beşincisi az önce gerçekleşmiş olaganüstü güzel organizasyon.
vietnamdan yeni gineye amerkadan kameruna yüz kusur ülkeden gelmiş türkçe konuşan çocuklar duygulanmamak elde degil .
kim yada neyci olursa olsun sponsorlarınada düzenleme komitesinede vel hasıl emeği geçen herkese yaşa varol der minnetlerimle birlikte saygılarımı sunarım.
özel beceri dalında 1. olan türkmen çocuğun mizah anlayışına hayran kalmamak mümkün değil. bir an cem yılmaz dinliyorum sandım kendimi. 10 dakikada bütün salonu kırıp geçirdi. hemde türkçe! helal olsun ona..
başka bir ülkeden insanın türkçe konuştuğunu duyup duygulanan insanlar var hala.işte bu geri kalmışlığın ezikliğin en büyük göstergesidir.bu olimpiyat da bunun için düzenlenmektedir.bir nebze olsun içini rahatlatan insanlar var demek ki bu aptal oraganizasyon sayesinde.bir başka olimpiyat için;
(bkz: dünya türk olsun)
bildiğin emperyalist bir harekettir gidip oraya buraya, elaleme, kendi dilini değil de türkçeyi öğretmek. bunları yarıştırıp sırtından sms yoluyla para kazanıp çocukların umudu ile oynamak şerefsizliktir.
bu veriler bu işin fethi amca tarafından yapıldığını destekliyor işte.
(edit: fethi amca dedim ya hemen en sevilmeyenlere 1 numaradan giriş yapmış. yeah fethi amca emperyalisttir)
şarkı yarışmasında oyumun papua yeni gine'den hayat bayram olsa şarkısı ile katılan vickijack'a gittiği yarışma. gözlerim yaşarıyor dinlerken. işte türk'ün gücü bu. biz burada birbirimizi yerken birileri tüm dünyaya türkçeyi öğretiyor. ders almamız lazım.
unutmadan: 108 yaz 3077'ye gönder.
(burada vickijack'ın yarışma performansından bir video vardı, kaldırılmış ne yazık ki.)
(oylamalar sona erdi ayrıca. geçen seneydi o yarışma.)
ülkem adına düzenlenen müthiş bir organizasyondu. bu sene 5. si düzenlenmiş olup, bugün ödüller teslim edilmiştir. yarışmaydı, ödüldü kısmı benim için hikaye kısmı olurken; 100 den fazla ülkeden katılan çocukların türkçe dostluk mesajları vermeleri, bizim dilimizde birşeyler için çaba göstermeleri, dilimizi, bizi, türk milletini yerlere göklere sığdıramamaları, izlerken beni mahçup etmiştir. gerçekten mi? demişimdir. türk milleti bu muydu? tabi buydu da şimdi de böyle mi demekten de kendimi alamamışımdır. ama bizi böyle iyi tanıyor olmaları güzel. bizim yapamadığımızı yaptılar, yapıyolar ve de yapacaklardır daha. biz kendimizi dünyaya doğru tanıtamıyorken, bu güzel çocuklar bizi tanıttılar. bizi ve dilimizi.
şimdi bu organizasyonları düzenleyenlere, emeği geçenlere teşekkür etmekten başka düşen yoktur bana.
genelde orta asya'dan gelen öğrencilerin başarılı olduğu (dillerinin dilimize yakın olması sebebiyle), bu seneki versiyonu geçen seneki kadar ilgi çekmeyen, sponsorların yardımı hariç toplamda 2 milyon dolara malolan yarışmadır. yani büyük kanallarımızda yayınlanan ortalama bir dizinin bir haftalık bütçesine malolmuştur.
seyircilerden çoğunluğu yurtdışındaki gülen cemaatinin okullarında öğretmenlik yapan gençlerin velileri olduğu için tesettürlü olmaları da, şiirlerde hüzünlenmeleri de (çocukları gurbette olduğu ve şiirler onları hatırlattığı için) normaldir.
yarışmanın düzenlenmesi gurur verici olsa da yarışmayı düzenleyen grubun niteliği bu yarışmayı asıl düzenlemesi gereken kurum ve kuruluşların utanması için bir sebeptir. "değerlerimize kendi çıkarını ön plana tutmadan, samimi duygularla kimse sahip çıkmayacak mı" dedirtir.
