aslında kavramların ne kadar önemli olduğunu anlatan bir yazarımız var. ve türkiye'de yetişen insanların aydın olma sürecinde ne kadar büyük problemler yaşadığını, iki kitap okuyan adamın nasıl da triplere girerek kavramlarla oynamaya başladığını, kavramları reddettiğini söylüyor bize. o adamın adı
oğuz atay. aklımda kalanıyla ileteyim; diyor ki; bilgisizlikten ve eziklik duygusundan dolayı kavramlarla oynar ve reddeder yarım aydınlarımız. ve kavramlarla oynarsanız/redderseniz nihilizme giden yolu açarsınız. bir hiçliğe doğru ilerlersiniz. hiçbir şeyin olmadığı bir yerde hiçliği tartışmaya başlarsınız. işte türk aydının problemi de budur. içini boşalttığı yüzlerce kavram ve reddettiği binlerce kavramla beylik laflar eder, çok büyük konuşur ki ses getirsin. çünkü bilir aslında o kavramların içini aslında kendisinin boşalttığını. ve reddettiği kavramlara ihtiyaç duyar. bir yerde yıkanır kalır. küçüklüğünü büyük konuşmaya çalışarak kapamaya uğraşır, bocalar... bence harika bir tespit.
başlıktaki genelleme bir nebze doğrudur. çünkü ulusalcılık insanları din sayesinde birleştirmeye çalışmaz. önemsemediğinden değil, işe yaramayacağından dolayıdır bu seçim ve dinsizlikle suçlanması da bu yüzden saçmadır. ulsalcılar dini reddetmez. sadece politikasını yapmazlar. ama milliyetçiliğin bazı dallarında din de çok önemli bir öğedir. mesela bugün mhp ocaklarında yer alan herkesin müslümanlığa atıf yaptığı bir gerçek. o konuda birleştikleri de aşikar.
ayrıca ulusalcı kesimin sol gelenekten geldiği de ortada. bu yüzden marx ile bile ilişkilendirebiliriz dinin bir politika aracı olarak kullanılmamasını. eminim kökleri oraya kadar gidiyordur. ama marx gibi dini reddeden ve yok sayan bir tutum söz konusu değildir ulusalcılıkta.
kemalizm ideolojisinin ne olduğuna dair bilgi edinmek isteyenler açıp vikipedideki kemalizm başlığına bakabilir. gayet uzun ve ayrıntılı bir yazı bulacaklar orada. daha ayrıntılı bilgi isteyenler
ahmet taner kışlalı'nın
kemalizm laiklik ve demokrasi kitabını kurcalayabilir. olabildiğince geniş ele alınmış akademik bir kitaptır. benim anlatmama gerek yok. sadece şunu söyleyeyim: kemalistlik atatürkçülük ile aynı anlama gelmektedir ve kemalizm diye bir ideoloji de vardır. olmadığını söyleyen insan ya ahmet taner kışlalı,
uğur mumcu,
muammer aksoy,
erol mütercimler ve benzeri isimleri hiç okumamıştır, tanımıyordur ya da oğuz atay'ın bahsettiği güruhtandır, attila ilhan'ı atatürkçü sanar. eheh.
"ulusalcılık demek
nationalism demek dolayısıyla da faşisttir bunlar" derseniz zaten hani sürekli kullanılan fildişi kulelerde yaşamak deyiminin canlı kanıtı olursunuz. yabancı yazarların yazdığı iki kitabı okuyup kendi ülkenle alakalı yorum yapmanın zararı buradadır zaten. zira türkiye'deki ulusalcılık ile batıdaki nationalismin alakası yoktur. hem uygulama hem de teori açısından.
