unutmak belki de çok önemsemediğimiz bir konu.üzerine düşünülmüyor, farkında olmadan gerçekleştirdiğimiz bir eylem.
unutmanın zamanı; insanlar ne zaman unutmayı isterler?tek bir cevabı var.acı çektiğimiz zaman.acıya tepki olarak unutmaya başlıyoruz.unutmayı istiyoruz, üzüldüklerini, hoşuna gitmeyenleri unutmak istiyor insan.kimse hoşuna giden, güzel anılarını unutmak istemez.
unutmanın süresi; şok dışında, kimse bir anda unutmak istediklerini unutamaz.herkese göre değişir bu süre..insan bu sürecin sonunda unutmayı –tamamen- başarmış olabilir de, unuttuğunu da sanabilir…
unutmak, küçücük bir bakışı, tek bir gülümsemeyi unutmak için bile bütün bir zaman dilimini unutmak gerekir.bastığın bütün yerleri, gördüğün bütün yüzleri, bahçedeki gülleri, sokak lambasını, her şeyi , bütünüyle bir zamanı unutmak gerekir.bu da büyük bir azalmadır bellekten.düşünebilir misiniz ki,bir akşamın yarım saatlik bir dilimine dair hiçbir anınız yok ama daha öncesi ve sonrasını hatırlıyorsunuz…
unutmak ve anımsamak…unutmadan anımsanamaz hiç bir şey.belki bellekte yer açmak için.unuttukça unutulur acısı yaşananların ve unuttukça yeni deneyimlere açılır insan.tekrar tekrar yenilmek olabilir mi unutmadan.anımsamak unutmanın tersi değildir.ikisi birbirine dayalıdır.her şeyi unutmasak hiçbir şeyi hatırlamıyor , anımsamıyor olurduk.
unutmayı anımsamak; geçmiş zamana dair bir şeyi unutmuşsunuz.sonra, onu unuttuğunuzu hatırlıyorsunuz.ve onları unuttuğunuzu da daha sonra aklınıza geliyor.bununla ilgili unutma bahçesinden bir cümle ‘’ne zaman bir şey unutsam aklıma bir şey unuttuğum geliyor’’
unutmak, insanın anılarına veda etmek istemesi, bilinçli olarak belleğinden çıkarma çabasının sonucu.bir de bilinçli yapmadığımız unutma eylemi var; kapıyı açmak için gidildiğinde elindeki kalemi vestiyere bıraktığını unutmak, onu ararken neyi aradığını unutup, hatta amacını unutup oturup televizyon izlemek ve sonra vestiyerin yanından geçerken kalemini görüp, unuttuğunu hatırlamak…bu daha çok unutkanlık olmalı.dikkatsizlik , kafayı toparlayamama, düşünceye odaklanamama ve sonucunda akıldan çıkma.
unutmak, insan için, aklın istediği, mantığın istediği bir eylem.duygulara kulak verilirse, onlar unutmayı pek desteklemez.her şeye yeniden başlamayı isteyen, eskileri silmek isteyen , yeniden yaşamayı isteyen mantıktır çünkü.
unutmamak yaralar bazen insanı, tıpkı unutmanın iyileştirdiği gibi.
unutmanın alçaklığı bilinir, unutmamanın zalimliği ise görmezden gelinir.
unutmamak kolaydır oysa. zor olan unutmaktır, bir anıyı, bir bahçeyi iyileşmeye bırakmak zordur.
kendimizi unutmaya katlanamadığımızdandır.
kendisini unutmayı göze alabilenler için, başkalarını unutmak da bir ahbaplık sayılır.
hem unutmayınca ne eski yakınlık kalır ne de yeni sessiz ahbaplık.
haydar ergülen radikal 26 aralık 2004 tarihli yazısından
çünkü hatırlamak unutmayı içerir
unutmadığın bir şey hatırlanmaz
kısmi unutmaktır o tabii ama unutmak işte yine
unutmaya dair, pek iyi görünmese de(hem şekil hem de yapı açısından) düşüncemelerimi hatırlıyamıyorum....
kızgınlığım kırgınlığım yerini aldı vazgeçişlere,unutulmalara ve unutmalara.seni sonsuza kadar görememek unutmak oldu benim için.mecburi bir eylem oldu unutmak.madem ki olmayacaksın yapmam gereken tek bir şey bıraktın bana;unutmak.sözde unutmak!unutttum yalanlarıyla yaşadığım anlarda tokat gibi geri geldin bana.sonra yalnızlık.ağır pis bir yalnızlık...
kimsenin umursadığı yoktu. kırmızı arabanın eksik tekeri gibi.ilk alındığında peşinde koşan çocukların elinden bırakamadığı.kırıldıkça yalnızlaşan,unuttukça unutulan.
insan her geçen gün rolüne biraz daha ısınıyor
yaşanmışları yazıp yaşanmamışı oynuyor
ben de öyle yapacağım
rolümü layıkıyla yerine getireceğim
bunu zamanla o kadar iyi yapmaya başlayacağım ki
sadece kuliste yalnız başımayken hatırlayacağım
yazılıp oynananların gerçekte ne olduklarını
sadece ben hatırlayacağım
çünkü benden başka birinin hatırlayacak hiçbir şeyi yok
yazan da benim
ıslanıp dağılmış geçmişi tek okuyabilen
ve yazılanlara saklambaç oynatan da
kendi oyunlarımı yazıp oynuyorum
boş salonlardan alkış sesleri bekliyorum
hıçkırıklarımın bomboş salondaki yankısını alkış
sahneye düşen gözyaşlarımı da güller zannediyorum
sahne kurur kurumaz perde tekrar açılıyor
herşey tekrar başlıyor
aynı hataları yapıyorum
ilk oyunmuş gibi
doğru ya
öncekileri zaman alıp götürdü
özenle bileyip geri getirdi
hep ilk oyunu oynuyorum
sadece bir geceye ihtiyacım var
yarın rolüme çalışmış olarak geleceğim
herkes görecek
görmek herkese yetecek
birtek ben hissedeceğim
ıslanıp aktıkça sivrilen
sivrilip battıkça sahneye güller döken
geçmiş zamanı
geçmiş olsun
ben oyuna hazırım
ey unutuş! kapat artık pencereni,
çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;
çıkmaz artık sular altından o dünya.
bir duman yükselir gibidir kederden
macerası çoktan bitmiş o şeylerden.
amansız gecenle yayıl dört yanıma
ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni.
bazen alışmaktır bazen kabullenmek bazense gerçekten tüm geçmişi silmek bir kenara atmaktır bazen delice karşımızdaki tarafından unutulmaktan korkarız bazende hatırlanmaktan..tuhaf birşeydir bazen karşımızdakine acı verirken bizi mutlu kılar bazen can acıtır
çabaladıkça canı acıtan,hatıraları dirilten,yalnızlığı şiddetlendiren,geçmişi özleten insan hareketi.unutmaya çalıştıkça bazı kişileri ve bazı şeyleri onları ölümsüz kılıyoruz zihnimizde.belki de unutmak zamanla gerçekleşen bişeydir bizim kontrol edemediğimiz.akışına bırakmak lazım duyguları,zamanın akışına...