yarışmayı düzenleyen grup aynı zamanda yarışmaya katılan tüm öğrencilerin okuduğu okulların da sahibi olunca yarışmayı başkalarının otomatikman düzenlemesinin zor olduğu dikkat çekmemelidir. ayrıca tdk destekli bir yarışmadır.
emperyalist mantıktaki fethullah amca uluslararası okullarının düzenlediği etkinlik. neden olduğunu anlayamdığım halde dünyanın türlü türlü yerlerindne getirilen çocuklara istiklal marşı okutulup türkü söyletiliyor bir de en iyisi seçiliyor.
bu sene utanmazlığın boyutları arttırılarak bir de sms oylama sistemi getirilmiştir. yazık günah dünyanın öbür ucundan tükçesini göstermek için getirilen çocukların üstünden bir de para kazanılmaktadır. e bunda ne var diyenlere de şunu örnek vereyim, 23 nisan uluslararası çocuk şenliğinde trt sms ile en iyi oynayan ülkeyi seçse nasıl olur? işte aynen öyle
neden çocuklar kendi dillerini ve marşlarını öğrenip de onları sergilemeye getirilmez adı neden dil olimpiyatları olmaz anlaşılmamaktadır.
mümkünse dünya türk olmasın, herkes türkçe konuşmasın. milliyetçilik adına kültürel zenginliğe bu kadar düşman kesilmemek gerekir zannımca. . yazıktır
haritada yerini bile bilmediğimiz onlarca ülkeden kalkıp buralara dilimiz için,türkçe için gelen insanların türkçe şarkı,türkü,şiir okudukları harika organizasyon. ne kadar farklı bir boyutu olursa olsun, insanın gururlanmaması, gözlerinin dolmaması mümkün değil.
tabi biz böyleyiz, magazinden geri kalmayız, türkçeyi küçümseyip, türkingliş konuşan hangi ünlü kimle nerede ne yapmış hayran hayran izlemesini iyi biliriz. ancak gel gör ki bu olimpiyatların fethullah gülenle bağını görünce atar tutarız. her türlü manevi desteği sakınırız. bir de bu tutumu marifet sanmaz mıyız.
yazık,farklı milletlerin dilimize sevgi dili türkçe diye sahip çıkmalarına tepki gösterenler için kocaman yazık.misyonerlik için gelen milyonlarca yabancı turiste (ingiliz,amerikan) saygıda kusur etmeyiz, karşılarında ingilizce konuşcağız diye iki büklüm oluruz.türkçe öğrenmiş,marşımızı ezbere bilen,gözlerinin içi gülen bu öğrencilere atar tutarız.hani misafirperveriğimiz, hani hoşgörümüz.
fethullah gülenin ismi olduğu için medyadan gelen (bkz: doğan medya) yüzlerce olumsuzluklara rağmen iyi ki var olan oluşum.
yabancıların türkçeyi öğrenmesi ya da sırf bu saçma organizasyon için bir kısmının seçilip öğretilmesi türkçeye ne kazandırmaktadır diye düşündürendir bu olimpiyat! bunun tek doğurduğu sonuç yarışmaya katılanları görüp kendimizi rahatlatmamızdır.. bu da diğer diller karşısında ezilen ve -kendi insanlarının bile düzgün kullanmaması yüzünden- ezilmeye mahkum olan türkçenin içler acısı halini ortaya sermektedir.. neden benim dilimi kullandılar diye sevineyim neden duygulanayım? eğer benim dilim dünya dilleri arasında hatırı sayılır bir dilse bu zaten normal olmalı benim için.. eğer değilse kimse kendini uluslararası türkçe olimpiyatı diye kandırmasın.. çünkü türkçe kullanımı itibariyle şehirlerarası türkçe olimpiyatını bile kaldıramaz.. lakin bunlar tüm milleti bir güzel kandırır..
kimi "halk dostları", althusser'in kitaplarında bahsettiği türden şiddetler uygulayıp, ona buna hakaret ederek orgazm olurken, adını dahi hayatında ilk defa duyduğu ülkelere gidip oradaki çocuklara son derece zor şartlar altında eğitim veren gönüllülerin zaferidir.