ulusalcılık ile milliyetçilik arasında katı bir ayrım yapıp sonra da bunu şu anda ulusalcı olarak bize lansedilen isimlerin yaptığı kirli işlerle bağıntılamak cidden iyi niyetli adam işi değil. bunun benzerini müslümanlık için yapıyor batı. müslümanlık adına terörizm yapan insanlar var diye müslümanlık terörizmi över demenin mantığı yok, uzatmaya hiç gerek yok, bu aşikar. bizim artık bunları tartıştığımız bir noktada olmamamız lazım. eğer biz kavramlarla böyle oynarsak gideceğimiz yer zaten herkesin ne yapılacağını değil de kavramları tartıştığı, kısır döngüye mahkum, çıkışsız bir ortamdır. sanırım zaten o noktadayız, herkes kavramları tartışıyor. türban, laiklik, milliyetçilik, şeriat, demokrasi, kemalizm, uluslacı... herkes bunlardan başka şeyler çıkarıyor, başka şeyler anlıyor. tıkanıyoruz.
eğer biz ulusalcılar faşisttir dersek
attila ilhan da faşisttir dememiz lazım çünkü benim tanıdığım en adamakıllı ulusalcı attila ilhan'dı. ve ben bu adamın bir kez olsun faşist bir cümle kurduğunu görmüş değilim. bahsettiği şey basittir, bir ulus olarak türkiye'den konuşur, sosyolog edasıyla. hangi sol, hangi sağ serisini okuyan herkes de görür nerelere değindiğini. anlatır bize tek tek ne kadar çarpık bir toplum olma yolunda ilerlediğimizi. fransa ile karşılaştırmalar yapar, sol kavramının türkiye'de burjuvalaşmaya başladığını ve sağ kesimin aksine banliyöye indiğini. süleyman demirel'den bahseder, devleti kutsayan mukaddesatçı kesimin sağ olmaya mahkum olduğunu ve bunun içinde milliyetçilik de barındırdığını, din ile ilintili olduğunu. ve çıkış noktası olarak da tüm ulusu ve değerlerini sahiplenen, ırk ve din üzerinden değil, ulus üzerinden siyaset yapan, ekonomik bir yapı üzerinde herkesi birleştiren bir oluşum. bu özelliğiyle de devrimci ve atatürkçüdür. çünkü iktisadi kalkınma, iktisadi özgürlük atatürkçülüğe göre tam bağımsızlık demektir ve bir ulus ancak bu şekilde çağdaş medeniyetler seviyesine çıkıp onlarla yarışabilir. ulsalcı devrim'in de anadolu'da böyle oluştuğunu anlatır attila ilhan.
şimdi sen buna faşistlik ya da dinsizlik diyeceksen buyur de, hiç tutmayayım seni ama kim seni dikkate alacak orasını bilemem.
milliyetçilik kavramı ise ulusalcılık ile aynı kefeye konamayacak dalları barındırsa da makul olan taraflarıyla ulusalcılık ile kesişir ve katı bir ayrım yapılamayan noktalar barındırır. mesela sonradan türetme olan bir atatürk milliyetçiliği kavramı var. anayasa metninde bulunuyor. sonradan türemesinin sebebi de bellidir; osmanlıcılık tutmayınca türkçülüğü yedirmeye kalkanlar... atatürk milliyetçiliği ne mutlu türküm diyene lafı üzerinden ilerliyor, türkiye’de din ve ırk ayırdedilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese “türk” denir düsturunu benimsemiş. ama ülkemizde ve tüm dünyada ırk üzerinden ilerleyip bir insanı sadece ırkı yüzünden sevip sevmemeye kadar da gidebiliyor milliyetçilik kavramı. nihal atsız da bunun bir örneği işte.
neyse, uzun lafın kısası şunu demek istiyorum ben aslında, sanırım yazı boyunca pek hissettiremedim ama bizim kavramlara ihtiyacımız var. çünkü onların iyi yönlerini ve kötü yönlerini ayırt edip yeni oluşumlar oluşturmaya ihtiyacımız var. elimizde iyisiyle kötüsüyle bir malzeme olmalı ki biz onları işleyip yenilerini ve elbette ki daha iyilerini, daha eksiksizlerini elde edebilelim.
kavramları reddederek, dışlayarak, yok sayarak, çarpıtarak, basit ve sığ tespitler yapıp yıpratarak, oynayarak elde edebileceğimiz bir şey yok. kavramlar olmadan bilim bile yapamazsınız. hiçbir şey yapamazsınız.