insanın en büyük günahlarının temelinde yatan davranış biçimi , olaylara karşı tepki göstermeme , etkileşmeme durumu.
(skuba, 30.12.2004 02:41)
başına gelen bir olayın sonucunda tepkisiz kalmak, yorum yapmamak ve yapılan yorumlara karşı ilgisiz olmak.
karşınızdaki insanı deli etmek için kullanılabilecek en iyi yöntemdir.
en güzel bişeydir,ne derdiniz ne de tasanız mevcuttur,ama olası sonuçları hem kişiye hem çevresine zarar verebilir.
tek kişilik olmasını saymazsak;küçük,minik,sevimli mi sevimli zindandır..kişiyi sıcacık bağrına basıp mezarına kadar eşlik eder valla billa..arayıp da bulamayacağınız dostunuzdur..
(pyramid, 26.07.2007 19:10 ~ 19:11)
yapılacak bir hareketi çok da ölçüp biçmemek, söylediğiniz bir lafın sizden nasıl çıktığına sonradan şaşırmaktır, dile vurmuş deliliktir, öylesi bırakmışlık hissi... oysa umursadığınız dönemlerin çok faydasını görmediyseniz, umursamazlığınızı bile umursamaz bir halde bulabilirsiniz kendinizi...
(heidi, 28.10.2007 07:46)
dünyadan kendiniz soyutlayıp, çevrenizde olan olaylara gözünüzü kapamanızdır. hayattan kopuksunuzdur siz umursamadan dururken hayat yanınızdan akıp geçer. büyüyüne kadar bu durum sizi mutlu edebilir. ama bi an gelir kapalı gözlerinizin göremediği bi duvara toslarsınız ister istemez açılır o gözler. işte o an büyüdüğünüz andır, umursamazlık haliniz sona ermiştir.
kendini dünyaya ve olaylara kapatma hali, nefret etseniz de garip bir yüzeysellik yüklenme. sınav varmış, iş varmış beklermiş, bir lafı ediyorum karşımdaki ne düşünürmüş... hepsinin anlamını yitirmesi durumu. tuhaf bir sakinlik.
"anlamsızlığın" hayatımızdaki anlamının çok büyük olması durumudur..
süper bir olaydır.
dünya sikime minare götüme felsefesiyle sürüklenip gitmektir. örneksiz geçmeyelim:
üksı önceki günden patronla sözleşmiştir. sabah 8'e çeyrek kala e5'ten patron tarafından alınacak, siemens'e gidilecektir. saat 8'e 20 kala patron arar.
- üksı 5-10 dakikaya sizin orda olucam.
- ıı.. ben 5 dakkaya yetişemeyebilirim (duştan yeni çıkmış, kurulanıyor.)
(15-20sn sessizlik... patron konuşamaz sinirden.)
- tamam üksı. sen ofise git. görüşürüz sonra!
(üksı biraz daha uyur fırsattan istifade)
öğle yemeğine yarım saatten az kala üksı ofisi teşrif eder. patron siemens'teki toplantıyı bitirmiş, gelmiş, bi araba iş de ofiste yapmıştır. bir sürü konuşulur. arada bir yerlerde:
- var ya sırf senin için kartlı giriş yaptırıcam kapıya.
- euhe!.. mmpf! öhö!
sonlarına doğru:
- xyz bey daha önce de konuştuk size tamam geç kalma olayı bitti dedim ama yine geç kalıyorum. o yüzden şimdi demiyorum. (yüzsüzz!)
sonuç: hala her gün yarım saat geç geliyorum.
ha ne demiştik? dünya sikime minare götüme tey tey!
insanın kendi kendini görünmez sınırları olan bir sonsuzluğun içinde bulması, kendini o sonsuzluk sandığı kavanoza hapsetmesi... hala tuhaf bir sakinlik hali olduğunu düşünüyorum umursamazlığın. ne önümdeki 13 final, ne yapılacak çeviriler, ne "aman ne düşünür şimdi bu insan? en iyisi...." diye düşünmeler... zamanın ne kadar kıymetli olduğunun farkında olup, yine de boşa zaman geçirmek... bir yerlere geç kalmaktan hatta gitmemekten korkmamak. ne istiyorsanız, yapabileceğiniz ölçüde yapmak. bu sürede kimseyi iplememek.
(maia, 25.12.2007 19:50 ~ 19:51)
üstümden akıp geçecek bir ruh hali olduğunu düşünmüştüm, yüzümüzü yıkayıp kurulamadığımızda 2 dakika sonra geçer ya hani onun gibi, özellikle de en ufak şeylere de bu kadar kafa yorarken geçer sanmıştım. yok efenim, hiç öyle değil, kalıcıymış. bir sakinlik, bir vurdumduymazlık, bir her şeye gülüp geçme isteği, öfkelerinin çabucak sönüvermesi ("amaan değmez şimdi, kim sinirlenecek yahu?), normalde çok çok üzüleceğin bir duruma "eh ne yapalım yani. olacağı buymuş. kimseden verebileceğinden fazlasını istememeliyim." diye düşünüp kızmama, "yaparız anacım onu da sıkılma sen." şeklinde sağa sola telkinler, üstümden başımdan akan rahatlık...
umursamazlığın tanımı bu mu bilmiyorum, bir yandan her şeyi her şeyi önemsiyorum yine ama dedim ya sakinim. hayat pek kısa bunu mu anladım nedir bilmiyorum ya da holy ramadan'ın etkisi. bir tevekkül hali ki sormayın gitsin; ancak tevekkül edip "bak elimden geleni yaptım. elimdekiler de bunlardı." dediğinde huzurlu bir şekilde şükredebiliyormuş insan. sanırım bunu öğrendim. belirsizlikler, can sıkıcı onca şey sürüp gidiyor ama beni rahatsız etmiyor eskisi kadar. bilmiyorum ki. öyle işte.