"türkçe olimpiyatı" kulağa komik geliyor çünkü yarışmayı tanımlamak için kullanılan olimpiyat terimi türkçe değil. tanımlamanın başına eklenen "uluslararası" ibaresi gereksiz olmuş çünkü yerel yarışmalara olimpiyat denmez. "olimpiad" anlamı açısından dört senede bir yapılan müsabakadır, her sene düzenliyorsa olimpiyat diye isimlendirmek yanlış olur. sanırım organizasyon komitesi isim seçerken biraz acele etmiş. birilerine şirin gözükmek için yabancı uyruklu insanlara türkçe konuşturmak orjinal bir fikir değil zamanında televole bunu yapmıştı. daha orjinal fikirlerle gel fethullahcığım.
yüzlerce ülkeden farklı farklı çocukların türkçemizi konuştuğunu görmek, en azından türkçeyi biliyor olmaları insanın göğsünü kabartan bir durum.
türkçe konuşması bir yana ülkemizi biliyor olmaları, bizden bir kaç şeyi tanımaları bile yeterde artar bile.
tecavüzlerin havada uçuştuğu, silahların sırtlara yöneldiği, kimin cebinde kimin elinin olduğunu kestiremediğimiz şu günlerde aslında güzel şeylerde oluyor..
dünya üzerinden farklı farklı insanları biraraya getiren, kardeşliği aşılayan herbir saniye bile bizim için kâr değil mi?
dünyanın dört bir yanından katılan yarışmacı çocukların şirin türkçelerini dinleme fırsatı veren organizasyon. türkiye'nin dünyadaki intibası açısından son derece faydalı; türkçe'nin tanıtımı adına da hoş bir girişim. amma velakin birtakım güruhlar; ülke adına hiçbir şey yapmadığı halde; yapana da destek değil köstek olma konumunu iyice benimsemişler.
neyse; pehlivanlar kendileri çıksa bir gün er meydanına da görsek hünerlerini. laf ı güzaf da bir yere kadar.
bok atmak için bir yerlerini yırtanlar, böylesine büyük bir organizasyonun düzenlenebilmesi için harcanan emeğin binde birini benzer işlere harcasalar gider ellerinden öperim.
mevzu hüseyin üzmez'e kadar gitmiş, ki bu, eleştirinin aptallık boyutu ve alakaya çam demlemenin bin bir yolu hakkında ufuk açıcı ipuçları vermekte.
o değil de, bence bunlar emperyalizmin hain planlarından biri yine. yeşil kuşak projesi, büyük ortadoğu projesi, ılımlı islam. emperyalizmin uşakları, liboşlar ve dahi sorosçuların işi. bunlar gözden kaçmamalı.
yarışmadan sonra sahneye çıkan çocukların bir bir toplandığı ve ışık evlerine götürüldüğü bilinen bir gerçek. daha sonra patatesli yumurta ve maklube seanslarıyla o zenci veledler birer mücahit oluyorlar ve ileride ülkenin amına koyma misyonunu üstleniyorlar. oldu mu?
aslında gözden kaçmaması gerken başka bir konu daha var. şimdi papua yeni gineli bir genç türk destanlarını türkçe okumak için türkiyede yapılan uluslar arası türkçe olimpiyatına katılınca bizde bir duygu uyanıyor ya işte o duyguyu güzelce çözümlemek lazım. anladığım kadarıyla böyle bir durum karşısında metabolizma ister istemez serotonin hormonu salgılıyor. yurt dışındaki cemaat okullarında öğrenim gören yabancıların türkçe konuşma çabaları insanları mutlu ediyor. doğrusu haberi duyunca benim bile 10. yıl marşı okuyasım geldi.
haberi duyanın metabolizması seratonin salgılıyorsa ortada büyük bir sorun yok. işin içine adrenalin girerse düşünmek lazım. bir afrikalı'nın türk destanı okumasına "helal olsun be!" tandanslıyla yaklaşan düşüncelerin psikolojik alt metnini kavramak lazım. nedense bu helal olsuncularda baskın bir milliyetçilik duygusu seziyorum. bu yaklaşım çocuğu taktir etmekten çok yapılanı taktir etmeye yakın bir duygu içeriyor.
salgıladığımız hormonun seratonin mi yoksa adrenalin mi olduğunu anlamak için basit bir yöntem var. zihnimizde papualı çocuğun yerine bir türk gencini koyalım, yapılan yarışmayı ise türk dili müsabakası yerine papua dili müsabakası olarak isimlendirelim. eğer bir türk'ün papuaca destanlar okuyup "en iyi papua destanı okuyan kim" gibi bir yarışmaya katıldığını öğrenip onu taktir ediyorsak salgıladığımız hormonun seratonin olduğu kanıtlanmış olur. ama olayı başka açıdan ele alıp duruma "türk dediğin başkasının destanını okumaz " şeklinde yaklaşıyorsak duygularımız ne yazık ki mutluluktan ibaret değildir. daha da ileri götürmek gerekirse bu yaptığımız milliyetçi bir yaklaşımdır.
