'dan beri ise aynı üyelerle devam etmesine rağmen (2007'de baterist değiştirdiler sadece) bir türlü o eski çizgisini tutturamayan "kült" grup. 1986'dan beri aynı üyelerle devam ediyor dediğime bakmayın kurucu üyelerden sadece mick box* kalmıştır.
hard rock ve progressive rock arasında bir tarzları vardır. aslında albüm albüm hatta dönem dönem tarz değiştirmişlerdir. heavy metal yaptıkları da olmuştur. (hatta melodik heavy metal). progressiveliği şarkıların uzunluğuyla ölçme gafletine düşersek uriah heep'in çok da progressive olmadığını bile söyleyebiliriz. 5 dakikadan uzun şarkıları oldukça azdır. ama her şarkıda hissedilen usta klavye kullanımı ve zengin vokaller onları saf hard rocktan da ayırıyor gibi. zaten jazz, country falan da katıyorlar. ortaya karışık bir tarzları var diyebiliriz sanırım.
ingiliz olan bu abilerimiz, ingiltere'de ve avrupa'da çok satmış, çok sevilmiş olsa da amerikan müzik piyasasına bir türlü girememişlerdir, o yüzden biraz arka planda kalmışlardır. ama hala avrupa'da oldukça sevilen, sayılan gruptur. konser verdi mi stadyumda verirler ve tıklım tıklım da doldururlar.
uriah heep vokalist david byron dönemlerinde uriah heep'miş. o albümler;
uriah heep'in en iyi şarkıları olarak gösterilen pek çok şarkı zaten bu dönemden çıkmıştır. gypsy, come away melinda, july morning, easy livin', lady in black, look at yourself, sweet lorraine ve the wizard mesela. bu dönemdeki başarının arkasındaki bir başka isim klavyeci ken hensley'dir. aslında gitarist ve vokalist de denebilir kendisi için. uriah heep'in o dönemdeki söz yazarı da ken hensley'dir. yukarıdaki saydığım şarkıların çoğunu o yaratmıştır. (conquest albümünden sonra gruptan ayrıldı kendisi)
1976'dan 1986'ya kadar grup elemanları sürekli değişmiştir, 1987'den sonraki kadro;
son 3 albümleri oldukça başarılı. ama tabii ki byron dönemindeki salisbury, look at yourself, demons and wizards albümleri uriah heep'in hala en iyi albümleridir.