(maia, 02.09.2008 11:44 ~ 11:47)
ne sevmek ne nefret etmek... sadece bakmak, seyretmek, tepki vermemek, tepki vermeyi bile istememek hatta üzerinde bile düşünmemek.
özellikle de eskiden umursadığınız kişiler ya da şeyler hakkında artık böyle hissediyorsanız şaşırtır da bu duygu.
yapabilmek adına kendimle en çok cebelleştiğim, her seferinde kendime söz verdiğim halde yarım saat sürmeyen duygu durumu. sevdiğiniz kişilerin sevginizi aslında hak etmemesi sonucu bir nebze de olsa gelişebiliyor yalnız dikkat!
şu an hissettiğim. kim okuyor burayı ne düşünüyor hakkımda kimler ne konuşuyor zerre kadar umrumda değil. değil işte. kendi başıma, kendi dünyamda mutluyum, kapıdan içeri kimseyi sokmayı düşünmüyorum, ister maille olsun ister telefonla olsun. buyrun. ne istiyorsanız düşünün.
karşınızdaki kişiyi kandırma yöntemidir kimi zaman sanki onu umursamıyormuş gibi davranarak üzmemeye çalışırsınız onu sizin ona hissettiklerinizi bilmemesini istersiniz.
yıpranmanın bir sonraki adımı...
umursadığında ne oldu ki? onların umrunda mıydı sen yitirirken böyle hisleri..
asında deli gibi umursadığını, önemsediğini ve merak ettiğini anlamasın umursadığın kişi diye oynadığın roldür bazen. örnek vermek gerekirse,
a: duruma tanıklık eden 1. arkadaş
b:duruma tanıklık eden 2. arkadaş
c: umursanan şahıs olmak üzere,
b, c ve bachata'nın ortak faaliyetleri için bir araya gelmesinden 5 dakika önce, bachata birkaç saat evvel vuku bulmuş umursanası olayı "tesadüfen" telefonda a'dan öğrenir -en özet haliyle tabi ki- , b,c ve bachata bir araya gelince c "birkaç saat önce b ile birlikteydik şöyle eğlendik neler kaçırdın" diye espri yollu 'merak et kıskan hadi' mesajlı şeyler söyler, gülüşmeler eşliğinde bachata "öyle mi, bak sen neler kaçırmışım" diye pişmancılık oynar. ayrıntı sormaz!! ne zaman, nerde ve ne oldu biliyordur çünkü, kendisiyle de gurur duyar 'oh ne güzel önemsiyor gibi görünmedim' diye. görünse ne olacaksa artık. aynı günün sonunda istisnai, anlaşılmaz, sebepsiz yere c ve bachata-sadece ikisi- birkaç saat ordan burdan sohbet ederler -ki bu ilk kez olması sebebiyle önem taşımaktadır. olayın tek erkek kahramanının c olduğunu söylemeye bilmem gerek var mı
hayata karşı hissizleşme sonrası tepkisizleşme durumu.
kişileri, olayları umursamaz görünme. görünme? kimseden bir şey beklememe ve kendini güçlü kılmaya çalışma tavrı. fakat o az buçuk önemsediklerimiz, ucundan kıyısından da olsa önemsediklerini gösteriyor ve hissettiriyorsa aksine mutlu oluruz. anlayacağınız sadece eşeklik değil, insanlık da baki. toplum kabullerinin çoğunu reddetsek bile, fikren bütünüyle toplum dışında kalamıyoruz.
(manto, 29.04.2009 17:10)
insanın kendinden korkmasına neden olan bir acayip duygudur.
karşıdaki insanı resmen çıldırtır. beni çıldırttı nitekim.
ama önemsemem gereken şeylere karşı ben de bunu yaptım. kardeşim önemsemek istemediğim herşeyi önemsiyorum oturup,üzülüp, acı çekiyorum; esas sorumlu olduğum konularda tık yok. valla kafayı yiyecem. nasıl bir egodur, nasıl bir algı dünyasında karışıklıktır anlamadım ki?
(bkz:
bu da gelir bu da geçer)
bir nevi önüne bakmak, hayatını sürdürmek. geçmişe sünger çekmek olmasa da geçmişle yaşamamayı başarmaktır kendisi. hayatı kaçırmamak adına kulağa takılan ipodla sık sık yapılması gereken eylem.
bir kanadı özgürlüğe, bir kanadı esarete açılan kapıdır.
herkesin başaramayacağı bir ruh halidir.
ancak zaman zaman herkes umursamıyormuş gibi yapmalıdır.