aslında herkesin idrak edebilmesini sağlamak için eleştiriyi aptallık boyutunda tutmakta fayda var. ama okuyan aptalsa sizi de aptal sanabilir. o yüzden konuyu biraz açmak gerekiyor: yarışmaya katılım gösteren öğrencilerin cemaat okullarından geldiklerini belirtmek lazım. ama açıkçası bu belden aşağı vurmak olur. cemaat, çocukları buraya zorla yolluyor, onlara bu yarışmayı bir dönem sonu ödevi, okuma bayramı olarak sunuyor olabilir. bunlara değinmeye gerek yok. zaten tartışılması gerken cemaatin yapılaşmasından çok böyle bir haber alan bünyenin duyguları.
bazı insanlar yapılan işlemin normal karşılanması gerektiğini, ülkemizde var olan yabancı vakıf okullarının da benzer uygulamalarda bulunduğunu söylemişler. beş sene bir alman okulunda eğitim aldım. bize bir kere bile alman destanı okutmadılar. alman destanını geçtim; okulda bir kez olsun alman marşı duymadım. alman marşını geçtim; alman hocaların türk milli marşına eşlik ettiklerini gördüm. hitler düşmanı atatürk hayranı almanlar tanıdım. kendi kültürünü bize empoze etmeye çalışan tek bir alman dahi gözlemleyemedim. bu yüzden "türkiyede'ki yabancı okullar da benzer uygulamalar yapıyor" şeklinde görüş bildirenlere o görüşe nereden ulaştıklarını sormak lazım.
olay başlı başına emperyalist bir tutum. emperyalizmden kastım günümüz kapitalist emperyalizm'i değil. basbaya osmanlıcılık anksiyetesi. amaç o kadar belli ki.
ingiltere ve amerika dünyaya yayılıyor biz neden tepkisel bir genişleme çabası içerisinde bulunmayalım diyebilirsiniz. buna saygı duyarım. ama olay emperyalizm içermiyor derseniz işte o olmaz.
yarışmaya katılan çocukların psikolojisini az çok tahmin edebiliriz. birileri beni alman marşları okutmak için almanyaya götürmek isterse, seve seve gideceğimi sanmıyorum. damarlarımda saksonya kanı akmadığından olsa gerek ki bu işten pek zevk alacağımı sanmıyorum. aynı şekilde afrikalı bir çocuğun da türkçe destan okuma heveslisi olabileceğini sanmıyorum. bu olayda belli ki sömürü var. ilk bakışta kulağa maksadını aşan bir tanımlama gibi geldiği doğru. ama hayal edin bakalım; o çocuk çıkıp öğretmenine: ben türkiyeye gidip türk destanları okumak istemiyorum derse neler olur? nolucağı var mı? zavallının eğitim hayatı biter.
giriyi gereğinden fazla uzatıp daha fazla tepki çekmeye gerek yok. herkes bilmeli ki; milliyeti ne olursa olsun bir insana başka bir milletin eserlerini okutmak, başkalarıyla yarıştırmak, yürrü koçum tarzında yorumlarda bulunmak yanlıştır. bu çocuk türk olsa da yanlıştır. papualı olsa da yanlıştır. çok açık şekilde söylüyorum; bu olay insan haklarını ihlal etmektir.
çürükler arada kaynasılar diye manavlar çürük ürünleri güzel ürünlerin arasına serpiştirir. yarışma jürisine değinmeye pek gerek yok. manav taktiğiyle oluşturulmuş bir juridir. bunu idrak edebilmek için çok zeki olmaya gerek yok.
altıncısının şarkı yarışması dalında 104 yazıp 3077'ye göndererek komboçya'nın "çile bülbülüm çile"sine oy vereceğime yanlışlıkla 105 yazıp 3077'ye göndererek letonya'nın "gülü susuz seni aşksız bırakmam"ının ekmeğine yağ sürdüğüm organizasyondur. başta biraz üzüldüm ama sonra dedim zekai tunca da iyi bi abimizdir, helal olsun kontörlerim.
bi de tabi şu veçhile de düşünecek olursak herifler dünyayı kuşatıyorlar ben bülbülle gülle sermest oluyorum... "ne sığım lan" falan... olunuyor. o zaman da makul bir mukabele kabilinden denilebilir ki: "söz konusu olan kuşatma değil mi ki sevgi esaslıdır, hayırlara vesile olur inşallah."
bir yapma, mamur etme, düzeltme, merhem olma faaliyeti.
yaraya, yarayın en cerahatli kısmından değil de çevresinden merkeze ilerleme biçiminde tedavi sunma çabası.
ortada bir sorun var; dünyada bir kaos hakim ve kimine göre adı mazlum, kimine göre adı ezilenler, kimine göre ise adı sömürülenler, hakir görülenler, köle olarak bakılanlar, üçüncü dünyanın sefil ve yaşamayı hak etmeyen insanları olarak görülenler var.
ezilenler, en büyük eziklikleri de kaybettikleri özgüven olanlar, afrikanın kaybetmeyi kabüllenmiş insanları, güney asyanın kıpırdamaktan aciz halkları, ortadoğunun yaşamaktan kavga, savaş ve bunalımın göbeğinde yaşamak anlayan insanları, güney amerikanın üçüncü sınıf olmayı özümsemiş toplulukları ve bu toplulukların yalnızlığı, 7 milyarlık nüfus içinde bir başına, kendi kabuğunda yaşama zorunluluğu ve dış dünyadan bihaber hâlleri.
onlara bir kapı, bir köprü, bir oksijen deposu; uluslararası türkçe olimpiyatları.
demek ki amerikalı ile ıraklı, arap ile japon, güney afrikalı ile avrupalı, güney amerikalı ile orta asyalı aynı platformda buluşabilirmiş; demek ki -medeniyetler çatışması- tezi yalnızca hakim güçlerin "böyle olmalısınız" diktası imiş; demek ki farklı bir dünya, ütopya olarak görülen aynı korodan farklı seslerin çıkması, mümkünmüş; demek ki bize sunulandan başka ve yaşadığımız karanlık mağaranın haricinde bir yerler de varmış; demek ki bir orman gibi kardeşçesine yaşanabilecek, -arap olanın aceme, acemin arap olana üstün olmadığı- kelebeklerin, güllerin, selam durduğu bir dünya olabiliyormuş.
meydan boş olunca atan çok olmuş. ee tabi en iyi gözlem şeklinin yukarıdan ve uzaktan bakmak olduğunu sananlar üşenip o çocuklarla, onların öğretmenleriyle konuşmayınca bunların olması da doğal bir bakıma.
ben gidip konuştum çocuklarla ve öğretmenleriyle, ayrıca bir sürü arkadaşım var bu cemaatte. yaptıkları bu güzel işin emperyalizm ile bir gram alakalı olmadığını her insan idrak edebilir. o okullarda çocukların kültürleri, türkiye'deki yabancı okulların aksine ellerinden alınmaya çalışılmıyor. tam tersine kendi kültürleriyle yetişip aynı zamanda bilinmeyen ve bir arap ülkesi sanılan türkiye sevgisi veriliyor. o ülkelerin devlet adamlarının konuşmalarına bakabilirsiniz. hepsi de memnun bu durumdan, bu çocukların başarılarından, kendi insanlarına hizmetinden, ahlaklarından. söyleyin bana bu mu emperyalizm?
sms olayına takmışsınız. nasıl seçilsin finalistler arasından birinci? onu da mı jüri seçsin? sonuçta bu tüm ülkemiz insanını yakından ilgilendiren bir yarışma. eminim aramızdan bir çok kişinin bırakın haritada yerini bulmayı, adını bilmediği ülkelerden gelen bu insanlarla aynı dili konuşmak, kısacası ingiltere ve diğer emperyalistlerin kan ve barut ile yaptığını sevgi ve merhamet ile yapmak hiç mi tebessüm ettirmiyor asık çehrelerinizi?
yok fetoş planlamış, yok dinciymiş. o zaman daha iyisini sen yap kardeşim!!! daha güzel ve emperyalist olmayan türkiye sevgisini sen aşıla. daha fazla fedekarlığı sen yap. gidebilir misin bilinmeyen afrika ülkelerine türkçe ve türkiye'yi öğetmeye? söylediğin şeyleri yapabilecek cesaretin var mı? daha doğrusu beğenmediğin bu şeylerin binde birini yapabilecek cesaretin var mı?